Kağıt Üstünde Ölümsüzlük

Tarih boyunca varlığını sürdüren simyacıların iki nihai hedefi vardı: Nesneleri altına çevirebilmek ve ölümsüzlük. En azından lisedeki kimya derslerinden bu kadarını hatırlayabiliyorum. İlginçtir ki bu iki güçlü arzu genlerimize kodlanmış gibi yüzyıllar içinde şekil değiştirdi ve modern hayata taşındı. Belki hiçbirimiz mutfağımızda bize sonsuz yaşam sağlayacak iksirler bulmakla uğraşmıyoruz ancak olabildiğince uzun yaşamak ve mümkün olduğu kadar para kazanmak temel amaçlarımız haline geldi.
Peki sonsuza kadar var olmaya yüklediğimiz anlam tam olarak neye karşılık geliyor? İşlek bir ilçenin ara sokağına hayrat yaptırmak ya da yıllar sonra bile adımızdan bahsettirebilecek bir içerik yazmak da ebedileşmenin bir yolu değil mi? Öyleyse sosyal medya hesaplarımızdan, tıkladığımız her siteye hortumla akıttığımız verilerimizden ve dijital varlığımızın nesillerden nesillere aktarılmasından bol bol bahsedeceğiz. Kriyojenik beden dondurma için kredi çekmenize gerek yok, işte kolay yoldan ölümsüz olmanın yolları! Ne kadar etik olduğu tartışılır, biz de bunun için buradayız.
Bir fav ile mezarında irkilmek

Attığımız her tweet, gönderdiğimiz her mesaj, hatta verdiğimiz her beğeni dijital dünyaya bir tuğla daha koyuyor. Hepimiz gelecek nesillere, belki bu kadar geniş çaplı olmasa bile kendi dokunabileceğimiz insanlara bir miras bırakmaya çalışıyoruz. Pek farkında olmasak da bir futbol maçı anında attığımız bir tweet ya da arkadaşımıza gönderdiğimiz komik bir meme de bu mirasın bir parçası haline geliyor. Aslında elimizle düzenlediğimiz suni bir kişilik yaratmaktansa filtresiz olarak yansıttığımız gerçekliğimizin bir aynası olan bu parçaların birleşimi çok daha bizden bir parçayı yaşatmamıza yardımcı olacak.
Hatta ölümsüzlüğün sadece fiziksel varlıktan ibaret olmadığını fark eden girişimciler tüm dijital parçalarımızı bir arada tutmak ve sevdiklerimize sunmak için çeşitli adımlar attılar bile.
Lawrence Darani ölüyordu. İki yıl önce doktorlar ona akciğer rahatsızlığının tedavi edilemez olduğunu söylemişti ve ona biçilen ömür yalnızca iki yıldı. Ama bir dijital ölümsüzlük makalesine konu olduğu gün içi tamamen rahattı. Çay içiyor, güney Londra'daki aydınlık oturma odasının koltuğunda oturuyor, kucağına kıvrılmış kara kedisini seviyordu. Son derece sakindi, çünkü ölümsüz olmayı garantilemişti.
Darani’nin garipsenebilecek iç rahatlığının sebebi, insanlara öldükten sonra sosyal medya hesapları sayesinde hayatta kalabilmelerini sağlayan DeadSocial isimli siteye kaydolmasıydı. İsmi biraz kara mizah ürünü gibi duran bu dijital ölümsüzlük platformu, kullanıcılara ölümlerinden sonra Facebook, Twitter, LinkedIn ve DeadSocial internet sitesine gönderilecek sınırsız sayıda fotoğraf, video, ses ve metin mesajı yükleme imkanı sağlıyor. Herhangi bir kullanıcı 999 yıl sonrasına kadar herhangi bir zamanda gönderilecek mesajları planlayabilir. Bu sayede torunumuzun torununa yeni yıl dileklerimizi iletme şansına sahip olacağız gibi düşünebiliriz. Ha ansızın bir ölüden “İyi yıllar!” mesajı almak birini mutlu mu eder, yoksa gece uykularının kaçmasına mı neden olur, tartışılır.
"Kameraya bakarken sadece çocuklarımla değil, torunlarımla ve gelecek nesillerimle de konuştuğumu düşündüm. Bana dair her şey daima bir bulutun içinde var olacak ve bunun rahatlatıcı bir yanı var. DeadSocial aracılığıyla, kim olduğunuzun özünün internette kalmasını sağlayabilyorsunuz. Bir nevi ölümü aldatıyor.”
Bir sonraki adımda daha ürkütücü uygulamalar yer alıyor. Öldükten sonra bizim planlamamız dahilinde, bizim yazdığımız mesajları sevdiklerimize ileten uygulamalar denklemin biraz daha masum kısmında yer alıyor. Sloganı “Kalbin atmayı bıraktığında bile tweet atmaya devam edeceksin.” olan LivesOn, gerçekten kalbimiz atmayı bıraktığında bile tweet atmaya devam ediyor. Bizim vekaletimizle, ancak tam olarak bizden habersiz. Eski tweetlerimizi, beğenilerimizi ve favori konularımızı öğrenerek ne söyleyebileceğimiz üzerine tahminler oluşturan bu uygulama Twitter akışımızı canlı tutmak üzerine çalışıyor.
Sosyal medyaya vasi atamak

DeadSocial gibi uygulamalar öldükten sonra sevdiklerimizle bir şekilde iletişimde kalmamızı sağlarken, aynı konseptte farklı amaçlara hitap eden uygulamalar da mevcut. Legacy Locker, Cirrus Legacy ve Secure Safe gibi bazı uygulamalar kullanıcıların şifreleri ve önemli dosyaları gibi belgeleri saklayarak öldükten sonra sevdikleri ile paylaşıyor. Görülmesini istemediğimiz mesajlar için düzenli olarak gelen kutumuzu temizlemek ya da şimdiden ölümümüzü planlayarak dikkatli bir sosyal medya kullanımı sağlamak bir çare olabilir. Ancak sevdiklerimiz bizi biz yapan her şeyi görmek istiyor, o yüzden koyverdik gitti.
Pulitzer ödüllü Chicago Sun-Times film eleştirmeni ve Twitter fenomeni Roger Ebert on yıldan fazla bir süredir tiroid kanseriyle mücadele ediyordu. Bir gün eşinden dijital mümkünün yöneticisi olmasını istedi. Hem de öldükten sonra. Nisan 2013'te 70 yaşında öldüğünde Facebook sayfasına 100.000'den fazla kişi kaydoldu ve 850.000'den fazla Twitter takipçisi vardı. Ebert sadece bağlantılarının da onunla ölmediğinden emin olmak istedi.
Ölümünden birkaç hafta önce, Ebert eşine Facebook ve Twitter hesaplarını beslemeye, onları aktif tutmaya ve sık sık güncellemeye ve doğal olarak çok özel bir insan olduğunu bilmesine rağmen mesajları kişiselleştirmeye söz verdi. Ona şifrelerini verdiğinde sonun bu kadar yakın olduğunu bilmiyordu.
Sosyal medya hesaplarımıza dijital ya da gerçek bir vasi atamak etik mi?
Ebert’in eşi Chaz’e ölümünden sonra Twitter hesabını aktif tutması için özel bir izin verilmişti. Normal şartlar altında Facebook ve Twitter, ölen kişilerin hesaplarının tanıdıkları tarafından kullanılmasına izin vermiyor. Bir dijital hizmet yerine yaşayan birinin bu varlığı devam ettirmesi sürdürülebilirlik açısından da pek mantıklı değil. Ya gerçek vasimizin söyleyecekleri bir gün tükenirse? Ya da yaşamın nihai sonu bir gün onu da bulursa? Nesillerden nesillere aktarılacak bir tweet zinciri vasiyeti ancak bilim kurgu filmlerinde olur.
Facebook, vefat eden bir kişinin profilinin "hatırlanmak üzere" bir anıta dönüştürülmesini tercih ediyor. Yani ölüm bildirildiğinde, Facebook durum güncellemelerini ve iletişim bilgilerini sayfadan kaldırıyor ve arkadaşlarının ölen kişiyle yeniden bağlantı kurabileceği tüm kanalları ortadan kaldırıyor. Ansızın profil sayfasından iyi dileklerde bulunmaya veya neşeli doğum günü kutlaması paylaşmaya elveda.
Dijital bir vasiye tüm varlığımızı teslim etmenin ise veri gizliliği açısından tartışılabilir yanları mevcut. Oxford İnternet Enstitüsü'nden Carl Ohman, ölü insanlara ait Facebook profili sayısının birkaç on yıl içinde platformun yaşayan kullanıcılarının sayısını geçmesinin beklediğini ve veri gizliliği sorularının eskiye oranla daha acil bir hale geldiğini söylüyor.
Bir yandan veri gizliliği sorununa dikkat çeken Ohman, diğer yandan bu gelişmenin insanlık tarihi açısından önemine dikkat çekiyor. Facebook’un (elbette diğer platformlar da bu kategoriye girecektir) türümüzün tarihinde şimdiye kadar bir araya getirilmiş en büyük insan davranışı arşivi olduğunu savunan araştırmacı, gelecek nesillere ışık tutacağımızı savunuyor.
Evet, ölen kişilerin geride bıraktığı veriler hem erişilebilirlik hem de filtresizlik açısından gelecek nesillere toplumumuzu anlamlandırmak açısından büyük kolaylık sağlayabilir. Senelerce süren arkeoloji kazıları, toplumları çözebilmek adına yürütülen antropoloji çalışmaları ve çok daha fazlası yalnızca öldüğünden emin olduğumuz bir grup insanın sosyal medya profilini kontrol etmemiz ile kolaylaşabilir.
Bunun bir parçası olacak mıyız? Tıp dünyası bize bir şok yaşatmadıkça elbet bir gün. Araştırmacılar gizlilik endişelerinin yakın zamanda bir gereklilik üzerine rayına oturtulacağını savunuyor. Öyle ya da böyle tarihe bir iz bırakmak ve dijital ölü toplumunun fertlerinden biri olmak ister miyiz? İşte burası tartışılır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Nur Kardelen Ay
Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.
İLGİLİ OKUMALAR




