Kayıp çocukların kayıp verileri: Veri olmadan çözüm bulmak mümkün mü?

Türkiye’de kaç çocuk kayıp? Bu çocuklara ilişkin veriler nasıl tutuluyor? Çocukların kaybolma nedenleri neler? Kayıpların ne kadarı bulunuyor ve ailelerine dönüyor? Bu sorular üzerinde dönen tartışmalar, veri eksikliği, çelişkili açıklamalar ve şaibeli ifadelerle bir türlü açıklığa kavuşamıyor.
Kayıp çocukların kayıp verileri: Veri olmadan çözüm bulmak mümkün mü?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Yeni Epstein dosyalarının dolaşıma girmesiyle beraber, Türkiye’de kaybolan çocuklar meselesi bir kere daha gündeme geldi. Öte yandan açıklanmayan veriler, sorunun boyutlarını anlayıp anlamlı çözüm önerilerinde bulunmanın önündeki en büyük engellerden biri.

Türkiye’de kaç çocuk kayıp? Bu çocuklara ilişkin veriler nasıl tutuluyor? Çocukların kaybolma nedenleri neler? Kayıpların ne kadarı bulunuyor ve ailelerine dönüyor? Bu sorular üzerinde dönen tartışmalar, veri eksikliği, çelişkili açıklamalar ve şaibeli ifadeler nedeniyle bir türlü açıklığa kavuşamıyor. 

Psikolog Kıvılcım Kıran “Bir çocuğun kaybolması bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir başarısızlıktır” diyor ve önleyici sistemler üzerine çalışılması gerektiğini vurguluyor. Ve yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da küresel bir krize dönüşen kayıp çocuk meselesi için öncelikli ihtiyaçlardan biri şeffaf bir veri politikasının izlenmesi

Kaç çocuğun kaybolduğuna dair arka arkaya yeni iddialar ortaya atılırken İletişim Başkanlığı, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Sosyal medya mecralarında yer alan, ‘Türkiye’de her yıl 10 binden fazla, son 8 yılda ise 100 bine yakın çocuğun kaybolduğu’ iddiaları doğru değildir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından paylaşılan bilgiler, bağlamından koparılıp çarpıtılarak kamuoyuna servis edilmektedir. TÜİK istatistikleri, yalnızca hakkında resmî kayıp müracaatı yapılan ve daha sonra bulunan çocuklara ilişkindir. Bu verilerde de iddia edildiği oranlarda bir durum söz konusu değildir. Ayrıca kamu kurumları tarafından, ‘kayıp ve bulunamayan çocuk sayısı’ başlığı altında yayımlanmış resmî bir istatistik de bulunmamaktadır.”

Öte yandan zaten kayıp çocuklara ilişkin verilerin yayımlanmaması, eleştirilen meselelerin başında geliyor. Mesela 3 Eylül 2024 yılında Narin Güran cinayeti ardından CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Türkiye’nin kayıp çocuklarını TBMM gündemine şu sözlerle taşımıştı:

“Türkiye’de 8 yıldır kaç çocuğun kaybolduğu bilinmiyor. Bu durum başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere iktidarın ayıbıdır. En acısı da kaybolan ya da kaçırılan çocukların büyük bir bölümü bulunamamaktadır. Konuyla ilgili istatistik en son TÜİK tarafından 2016 yılında açıklanmış, bu tarihten sonra herhangi bir veri açıklanmamıştır. 8 yıl önce yayımlanan TÜİK Adli İstatistik verilerine göre Türkiye'de hakkında resmî olarak kayıp müracaatı yapılan ve güvenlik birimleri ya da vatandaşlar tarafından bulunarak güvenlik birimlerine getirilen çocuk sayısı 2008-2016 yılları arasında 104 bin 531’dir. 2016-2023 yılları arasında kaç çocuğun kaybolduğu, bu çocukların kaçının bulunabildiğine dair herhangi bir istatistik bulunmamaktadır.”

İddiaların odağındaki Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), yine Narin Güran cinayetinin işlendiği günlerde yaptığı açıklamada, verileri açıklamaya devam ettiğini duyurmuştu:

“Kullanılan verilerde bir kişiye ait gerçekleşen her olay için ayrı kayıt bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle TÜİK tarafından çocuk sayısı bazında bir istatistik yayımlanmamaktadır. Bazı basın ve yayın organları ile sosyal medya hesaplarında yer alan ve kayıp çocuk istatistiklerinin TÜİK tarafından artık yayımlanmadığı iddiası doğru değildir. TÜİK kayıp (bulunan) çocukların karıştığı olay sayısı verilerini Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı verilerine göre düzenli olarak yayımlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda, TÜİK tarafından açıklanan ‘kayıp (bulunan)’ çocuklar, hakkında resmî olarak kayıp müracaatı yapılan ve güvenlik birimleri veya vatandaşlar tarafından bulunarak güvenlik birimlerine getirilen çocukları kapsamaktadır.”

Bu ifadelere göre TÜİK, güvenlik kuvvetlerine teslim edilen ve olaylara karışan çocukların verilerini açıklamaya devam ediyor. Fakat ailesinden kaçan, kaybolan, bulunamayan ve güvenlik güçlerine teslim edilmeyen çocukların akıbeti konusunda bilgi verecek bir istatistiğe sahip değiliz. Sadece emniyet güçlerinin envanterlerine geçen, yani TÜİK’in tabiriyle “bulunan” çocukların rakamları bildiriliyor. 

Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği’nden avukat Müjde Özbey, verilerin açıklanmamasını şu sözlerle değerlendiriyor:  

“Türkiye’de kayıp çocuklar yüz binlerle ifade edilmesine rağmen, tıpkı kadın cinayetlerinde olduğu gibi istisnai ya da ‘olağan dışı’ vakalar olarak ele alınıyor. Oysa çocuk, toplumun ortak sorumluluğundadır. Buna rağmen 2016 yılından bu yana kayıp çocuklara ilişkin düzenli ve şeffaf bir veri paylaşımı yapılmıyor. Son sekiz yılda 104 bin civarı çocuğun kayıp olduğu iddiası kamuoyunda sıkça dile getiriliyor ve bu sayı resmî makamlar tarafından yalanlanıyor. Ancak devlet bu iddiayı yalanlarken yerine güvenilir, güncel bir veri koymuyor. Bu yapılmadığında, verilerin sorumluluk doğuracağı ve güçlü çıkar ilişkilerini görünür kılacağı için kamuoyuyla paylaşılmadığını düşünmek kaçınılmaz hâle geliyor.”

Özellikle deprem gibi afetlerde yaşananlar, çocukların akıbetinin sorgulanmasına neden oluyor. 1996-1997 arasında İçişleri Bakanlığı görevini yürüten Meral Akşener, Sadettin Tantan’ın İçişleri Bakanı olduğu 1999 depremindeki tanıklığını hatırlatarak 6 Şubat 2023 depreminin ardından şu uyarıyı yapmıştı:

“Sizden rica ediyorum. Bu dönemlerde çocuk çalınır. Organ için, satılmak için, küçük çocuklar başka şeyler için çalınır. Ailesini kaybetmiş çocukları devlet kurumlarına teslim edin. Küçük çocukların peşinde olacaksınız.” 

Depremlerde karışan rakamlar

17 Ağustos ve 6 Şubat depremlerinden sonra kaç kişinin kayıp olduğuyla ilgili farklı sayılar dillendiriliyor. 6 Şubat depreminden bu yana, kaç çocuğun kayıp olduğu sorusu gündemden düşmüyor. 

UNICEF, 6 Şubat depremi sonrasında yaptığı duyuruda, “Türkiye'deki çocukların insan ticaretine karşı korunması ve risk altındaki çocukların belirlenmesi amacıyla çok sektörlü bir müdahale planının hayata geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu. 

11 Ocak 2024 tarihinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, kayıp çocuklara ilişkin iddiaları “1.912 çocuğumuzdan bir tanesinin bile kayıp olması durumunun söz konusu olmadığını tekraren ilan ediyorum. Bu çocukların kimlik tespitlerini çok titizlikle devletin bütün birimleriyle yapıldısözleriyle yalanladı. 

  • Göktaş, haberlerin “felaketin ilk anlarından itibaren devletimizi aciz göstermek isteyen kötü niyetli bazı çevreler yalan haber üreterek kamuoyunu yanıltmaya çalışması” neticesinde hazırlandığını savundu.  

Göktaş’ın açıklamasına karşılık, çocuklarını bulamadıklarını, yetkililer tarafından bilgilendirilmediklerini ve DNA örneklerine ulaşamadıklarını söyleyen aileler iddialarını yineliyor. Depremin olduğu günden bu tarafa yeğenini arayan Nurşen Kısa gibi... Kısa, yaptığı pek çok başvuruya karşılık, kaybedilen dilekçeler, kaydedilmeyen başvurular gibi sorunlarla karşılaşmış; kaybolduktan sonra yetkililer tarafından “Emir annesinde mi babasında mı kalıyor? Toplu sünnet yaptırmak ister misiniz?” gibi sorularla aranmaya devam etmiş. 

Aile Bakanı Göktaş’ın 11 Ocak 2024 tarihinde yaptığı “1.912 çocuğumuzdan bir tanesinin bile kayıp olması durumunun söz konusu olmadığını ilan ediyorum” açıklamasına karşılık İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 20 Kasım 2024 tarihinde şu açıklamayı yaptı

“53 bin 725 can kaybı yaşandı, 107 bin 213 kişi yaralandı. Depremden sonra 161’i çocuk, 379’u yetişkin 540 depremzede hakkında kayıp müracaatı yapıldı. Cumhuriyet başsavcılıkları koordinesinde yürütülen çalışmalar neticesinde, DNA eşleşmesi, ölüm tespiti ve ölüm karinesi düzenlendi. Bu çalışmalar sonrasında 13 Kasım 2024 tarihi itibarıyla 30’u çocuk, 45’i yetişkin olmak üzere 75 depremzedenin arama çalışmaları devam ediyor. Bunun 50’si Türk, 25’i yabancı uyruklu.”

Tablo yetkililer açısından ayrı, yakınlar açısından ayrı olsa da, 6 Şubat depreminin üçüncü yıldönümünde halen kayıplarını arayan aileler, bulunamayan çocuklar ve cevaplanamayan sorular var. 

Kıran: Kaybolan çocuklar toplumsal başarısızlıktır

“Bir çocuğun kaybolması ne demektir, bunun toplumsal psikolojideki karşılığı nedir?” sorusunu yanıtlayan psikolog Kıvılcım Kıran, şeffaflığın önemine dikkat çekiyor:  

“Veriler, bu konuda haklı bir şüphenin oluşmasına yetecek kadar ciddi bir tabloya işaret ediyor. Epstein’in mahkeme kayıtlarında yer alan ifadeler, özel uçağının pilotuyla yapılan sorgulamalar ve ortaya çıkan bazı bağlantılar, bu meselenin ciddiyetle ele alınması gerektiğini gösteriyor. Elbette burada asıl beklenti, devlet kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin şeffaf, sistemli ve koruyucu mekanizmaları güçlendiren adımlar atmasıdır.”

Kıran, çocuk kayıplarının “en ağır alarm durumlarından biri” olduğunu söylüyor: 

“Toplumun en kırılgan, en korunmaya muhtaç bireyi olan çocuğu koruyamamak, bir çocuğun akıbetinin belirsiz kalması, yalnızca bir aileyi ilgilendiren münferit bir trajedi değildir. Bu, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde en ağır alarm durumlarından biridir. Çünkü çocuk kendi güvenliğini sağlama kapasitesi sınırlı, yetişkinlere ve sistemlere bağımlı bir varlıktır. Dolayısıyla bir çocuğun kaybolması, yalnızca ‘kötü bir olay’ değildir, yetişkin dünyanın, kurumsal yapıların ve koruyucu sistemlerin işlevini yitirdiğini gösterir. Bu da toplumda derin bir güven yırtılması yaratır.” 

Teyit edilmemiş bilgilerin yaratabileceği sıkıntılara işaret eden Kıran, sansasyonel bilgilerin gerçeği görmeyi zorlaştırdığını vurguluyor: 

“İnsanlar çocuklara yönelik suçlarda haklı bir öfke hissediyor. Çocuğun yaşı küçüldükçe öfke ve dehşet artıyor ama ne yazık ki aynı oranda sağduyu azalabiliyor. Sansasyonel, doğruluğu teyit edilmemiş bilgiler çok hızlı dolaşıma giriyor. Bugün yapay zeka desteğiyle bu bilgi kirliliği daha da artmış durumda. 

Oysa kayıp çocuk meselesi, her toplumda her zaman var olan bir risk alanıdır. Çünkü çocukları sömürmeye, kaçırmaya ya da istismar etmeye istekli kötü niyetli insanlar maalesef her zaman vardır. Bu gerçeği sadece ‘birkaç sapkın birey’ üzerinden okumak yerine, kontrol ve koruma sistemlerinin nerede aksadığını konuşmak daha gerçekçi ve daha dönüştürücüdür. İnkar ya da panik yerine, rahatsız edici bir gerçekle soğukkanlı biçimde yüzleşmek gerekir: Güvende sandığımız dünya, toplumun en kırılgan kesimi olan çocuklar için her zaman güvenli değildir ve bu yüzden koruyucu mekanizmalar çok katmanlı olmak zorundadır.” 

Depremler gibi büyük toplumsal felaketlerin uygulamalar ve koruma modelleri üzerindeki geliştirici etkisine değinen Kıran’a göre, edinilen bu deneyim toplumun tamamına yayılmalı: 

“Örneğin konteyner kentler gibi geçici yaşam alanlarında çocukların çok daha savunmasız hâle gelebildiğini biliyoruz. Ben de gönüllü olarak yer aldığım bazı çalışmalarda, bu alanlardaki riskler konusunda hem çocukları hem de aileleri bilgilendirme çalışmaları yürüttüm. Basit ama hayati bilgiler, çocukların ve ailelerin farkındalığını ciddi biçimde artırabiliyor. Bu tür önleyici çalışmalar, en az kriz sonrası müdahaleler kadar önemlidir.”

Kıran, “Çocuklara yönelik suçların konuşulmasında nelere dikkat etmeliyiz?” sorusuna da şöyle cevap veriyor:  

“Birincisi, dili doğru kurmak. Sansasyonel, magazinel ve korku pornografisine kayan anlatılar meseleyi çözmez, aksine gerçekliği bulandırır. İkincisi, odağı failin ‘tuhaflığına’ indirgememek, bu suçların hangi kültürel, sosyal ve kurumsal boşluklarda mümkün hâle geldiğini görmek. Üçüncüsü ise mağdurun yaşını, kırılganlığını ve gelişimsel gerçekliğini merkeze almak. Çocuklar söz konusu olduğunda ‘rıza’, ‘kaçtı’, ‘istemiştir’ gibi ifadeler hem bilimsel hem etik olarak kabul edilemez. 

Bir çocuğun kaybolması bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir başarısızlıktır. Bu konuyu ciddiye almak, yalnızca suç olduktan sonra değil, olmadan önce konuşmayı, önlemeyi ve koruyucu sistemleri güçlendirmeyi gerektirir. Aksi hâlde her yeni vakada aynı şaşkınlığı yaşar, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam ederiz. Bu ise çocuklar için en tehlikeli senaryodur.”

Dünyayı saran küresel bir kriz

Kayıp çocuklar, rakamlar ve yaklaşım açısından Türkiye’de bir kaosa dönüşmüş durumda. TÜİK verilerine göre, 2008-2016 yılları arasında 104 bin 531 çocuğun kaybolduğu bildirilmiş. 

  • Resmî verilere göre, kaybolan erkek çocuk vakalarının yüzde 55’i Antalya, Diyarbakır, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Adana, Ankara, Bursa, Denizli ve Şanlıurfa illerinde yoğunlaşıyor. Verilerin bir diğer dikkat çekici yanı, kaybolan kız çocuklarının en fazla Antalya’da görülmesi. Söz konusu 9 yıl içinde Antalya’da, emniyet birimlerine bildirilen kaybolan kız çocuğu sayısı 4 bin 559.

Çocuk kayıplarında pek çok ihtimal öne çıkıyor. Sağlıklı bir istatistiğe ulaşmak için bütün ihtimallerin de araştırmalara dahil edilmesi gerekiyor. 

Dünya genelinde de kaybolan çocuklara ilişkin durum, Türkiye’dekinden çok farklı değil. Missing Children Europe ve AMBER Alert Europe verilerine göre Avrupa Birliği ülkelerinde her yıl yaklaşık 250 bin çocuk kayboluyor. İstatistiklerin düzgün tutulmadığı ülkelerde durum daha vahim. Örneğin Hindistan’da her 8 dakikada bir çocuk kayboluyor ve çocukların akıbeti çoğunlukla bilinmiyor. Çoğunun zorla çalıştırıldığı, köleleştirildiği ve seks ticaretinde kullanıldığı düşünülüyor. 

Doç. Dr. Asmin Kavas’ın raporuna göre, Avustralya’da her yıl yaklaşık 20 bin çocuk, Kanada’da her yıl yaklaşık 45 bin 288 çocuk, Almanya’da her yıl yaklaşık 100 bin çocuk, Rusya’da yaklaşık 45 bin çocuk, İspanya’da her yıl yaklaşık 20 bin çocuk, Birleşik Krallık’ta her yıl yaklaşık 112 bin 853 çocuk, Meksika’da 120 bin çocuk, Brezilya’da 40 bin çocuk, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise her yıl yaklaşık 460 bin çocuk kayboluyor.  

İstatistiklerin doğru işlenmesi için, International Centre for Missing & Exploited Children (ICMEC- Kaybolan ve İstismara Uğrayan Çocukların Ulusal Merkezi), tarafından geliştirilen “Model Kaybolan Çocuk Çerçevesi” kullanılıyor. Kurum, kaybolan çocuk vakalarını genellikle şu 5 ana kategoride sınıflandırıyor:

  1. Tehlikedeki kaçak çocuklar (12-18 yaş): Evsiz kalmış, tehlike altında olan ya da kendi isteğiyle evden kaçan çocuklar. 
  2. Aile içi kaçırma (0-18 yaş): Genellikle boşanmış ya da ayrı yaşayan ebeveynlerden birinin, çocuğu diğer ebeveynin bilgisi dışında kaçırması durumu.
  3. Aile dışı kaçırma (0-18 yaş): Çocukların aile dışındaki bir kişi ya da kişiler tarafından kaçırılması. 
  4. Terk edilmiş veya refakatsiz çocuklar (0-18 yaş): Göçmen krizlerinde sıkça karşılaştığımız, kimsesiz ya da refakatsiz çocuklar. 
  5. Kaybolan veya yaralı çocuklar (her yaş grubu): Evde ya da dışarıda kaybolan, bir kazaya uğramış veya bilinmeyen bir yerde bulunan çocuklar.

Son 20 yıldır refakatsiz göçmen çocuklar da en büyük risk altındaki çocuklar arasında sayılıyor. Belçika medya kuruluşu De Standaard, VRT ve Knack'in Lost in Europe adlı araştırmacı gazetecilik kuruluşuyla yaptığı çalışmaya göre, 2021-2023 yıllarında yanlarında yakınları olmadan Avrupa'ya giden 51 bin 433 çocuk düzensiz göçmenden haber alınamıyor.

İlk 24 saat kritik

Emniyet Genel Müdürlüğü, bir çocuğun kaybolduğunun düşünülmesi hâlinde, hiç vakit kaybetmeden emniyet birimlerine haber verilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Çocuk kayıplarında ilk saatler kritik önem taşıdığı için, 24 saat beklemek yerine, harekete geçilmesi uzmanlar tarafından da tavsiye edilen bir konu. Kayıp ve istismar vakaları üzerinde çalışan Profesör Oğuz Polat, bir çocuğun kaybolması hâlinde bulunma oranının yüzde 80 olduğunu söylüyor. Bunun için de kritik süre ilk 3 saat:

“Şayet çocuk kaçırılmışsa bulunması için özel bir çaba gerekiyor ve işin püf noktası, olayın faili kadar hızlı olabilmek. Bir çocuğun ilk 3 saatte bulunma oranı yüzde 75. Bu, kaçırılmadan 8 saat sonra yüzde 50’lere düşüyor. Polat, kayıptan 24 saat sonra artık oran vermediklerini ifade ediyor.” 

Kadına yönelik şiddet verileri de tartışmalı

Kayıp çocukların verilerinde yaşanan karmaşanın bir benzeri, kadına yönelik şiddet vakalarına ilişkin verilerde de yaşanıyor. Bağımsız kuruluşlar tarafından şiddet ve cinayet vakalarının istatistikleri tutulsa da, dönem dönem Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve TÜİK verilerindeki eksiklikler gündeme geliyor

  • Bu yıl Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet” araştırması da hem verilerdeki çelişkiler hem de uzun yıllar sonra ilk kez açıklanması sebebiyle tartışılmıştı.

Veriler eksik de olsa, tamam da olsa, her bir rakam bir hayatı temsil ediyor. İster 100 olsun, ister 1000, her kayıpla güvenli bir gelecek ve yaşam hakkı da yok oluyor. Sadece bu yüzden bile, her bir çocuğun ismini bilmeli ve hikayesine ulaşmak için uğraşmalıyız.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu
Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta