
2019'un son çeyreğinde vizyona girecek birçok film vardı. Martin Scorsese'nin yönetmenliği ve eşsiz kadrosu ile The Irishman, Noah Baumbach'in yönetmenliğinde ve çok iyi bir kimya tutturdukları, henüz filmin kısa tanıtım videolarından bile anlaşılan Scarlett Johansson-Adam Driver ikilisinin başrolünde olduğu The Marriage Story, Anthony Hopkins ve Jonathan Pryce gibi iki üstadın başrolünde olduğu The Two Popes, Taika Waititi'nin merceğinden Jojo Rabbit, Christian Bale'ın başrolünde olduğu Ford v Ferrari, Uzak Doğu'dan kopup gelen Parasite... İnanın, bir bu kadar daha sayabilirim. -Bu filmlerin hepsini şiddetle tavsiye ediyorum bu arada.- Acayip bir seneydi gerçekten. Bir de sinemanın sözde öz evlatlarının göz ardı etmeyi tercih ettiği bir yapım vardı. Sessiz sedasız kısa videolar ve az sayıda fotoğraf paylaşılıyordu bu yapım özelinde. Evet, The Joker.
Gerek Todd Phillips'in kariyer basamaklarını komedi dalında tırmanmış olması, gerekse filmdeki karakter adına paylaşılan görsellerin, pek de kafalardaki Joker imajı normalleriyle uyuşmaması, filmin bu kitle adına, bir nebze de olsa arka planda kalmasına sebep olmuştu. Öte yandan Joaquin Phoenix'in genel izleyici kitlesi için bir şey ifade etmiyor oluşu da eklenince toplamda eksik bir hissiyat vardı ortalıkta. Hemen yükselmeyin; asla bir Leonardo DiCaprio, Christian Bale ya da Brad Pitt kadar tanınan ve büyük yapımlarda başrol olarak yer alan bir isim değil kendisi.
Tabii kendimden bahsetmiyorum, bu göz ardı ekibinden söz ederken. Keza şahsımı o zamandan beri takip edenler, beklentimin ne denli yüksek olduğunu hatırlayacaklardır.
Neyse işte, bu muazzam film kalabalığının arasından sadece belli bir kitlenin dikkati üzerindeyken vizyona girdi kendisi. Tek kişilik, çok acayip bir gösteri. Oyunculuk performansı, gerçekten ders niteliğinde. "Bir aktör, bir role kendini ne denli adayabilir? Bu işin sınırı nedir?" sorularına verilebilecek az sayıdaki cevaplardan biri olacak kadar iyi gerçekten. Phoenix'in aldığı "En İyi Aktör" Oscar'ı da bunu destekler nitelikte; fakat bu bölümde oyunculuk performansı hakkında bir şeyler karalamak için burada değilim.
"Niye buradasın peki?"
Kaynak: Know Your Meme
Yönetmen, kararları ve esinlendikleri üstüne konuşmak için. Joker, aslında toplama bir filmden ibaret. Üstelik öyle bir-iki değil, birçok yapımın bir araya gelmesi ile oluşmuş bir yapım kendisi. Baştan belirteyim; asla çalıntı bir film değil. Bu birçok özelliği bir araya getirip, çorba hüviyetine kavuşturmadan harika bir biçimde servis etmek de büyük bir iş, saygı duyuyorum. Keza Tarantino da çok farklı değildir; fakat çok uzun bir mesele ve başka bir günde...
Birçok filmden bahsedecek olsam da özellikle iki filme değineceğim.
Taxi Driver (1976) - Negatif Düşünceler
Martin Scorsese'nin yönetmenliğini üstlendiği, Robert De Niro'nun başrolünde olduğu Taxi Driver (1976) filminde ana karakterimizin ismi Travis Bickle. Travis, kendini dış dünyadan soyutlamış ve kafasında bambaşka gerçeklikler yaratmış, farklı bir karakter. Aynı zamanda bir kadını da takıntı haline getirmiş.
Joker filminde Arthur Fleck karakterinin sahip olduğu negatif düşüncelerin tamamı, bu karakterden alınmış durumda. Hatta buna bir gönderme de mevcut.

Yalnızca karakterin değil, şehrin durumu da aynı. Taxi Driver filmindeki New York, Joker filmindeki Gotham şehrinin iç meseleleri ve yozlaşma durumu bakımından neredeyse ayna modeli görüyor. Karakterin iç dünyasından benzer esintiler olmasının yanı sıra sinematografik olarak da tamamıyla bir kopya iş ve hatta neredeyse birebir aynı sahnelere sahip. (Altmışın üzerinde benzer kare çıkarmıştım; fakat bunların yeterli olduğunu düşünüyorum.)


The King of Comedy (1982) - Pozitif Düşünceler
Yine bir Martin Scorsese filmi ve başrolde yine Robert De Niro var. Aslında Taxi Driver'da negatif düşüncelerin benzerliği adına söylediğim her şeyi The King of Comedy üstünden pozitif düşünceler adına da söyleyebilirim.
Ana karakterimizin adı, Rupert Pupkin. Yetişkin bir adam olmasına rağmen, ailesiyle yaşamaya devam etmektedir ve halihazırda işsizdir.
En büyük hayali ise her hafta izlediği ve idolü olarak gördüğü komedi yıldızı Jerry Langford ile tanışmak ve onun gibi olmaktır. Onunla tanışma fırsatı yakalayacağına emindir ve buna hazırlıklı olabilmek için sürekli olarak yanında taşıdığı deftere aklına gelen esprileri not almaktadır. Tanıdık geldi mi?
Peki, Robert De Niro'nun Joker filminde bir televizyon yıldızını, yani The King of Comedy filminde tanışmak istediği adamın eş karakterini canlandırıyor olması...
Bu arada sinematografi bazında en az Taxi Driver filminden olduğu kadar The King of Comedy filminden de benzer sahnelere sahip.



The Man Who Laughs (1928) - İkonik Gülüş
"Harika bir sahne ya, çok özgün." Di mi?

Citizen Kane (1941) - Son
Kapanış sahnesi de mi? Evet.

Bünyesinde yaklaşık on filmden esintiler barındırıyor Joker. Üstüne uzun uzadıya değinilebilecek çok fazla mesele var. Serpico (1973), One Flew Over The Cuckoo's Nest (1975), The Dark Knight (2008), You Were Never Really Here (2017)...
Oğuz Altınöz, "Fakat yine de hakkını teslim etmeden kapatmak istemiyorum bölümü. Bütün bunlara rağmen, oldukça özgün sahnelere ve repliklere de sahip. Zaten en başında da söylediğim gibi, oyuncu performansına sırtını dayamış ve esinlendiği birçok yapıma rağmen, anlatım biçimini bozmadan, oldukça net ve sade bir sunuma sahip olması da yönetmen Todd Phillips'in başarısı. Ellerinden öpülesi bir yönetmenlik performansı..." der ve gider.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Joker filminin perde arkası, Met Galası, sıradaki James Bond, haberler, öneriler ve daha fazlası.
04 May 2022

YAZARLAR

Oğuz Altınöz
Yazar - Show Business

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR



