Kadın nasıl kadının yurdu olur?

Kadın kendi yurdu olmaya önce annenin kızına yurt olmasıyla başlar. Onu koşulsuzca sevmesi, kabul etmesi, saygı duymasıyla… Eğer bu yaşanmadıysa da bunun eksikliğine temas edip, bunun yasını tutarak ve başka kaynaklarla, başka iyileştirici ilişki deneyimleriyle bunun telafisini yaparak. Bunun aksi ise ruhları kemiren bir kurtla ömür boyu yaşamak zorunda kalmaktır.
Kadın nasıl kadının yurdu olur?

9 Mart - Akbank - Gündem
Akbank LAB ile birlikte

AI for Good Innovation Factory Türkiye başvuruları açıldı Birleşmiş Milletler’in Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından yürütülen global hızlandırma programı AI for Good Innovation Factory , farklı coğrafyalardaki Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SDG)’na yönelik çözümler sunan yapay zeka girişimlerini destekliyor. Başvurular 21 Mart’a kadar devam ediyor. Neler oluyor? Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından en az birine hizmet eden yapay zeka girişimleri başvurmaya hak kazanıyor. Ön elemeyi geçen girişimler ise Nisan’da gerçekleşecek "Spotlight Session" oturumunda jüri karşısına çıkıyor. Kazanan girişim ise Cenevre'de gerçekleşecek "AI for Good Innovation Factory Grand Finale" etkinliğine katılma fırsatı yakalıyor. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Kadınlık meselesi zihnimin açık olan daimi sekmelerinden biri. Nasıl olmasın? Birbirine yurt olan kadınlar, ne oluyor da aynı zamanda birbirini yiyen kurtlara dönüşüyorlar? Bu konuyu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle tekrar bir gözden geçirmeye karar verdim.  

Bilen okurlarım olacaktır hem kişisel hem de mesleki olarak kuşaklararası aktarım meselesiyle oldukça ilgiliyim. Hatta Ocak ayında Everest Yayınları’ndan çıkan Benim Yüzümden adlı kitabımın temel meselelerinden biri de bu. Ancak kişinin geçmişi, geçmişten bugüne getirdikleri, geçmişten ona aktarılanlar anlaşıldıkça sağlıklı bir şimdi inşa edilebileceğini düşünüyorum.

“İyileşme” kelimesinin kökeni, eski yüksek Almancada “bütün, bütün olma” anlamına gelen heilen kelimesinden geliyormuş. Gerçekten de insan kendisini parçalanmamış, dağılmamış hissettiğinde iyi olabiliyor, iyileşebiliyor ve elbette bütünselliğiyle yani zaaflarıyla, kusurlarıyla, karanlığıyla öteki tarafından kabul edildiğinde… Çünkü hepimizin en temel ihtiyacı, olduğumuz hâlimizle sevilmek, kabul görmek olsa gerek. Bu aynı zamanda dünyanın en zor şeylerinden biri de olabilir.

Bu olmadığında ise kendi kendimize yapamadığımız şeyi başkası bize yapsın isteriz. Başkası bize değer versin, başkası onaylasın, başkası takdir etsin, başkası şefkat göstersin ama bu da hiçbir zaman yetmez. Dolayısıyla ilişkilerdeki tatminsizlik, yoksunluk, yalnızlık hissimiz hiç geçmez. Çünkü kendi kendimize veremediğimiz hiçbir şeyi başkası da bize veremez. 

Bu kabul görme hikayesinin başladığı ilk yer elbette ilk ilişki kurduğumuz nesne olan annedir (ilk bakıcı, ilk bakım veren). Anne, ilk ilişki evrenimiz, başlangıç noktamız. Kabul etsek de etmesek de orada kurulan ilişkinin izlerini başka ilişkilerimizde daima görürüz. Madem kadın olmaktan, kadınlıktan bahsediyoruz, burada anneyle kurulan ilişkiyi gözardı edemeyiz. 

  • Yaşamda en çetrefilli ilişkilerin başında kuşkusuz anne-çocuk ilişkisi gelir, ancak bunu daha daraltacak olursak da anne-kız ilişkisi… Anneye benzemek hem çok korkutucu hem de öykünesi bir hâl alabilir; “Yine annem gibi davrandım”, “Gitgide anneme benzemeye başladım”, “Anneme hayranım.” 

Anne-kız ilişkisinin karmaşıklığı da belki en çok bu çelişkiden geliyor. Anneden ayrışabilmek ve bireyselleşmeyi becerebilmek için önce anneyle kurulacak sağlam bir bağa ihtiyaç duyarız. Ne olursa olsun anne tarafından duygusal veya fiziksel olarak terk edilmeyeceğimizi bilmemiz gerekir. Kadınlıktan, kadınsılıktan, kadın olmanın anlamından bahsedeceksek anne-kız ilişkisinde olan biteni anlamayı es geçemeyiz. 

  • Kız çocuk, annenin hemcinsi olarak onun bir nevi narsisistik aynası da oluyor. Bu da kız çocuğunu annenin kayıplarına, travmalarına, yaslarına daha duyarlı kılıyor ve maruz bırakıyor. Kadınlık eksiği gediğiyle, iyisi kötüsüyle önce anneden aktarılıyor. Kadın olmanın koşulu anneden geçiyor.

Kadınlık, inşası hiç bitmeyen çok katmanlı bir süreç. Regl olmakla, anne olmakla, orgazm olmakla, menapozla çok çeşitli evreleri olan, her evrede başka değişimlerin, kendi içinde kayıpların, kazançların, yasların yaşandığı bir süreç. Anne, kız çocuğuna hayat vermesinin dışında ona aynı zamanda bir kadınlık bilgisi de sunar. Bu da kaçınılmaz olarak kızı annenin kaderine bağlar. Kız çocuğu, annenin geçmişindeki travmatik olaylardan, acılardan, konuşulmayan sırlardan payını alır. Bu anlamda kızın ruhsal görevlerinden biri, annesinden kendisine iletilen düğümleri çözmek, ondan sağlıklı bir şekilde ayrışarak kendi kadınlık hikayesini yazmaktır. 

Psikanalist Elda Abrevaya, Kadınlığın Uzun ve Dolambaçlı Yolu isimli harikulade kitabında şöyle bir soru atar ortaya: 

“Sonuçta hangi kadın, kendisini annede tutuklu kılan bağları ve sadakati özümlemeden semptomlarından kurtulabilir ki?” 

Ve devam eder: 

“Düğümün çözülebilmesi için kadının kendisini anneye zincirleyen bağa dair çatışmaları katetmesi zorunludur, bunsuz özgürleşmesi olanaksızdır. Anneye sırtını çevirerek, dolayısıyla babayla erkeksi bir özdeşleşmeye girerek kadın olunamaz, kadın kimliği oluşturulmaz. Anneyle olan çatışmalar karşısında, babanın aşkının limanına sığınmak bir çıkış olabilir ama kadınsılıktan uzaklaştıran bir çıkıştır bu. Kadın olmanın bedeli, anneyle olan ilişkiden geçmektir.”

Kendimizi olduğumuz gibi sevebilmeyi, şefkat gösterebilmeyi, şansımız varsa önce anneden (ilk bakıcıdan) öğreniriz. Fakat anne, kendisini olduğu gibi sevebilmeyi başaramamışsa, kendisiyle ilişkisi kopuksa, travmalarına temas edememişse kız çocuğu da bunu görerek yetişir ve eğer olan biteni anlamlandıramayıp, anneden sağlıklı bir şekilde ayrışamadıysa da bu ilişki paternini başka yakın ilişkilerde de sergiler. 

Yönetmenliğini Adina Pintilie’nin yaptığı çok sevdiğim Dokunma Bana filminde geçen bir cümle bunu çok güzel özetliyor:

“Nasıl sevdiğini söylemek için bana nasıl sevildiğini anlat, anlat ki ben de nasıl sevdiğimi anlayayım.” 

Hillary L. McBride tarafından kaleme alınan Anneler, Kızları ve Beden Algısı kitabında sağlıklı bağlanmaya dair şöyle bir paragraf geçer:

“İnsanlar sağlıklı bir bağlılığa sahip olduklarında genellikle kendileri hakkında iyi ve dünyada güvende hissederler. Ait olduklarını ve sevilmeye layık olduklarını bilirler. Sağlıksız bağlanma tarzlarına sahip olduklarında ise kendilerini iyi hissetmeleri, güçlü ya da acı verici duygularla baş edebilmeleri, güvende olduklarına ya da terk edilmeyeceklerine inanmaları da zorlaşır. Yetişkinliklerinde romantik ilişkilerinde mesafeli, kaygılı ve/veya güvensiz hale gelirler ya da büyürken gördükleri bu kalıpları tekrar eden insanları tercih ederler. Aslında çocuklara, onları sevdiğinizin, terk etmeyeceğinizin ve güvende tutacağınızın bıkmadan usanmadan gösterilmesi gerekiyor. ”

Kendimizi tanıyabilmenin en önemli yollarından biri ilişkiler. Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmediğimizde başkalarının bizden beklediği gibi davranabiliriz. Bu durum ise kişide bireysel bir benlik kaybına yol açabilir, asla kendi olarak sevilmeyeceğine duyulan bir inançtır bunu körükleyen. 

  • Benliğin kaybı, kadın olarak kimliğimizin bir parçasını ihmal eden ve bütün olmaktan alıkoyan bir hayat yaratma riski taşır. Bu inanç başka biriyle sahici bir yakınlık kurmanın da önündeki en büyük engel olabilir. Kişi kendisini bütün olarak kabul etmediğinde başka biriyle de sağlıklı bir şekilde bütünleşemez.

Kadın kendi yurdu olmaya önce annenin kızına yurt olmasıyla başlar. Onu koşulsuzca sevmesi, kabul etmesi, saygı duymasıyla… Eğer bu yaşanmadıysa da bunun eksikliğine temas edip, bunun yasını tutarak ve başka kaynaklarla, başka iyileştirici ilişki deneyimleriyle bunun telafisini yaparak. Bunun aksi ise ruhları kemiren bir kurtla ömür boyu yaşamak zorunda kalmaktır. 

Ve bir kadın ancak kendisine yurt olabilirse başka kadınlara da yurt olabilir. Dolayısıyla anne ile kız arasında kurulacak güvenli ilişki, kuşkusuz tüm kadınlarla kurulacak ilişkileri de etkileyecektir. O vakit “Kadın kadının yurdudur” slogan olmaktan çıkıp gerçekten bir ilişki biçimine dönüşecektir. Farklılıkları kabullenerek, kabullenildiğimizi bilerek, her koşulda dayanışma göstererek, birbirimizi gerçekten destekleyerek…

“Karanlığı odadan çıkaramazsınız, ışık girdiğinde kendiliğinden kaybolur” diye bir cümle okumuştum kaynağını hatırlayamadığım bir yerde. Ben de karanlıklardan korunmak için kadınların kadınlara gerçekten ışık olabilmesini ama bunun sağlanabilmesi için de her kadının önce kendisine ışık olabilmesini can-ı gönülden diliyorum. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📬 Alan Parsons konseri, radyo filmleri

İngiliz müzisyen Alan Parsons, The Show Must Go On turnesi kapsamında İstanbul'a geliyor; 30. yılını kutlayan Apaçık Radyo ile Radyo Filmleri Haftası, İBB Beyoğlu Sineması'nda başladı.

09 Mar 2025

Akbank LAB ile birlikte

YAZARLAR

Tuğçe Isıyel

Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta