Kadının “soyadı” yok

Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması, kadınlara erkeğin soyadını alma zorunluluğunu kapsayan maddede düzenlemeye gidilmesi bekleniyor. Ancak söz konusu değişikliğin AYM'nin iptal kararına uymama ihtimali endişe yaratıyor.
Kadının “soyadı” yok

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

"Boşanmış bir anneyim. Bir gün 7 yaşındaki oğlumla uçağa bineceğimizde oğlumun kimliğini evde unuttuğumuzu fark ettik. Polis, annesi olduğuma emin olmak için kimliğimi sordu, fakat kimliklerimizde soyisimlerimiz farklı olduğu için elimde annesi olduğumu kanıtlayacak bir evrak yoktu. Polis de 'Bu kadın senin annen mi?' diye oğluma sordu. Fakat oğlum o anda polisler, uçağa alınmamamızın karmaşası gibi nedenlerle yaşadığı şaşkınlıkla ne yapacağını bilemedi. 'Ne diyeyim?' diye bana sordu. Kendi çocuğumla seyahate çıkarken çocuk kaçırıyor durumuna düşüyordum nerdeyse." – Konuştuğumuz bir anne.

Yukarıdaki hikaye, yazımızın konusunu oluşturuyor. Bir kadının evlenmesinin ardından kendi soyadını taşıyamamasının zorluğu veya boşandığında kendi soyadına dönmesiyle yaşanan olumsuz durumlar. Peki bu konu yeniden neden tartışılmaya başladı?  

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanarak değerlendirilmek üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen yeni yargı taslak metninde (8. Yargı Paketi) 22 farklı kanunda 105 maddenin değiştirildiği belirtildi. Bu kapsamda Türk Medeni Kanunu’nda da değişiklik yapılması, kadınlara erkeğin soyadını alma zorunluluğunu kapsayan maddede düzenlemeye gidilmesi bekleniyor. Geçen hafta sosyal medyada “yeni yargı taslağı” olarak paylaşılan dökümanda ise söz konusu kanunun şu şekilde değiştirildiği görüldü:

Anayasa Mahkemesi (AYM), 18 Nisan’da verdiği kararda, kadının soyadı olarak yalnızca evlenmeden önceki soyadını kullanmasını engelleyen hükmü eşitliğe aykırı bularak iptal etmişti. Bu kapsamda yargı paketinde soyadına ilişkin yer alan değişikliğin söz konusu karara göre yapılması bekleniyordu. Ancak paylaşılan taslak metninde yapılacak olan düzenlemenin karara göre olmadığı görülüyor. 

Konuya ilişkin Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonları Başkanı Canan Güllü ve Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) Gönüllüsü, Avukat Yelda Koçak ile konuştuk.

'Tek kelimeyle vahim'

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonları Başkanı Canan Güllü, düzenlemeye ilişkin hâlâ ellerinde bir belge olmaması nedeniyle basına yansıyan ve siyasilerin söylemlerinden ulaşılan sonuçlarla değerlendirmeler yapıldığını belirterek, “Sonuç tek kelimeyle vahim” diyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bu yana kadınların insan hakları alanında geri gittiğini vurgulayan Güllü, "Son hareket, bunu resmîleştirip üzerine damga vurmaktır" ifadelerini kullanıyor. Güllü “Biz kadınlar, hak arayışı içinde mücadele ile çözüm yaratırken hukuka güvenir ve onu pusula olarak önümüze koyar, bu pusulanın Anayasa'dan şaşmadan verdiği sonucu makbul sayar kabul ederiz” diye konuşuyor. 

'AYM kararı sanki hiç yokmuş gibi'

EŞİK Gönüllüsü, Avukat Yelda Koçak da sosyal medyadan yayılan taslak üzerinden yaptığı değerlendirmede, AYM kararına dikkat çekiyor:

“Medeni Kanun’un 187. Maddesi'nde bir değişiklik yapılacağı yer alıyor taslakta. Ancak o taslağı incelediğimizde, AYM’nin kadının kendi soyadını kullanma hakkına ilişkin vermiş olduğu karar sanki hiç yokmuş gibi, sanki hiç AYM öyle bir karar vermemiş gibi bir taslak hazırlanmış. Sadece kadının ilk eşinden aldığı soyad ile kendi soyadını bir arada kullandığı hâllerde, yeni bir evlilik yapması durumunda bunlardan birinden vazgeçmesine yönelik aslında çok da önemli olmayan bir cümle eklemişler mevcut yasaya. Oysa AYM ‘kadın evlenince kocanın soyadını alır’ ibaresi dâhil olan maddenin iptaline karar vermişti. Ve yasamaya da görev vermişti ‘düzenleme yapın’ diye. Ama iktidarın sanki böyle bir karar hiç yokmuşçasına, görmezden gelerek hazırladığı bir taslak var.”

'Şu anda olması gereken, kadınların başvuru yaptıklarında kendi soyadını kullanabilmeleri' 

Avukat Yelda Koçak, AYM’nin iptal kararının ardından yeni bir düzenleme yapılması gerekmediğini vurguluyor. Koçak "O hüküm iptal edildikten sonra illa düzenleme yapılması gerekmiyor. Kadınlar hâlihazırda dava açarak kendi soyadlarını kullanabiliyorlar. Bunun için sayısız dava açtık, hâlâ da açılıyor. Artık bunun dava gerektiren bir koşul olmaktan çıkması gerekiyor. AYM kararı iptal ettiği için şu anda olması gereken, herhangi bir davaya gerek kalmaksızın kadınların başvuru yaptığında sadece kendi soyadını kullanabilme olanağı olması" ifadelerini kullanıyor.

Avukat Yelda Koçak herhangi bir düzenleme yapılmasına gerek olmadığı vurgusunu ise şöyle açıklıyor:

“Türkiye, insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti olmayı önüne koyuyorsa, ‘böyle olacağım’ diyorsa, AYM kararı uyarınca bir değişiklik yapması gerekir. Ya da yapmalarına da gerek yok, çünkü herhangi bir yasal düzenleme yaptıklarında mevcuttan daha geriye gidiyorlar. Biz bu nedenle EŞİK olarak uzun süredir ‘yasalara dokunma, uygula’ diyoruz. Dokunmasınlar, uygulasınlar yeterli.” 

'Tedbir eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz'

Canan Güllü de Anayasa’nın 10. maddesine dikkat çekerek “Anayasamızın kadın erkek eşitliği olarak kısalttığımız maddesi, 10. madde ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir’ der. Bu maddeye eklenen (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) 'Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.' (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) der. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Bize izlenmesi gereken yolu ayan beyan ortaya koyan bir madde olarak hepimizin aklında durması gerekmektedir” diye konuşuyor.

Canan Güllü, kadınların evlendiklerinde eşlerinin soyadını almalarına ilişkin yasal düzenlemelerin tarihinin de son derece önemli olduğunu vurguluyor. Güllü, 1997 yılında Medeni Kanun’un 153. maddesinde yapılan değişiklikle kocanın soyadına üstünlük sağlayan sisteme biraz yumuşama getirildiğini ve kadına seçim hakkı tanındığını belirterek şunları söylüyor: 

“Bu seçim hakkı öyle kocaman bir özgürlük olarak sizi yanıltmasın. Zorundalık hâlinin devamının yanı sıra evlilik öncesi evlendirme memuruna veya evlilik sonrası nüfus memuruna verilen bir dilekçe ile eşin soyadından önce kadının kendi soyadını kullanma hakkı verilmiştir. Ancak dikkat ederseniz bu kanuni hak talep unsuru ile verilmiştir. 

Yani bu konudan haberi olmamış binlerce kadın zorunlu olarak evlilik saatine kadar taşıdığı soyadını bir yana bırakıp koca soyadını taşımakta zorunlu kılınmıştır. İçinde bulunduğumuz dönemlerin toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından yansıyan erkek egemen bakış açısı ile kadının kendi soyadını kullanma talebinin de çok olumlu karşılanan bu durum olmadığını atlamamak gereğini hatırlatmalıyım.” 

Kanuna ilişkin düzenlemeler:

Canan Güllü, 2002’de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yapılan yeni düzenlemede kadın erkek eşitliğini zedeleyen tüm maddeler değişse de 153. maddesinin aynen kaldığını, madde numarasının değişerek 187 olduğunu belirtiyor. Güllü, aynı maddeye ilişkin AYM'ye yapılan itiraz sürecini de şöyle anlatıyor: 

“187. Madde'ye ilişkin yapılan itirazda AYM, Anayasa'nın 10. maddesi ile 'kanun önünde eşitlik', Anayasa'nın 12. maddesi ile 'temel hak ve hürriyetler' ve yine Anayasa'nın 17. maddesi ile 'kısmi dokunulmazlığı' maddesi kapsamında yaptığı değerlendirme ile Anayasa'ya aykırılığı reddetmiştir.

Yol, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yönelmiş ve 16 Kasım 2004 tarihli Ayşe Ünal Tekeli hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Ünal Tekeli kararı” Türk hukuk sisteminde aile adının belirlenmesi bakımından 2001 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanun'un cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturduğu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu kabul etmiştir.

21 Ekim 2011'de Resmî Gazete AİHM kararına istinaden açılan davada 187. madde itirazını reddetmiş ve Anayasa'ya aykırılık bulmamıştır ve 10 yıl süre ile aynı kanunun tekrar AYM'ye taşınması yolu kapanmıştır.” 

Bu nedenle AYM'nin 28 Nisan 2023’te verdiği kararın kadın hareketi tarafından bir devrim olarak kabul gördüğünü vurgulayan Canan Güllü, “Mahkeme; kişiliğinin bir parçası olan soyadını taşımak yalnızca bir yükümlülük değil, bir hak olarak karar altına alınmış ve AİHM 8. Maddesi kapsamında değerlendirilerek 'cinsiyet temelli ayrımcılık' olarak kabul etmiş. 187. Maddenin yeniden tanzim edilmesi için geniş bir süre tanımıştır.” ifadelerini kullanıyor.

'Bu bir yasama darbesidir'

Kararın, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından geldiğini vurgulayan Yelda Koçak, konuşmasını şöyle sürdürüyor: 

“O zaman demiştik ki ‘Bu sadece İstanbul Sözleşmesi ya da sadece kadınların meselesi değildir. Bu bir insan hakları bütününden kopma meselesidir. Bu Anayasa’yı dinlememe, Anayasa’ya aykırılık meselesidir. Bütün ülkenin sorunudur’ demiştik.

Geçtiğimiz aylarda AYM’nin TİP Milletvekili Can Atalay’ın tahliye edilmesi yönündeki kararı da ‘kabul etmiyorum ben bu karara direniyorum’ diyen Yargıtay 3. Dairesi krizinde de aynı şeyi söylemiştik. Bu sadece bir Can Atalay, TİP meselesi değil. Bu bir Anayasa’ya uymama meselesi. 

Şimdi ise AYM’ye yine uymuyor iktidar. Bir kere bu taslak, toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı. Bunun aykırı olduğu daha önce söyleyen onlarca AİHM kararı, onlarca AYM kararı, yüzlerce yerel mahkeme kararı var. Bu eşitliğe aykırı düzenlemenin sanki bu mücadele hiç yokmuşçasına tekrar önümüze taslak olarak konulması artık iktidarın ülkenin yüzünü başka yere çevirdiğinin açık ilanıdır.

Bu, ikinci bir AYM kararını takmama tanımama hamlesidir. Birinde yargı darbesi demiştik, bu sefer de yasama darbesidir. Meclisteki bir grup milletvekilinin AYM’ye direnme hamlesidir bu taslak.”

'Kanun önünde eşitlik açısından kadının adı yok'

Canan Güllü, önemli bir noktayı vurgulayarak “Biz hemen bunu kaybedilmiş olarak görmüyoruz. Burada bir tartışmanın açılması lazım. Her ne kadar Meclis Komisyonu’na gelecekse de bundan önce sivil toplum örgütleriyle bir konuşma yapılmamışsa da bunun bir detaylandırılması lazım. Neden bu hâliyle kadına bir seçim hakkı tanınmamıştır? Neden soyadında erkek üstün?” diyor. Güllü “AYM’nin kararını görmeyerek yeniden bir tanzime giden ve eski hâline getirmeye çalışan kanun önergesi hukuksuzdur ve yanlıştır” diye vurguluyor. Canan Güllü ayrıca, önemli bir değerlendirmede bulunuyor: 

"Bugün hâlâ 187. Madde bir tanıma kavuşmamıştır. 

Duygu Asena’yı rahmetle anmamızı sağlayan bir boşluk durumundadır.

Kanun önünde eşitlik açısından kadının adı yok."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

İlkim Emirler

Deputy editor @ Aposto

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta