
Onu izledim ben. ile ayda bir konuk yazarları ağırlamaya, sözü film izlemeyi de filmler hakkında konuşmayı da en az benim kadar sevenlere bırakmaya devam ediyorum. Bu haftaki konuğum, Kaan Denk.
Filmloverss'ın yazı işleri müdürü Kaan'la, bu ünvanı henüz aldığı günlerde, "Bir dakika, baya sinema konuşuyoruz şu anda!" demesine neden olan bir masada, Başka Sinema Ayvalık Film Festivali'nde tanıştık. Festivali, neskafe içmek zorunda kalınan kötü peynirli kahvaltıları, ve tüm o haftayı güzelleştirenlerden oldu Kaan'la sohbetlerimiz. Kaan'ın yazı ve eleştirilerini Filmloverss'da okuyabilir, onu Letterboxd ve Twitter'da takip edebilirsiniz.
Kaan ne izlemiş?
Kaan'ın en iyisi: Toni Erdmann, 2016
Emre bana bu yazıyı yazmamı teklif edip formatı anlattığında, açıkçası kabul ederken aklımda özel bir film izleme planım yoktu bu hafta için. Fakat özellikle düşünüp bir filmi buraya yazma niyetiyle plan yapmış olsaydım bile bunun bir rewatch olmamasını isterdim. Ama gelin görün ki, buradayız... Öncesinde kariyerinde adını duyurabilmiş iki filmini izlediğim Maren Ade’nin bu hepinizin çok iyi bildiği modern klasiği geçtiğimiz günlerin bir gecesinde MUBI kütüphanesindeki sonsuz gezintimi durdurup “Aaaaw...” dedirtti. Çıktığı yıl sinema salonunda ilk kez izlediğimden beri tekrar geri dönmediğim ama hep bu tepkiyle andığım söz konusu “son yürek bükücü” Toni Erdmann’la bir gece ansızın tekrar buluştuk. Ülke sınırları dışında uluslararası bir şirkette çalışan işkolik bir genç kadın ile onun tarif etmeye çalışırken sıfat yetersizliğine yol açan babasının arasındaki çok basit ve tanıdık ilişkinin hikâyesinden ibaret film. Zaten filmin bu kadar çok sevilmesinin ve dillerden düşmemesinin altındaki sebep de içerisinde olanlar ya da anlattıklarında değil, nasıl anlattığında saklı.
Toni Erdmann, hakkında bilgi verebileceğim ya da çok özel tespitler yapacağım türden bir film gibi gelmiyor bana. Ancak buradaki format özelinde siz okuyuculara eğer hâlâ izlemediyseniz neden izlemeniz gerektiğine dair bir yönlendirmede bulunmam da gerekiyor gibi hissediyorum. Kendim için bahsedecek olursam bana bu seferki deneyimim, bunca yıldır dönüp ikinci kez izlememiş olmama şaşırmakla geçti. Her ne kadar açıp başına oturmadıysam da parçalar hâlinde yıllar içerisinde tekrar içimi ısıtan sahnelerini izledim. Elimde şu an böyle bir fırsat varken, araba satmak uğruna çekilmiş baba-kız mizanseniyle duygu sömüren reklamlarda bile peçete bitiren bendeniz için en vazgeçemediğim sahnenin bahsini etmeliyim tabii ki. Çok da şaşılacak ve kıyıda kalmış bir seçim olmayan, hatta filmin en tepe noktasında yer alan meşhur park sahnesinden bahsediyorum: Bulgaristan yöresine has ritüel kostümüyle parkta ağır adımlarla uzaklaşan babanın peşinden sessizce takip eden kızının en sonunda ardından tarif edilemez bir tonla seslenişi... Benim ölüşüm... Sinema sanatının titreyişi... Ve tabii ki asıl önemli olanı, Maren Ade’nin nasıl bir sinema yaptığına dair fındık kabuğuna sığdırılmış bir özetini sunması. - KD
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Güzel olacak şeyler, bültenin yeni bölümü, Kaan Denk için haftanın en iyisi, ve uzayda geçen film önerileri.
14 Kas 2021

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

