Kayıp hafızanın izinde: Annie Ernaux

Yazı: Bahar Yıldız
Bir matematik öğretmeni olarak sayılar benim için hep çok önemli olmuştur. Annie Ernaux’yu araştırırken de sonuç farklı olmadı:
- Ernaux, 1901 yılından 2022 yılına kadar verilen toplam 117 Nobel Edebiyat Ödülü içinde, ödülü alan ilk Fransız kadın yazar, 16. Fransız yazar, 17. kadın yazar olmuştu. Ödülü aldığı yaş 82'ydi.
Bu sayıların kesişim kümesiyse, edebiyat alanındaki başarısını ne denli zor kabul ettirdiğini gösteriyordu.
Kitaplardan çok yazarları onurlandıran İsveç Akademisi, ödülü verme gerekçesini şu şekilde açıklamıştı:
“Kişisel hafızanın köklerini, yabancılaşmasını ve kolektif kısıtlamalarını cesaretle ve keskinlikle açığa çıkardığı için...”
Burada cesaret kelimesinin altını kalın bir kalemle çizmek gerekiyor. Zira Ernaux’nun başardığı şey hiç de kolay değil. Ernaux, hem kişisel hem toplumsal düzeyde korkmadan kendisine ve bize dönüp yüzleşmenin peşine düşüyor. Edebiyatını deneyimlerine, travmalara, hayal kırıklıklarına, kısıtlamalara, tutarsızlıklara ve bütün bunların hem kendisi hem de benzer tecrübelerden geçen diğer insanlar üzerindeki ortak etkilerine dayandırıyor.
Bunları kaçmadan, sebep ve sonuçlarına kılıf hazırlamadan, son derece gerçekçi bir şekilde anlatıyor, tüm sahiciliği ve çıplaklığıyla. Kendisi de bir röportajında, hatıralarından faydalanarak yazdığı metinlerde, olabilecek en dürüst tonu yakalamaya çalıştığını söylüyor:
"Kimse daha önce bu şekilde yazmayı denemediği için, böyle yazmayı denedim.”
Tabii ki bu deney, bir eleştiri yağmurunu da beraberinde getiriyor. Özel konuları tüm açıklığıyla yazabilme cesareti edebiyat severleri de ikiye bölüyor.
Kitaplarını ilk okumaya başladığımda hissettiğim duygu, bütün hikayelerinin birbirine benzediğiydi. Oysa sonradan ilk kitabı Boş Dolaplar’da 12 yaşındaki hâliyle annesini algılayışını anlatırken, Bir Kadın kitabında kendisi 40 yaşındayken annesinin yaşamına daha şefkatli ve dokunaklı bir saygı duruşunda bulunduğunu, yaşlanmış ve Alzheimer hastası annesi üzerinden ölümüne dair yazdığını fark ettim.
Hikayelerinin başrollerinden annesi, beyaz köle olarak çalıştırıldığı çiftlikten çıkmak için, eşini biraz da zorlayarak açtırdığı küçük bir kafe-bakkal dükkanında, sarhoş erkekler arasında, bira kasalarının üzerinde kitap okumaya çalışan bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.
Annesinin kitap sevgisiyle büyüyen Annie Ernaux "Okumayı öğrendiğim andan itibaren sadece kitap okudum" diyor. Kızının kendi kaderini paylaşmasını istemeyen annesi, Annie'yi yakınlardaki burjuva çocuklarının gittiği Özel Katolik Okulu'na gönderiyor. İşte yazarın kendi deyimiyle "görünmeyen ama var olan kast sisteminin içindeki o mide bulandıran, aşağılayıcı deneyimleri" ilk olarak bu okulda, ailesinin bulunduğu sınıfın farklılığı nedeniyle yaşanmaya başlıyor, 2. Dünya Savaşı'nın gölgesinde, kıtlık ve sefalet içerisinde geçen çocukluk ve ergenlik yıllarında...
Ve yine annesinin yönlendirmesiyle edebiyat fakültesinde eğitime başlıyor. Burası onun yüksek burjuva eşiyle tanıştığı yer oluyor.
Ernaux, ne olmak istediğinden ziyade, ne olduğuyla cebelleşmek zorunda kalan, toplumsal yükseliş sancıları çeken annesine dayandırdığı otobiyografik karakteri Denise'in hikayesini anlattığı Boş Dolaplar’ı, üst sınıfa dair hayal kırıklıklarını ve ikiyüzlülüklerini temsil eden eşinden gizli yazıyor. Kendisinden beklenen ev işlerinden ve annelikten artan zamanlarında yüksek lisans eğitimi için tez hazırladığını söyleyerek…. Bunu öğrenen eşinin yorumu ise bu hayal kırıklıklarının nedenini çok yalın bir şekilde açıklıyor:
“Benden gizli kitap yazabildiysen, ben farketmeden beni aldatırsın da.”
Aralarındaki sınıf farklılığından dolayı kendisini hiç ait görmediği bu hayattan ve eşinden kopuş da bu olayla başlıyor.
Annie Ernaux, Babamın Yeri kitabı ile 1984 yılında Renaudot Ödülü'nü alınca dikkatleri üzerine çekmeyi başarır. Kitapları Fransa’da liselerde okutulmaya başlar. Ernaux'nun babası tam da kızı öğretmenlik sınavlarını verdikten iki ay sonra ölür. Bu kitap ile yas içindeyken, yetersiz eğitim görmüş, çocukluğundan beri değeri kas gücü ile ölçülmüş babasının, işçilikten küçük esnaflığa geçişini, onun toplumsal konumunu yazarken ortaya çıkan bir sınıf ayrımını da gözler önüne serer. Üstelik çok yakın bir yüzyılda, Avrupa’nın göbeğinde yaşanan bir gerçeklikle. Nobel Edebiyat Ödülü’ne giden yol hızlanmıştır artık yazar için.
Yazarın cesur eserlerinden bir diğeri de 2000 yılında kaleme aldığı, 1963 Fransası'nda kürtajın yasa dışı, telaffuz dahi edilemeyen bir kelime olduğu dönemle ilgilidir. Ernaux, o sırada 23 yaşında bir üniversite öğrencisidir. Hamile olduğunu öğrenir ve dünya başına yıkılır. Bu hamilelik, kendisinin ve ailesinin toplumsal başarısızlığının damgası olacaktır. Kürtaj ya da bazı yayın evlerinde Olay olarak Türkçeye çevrilen kitabında şöyle der:
"Üniversite yurdunun tuvaletinde aynı anda hem bir hayat hem de bir ölüm doğurmuştum. İlk defa kendimi nesillerin içinden geçtiği bir kadınlar zincirinin parçası hissettim."
Yazar biten evliliğinden sonra, Yalın Tutku kitabında, isimsiz bir anlatıcının ağzından evli ve yabancı bir adamla, her şeyi tüketen bir tutku içinde yaşadığı saplantılı aşkı anlatır. Orijinali 300 sayfa civarında olan bu kitabın, Türkçeye çevrilmiş hâlinin sadece 50 sayfa olduğunu düşünecek olursak bu tutkulu aşkın nasıl sansürsüz, olduğu gibi dümdüz ve tüm yalınlığıyla anlatıldığını hayal edebilirsiniz sanırım.
Artık eleştiriler sertleşmiştir: "Bu yazdığı edebiyat mıdır?", "Ahlak dışı, en mahrem anılarını neden yazıyor?" gibi ucu bucağı olmayan, cinsellik temelinde şekillenen bu eleştiriler yapılırken Flaubert’in Madame Bovary’sini, Tolstoy’un Anna Karenina’sını, Steinbeck’in Cennetin Doğusu’ndaki Katy karakterini yazanlar kadın olsaydı kabul görürler miydi, diye sormadan edemiyorum.
Yazar tüm bu deneyimlerini damıtarak, olanı olduğu gibi yazarken ortaya hepsini kapsayan, kendisinin de en çok sevdiği kitabı Seneler çıkar. John Banville’nin deyimiyle Seneler, yalnızca otobiyografi yazını için değil, sanat için de bir devrim niteliğindedir:
"Seneler; 1940'lardan 2000'li yıllara uzanan fotoğraflar, dönemin gazete haberleri, popüler şarkıları, filmleri, reklamları, siyasi gelişmeleri, sloganları, gençlik hareketlerinden oluşan deneysel bir metin. Bir tür toplumsal kronik…”
Cesaretle yazdığı tüm bu kitaplardan sonra kendisini ne olursa olsun terk etmeyen iki oğlundan biriyle (diğeri toplumsal baskıya karşı gelemeyerek, annesini anlamak yerine cezalandırmayı seçmiş ve ilişkisini bitirmiştir) Seneler’in belgeselini de kendi aile fotoğrafları yardımıyla çeker. Tıpkı Proust'un başyapıtı Kayıp Zamanın İzinde’nin ikinci cildi Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde'den alıntı olan "Hafızamız dışımızdadır, zamanın yağmurlu bir nefesinde" cümlesindeki gibi oto-sosyobiyografik bir hafızaya adanmış yazılarıdır onu Nobel’e götüren.
Kendisine ilham olmuş yazarları tahmin etmemiz de pek zor olmasa gerek: Simone Beauvoir, Marcel Proust, Virginia Woolf.
“Yıllar boyunca Simone de Beauvoir imajı ile annem arasında az çok bilinçli olarak da kurduğum bağlantıya ışık tutan şey şudur. Eğer Beauvoir bir modelse (estetik anlamda değil) yazmak benim geleceğimdeki diğer olasılıklar arasında yalnızca bir olasılık—bu onun ebedi dişiliğinde, fedakarlığı reddetmesinde, kendini dünyaya yansıtma ve buna göre hareket etme arzusundadır. Beauvoir anne söylemine ve örneğine bir alternatif sundu, aynı yöne giden bir alternatif. Yetiştirilme tarzım boyunca bana aktarılanların teorileştirilmiş olduğunu buldum: ev işi tuzağı, annelik, 'kadın-çocuk', finansal bağımsızlık ihtiyacı. Annemin sözlerinden yola çıkarak, Beauvoir'ın kadın düşmanlığı olarak kabul edilen ama kesinlikle olmayan iddiasını bulmak mümkündü: Kadınları itaatkar ya da yokmuş gibi kabul edişleri, bizler için cesaret kırıcı bir davranış. Erkeklerin beklentileri olduğunu düşündükleri şeylere boyun eğen kadınlara karşı her zaman şiddetli bir öfke duyuyorum. (örneğin dün Cosmopolitan'ın kapağında şunu okuduğumda: 'Hoş bir şaplak: Belki de ihtiyacımız olan şey budur.'"
Hafızasındaki anıları ve kadınları, tüm toplumu kapsayacak şekilde korkmadan yazan Ernaux, korkularımızla yüzleşmemizi sağlıyor. Annie Ernaux külliyatıyla zor da olsa bilincimize yerleştirilmiş kadın kalıplarını bir kenara bırakabiliriz. Yargılamadan biraraya gelmeyi başarabileceğimiz okumalarda buluşmak dileğiyle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Biden ile Trump 90 dakikalık seçim düellosu ile canlı yayında karşı karşıya geldi. Çeyrek asırlık Pınar Selek davasında duruşma Şubat 2025'e ertelendi.
28 Haz 2024

YAZARLAR

Liber Kültür Sanat Derneği
Liber Kitap Kültür Sanat Derneği'nin temel hedefi toplumda okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak, okuma fırsatından mahrum kalan kesimlere erişim imkanı sağlamak, sanatı ve sanatçıları destekleyerek yaratıcı düşünceyi teşvik etmek ve gelecek kuşakların daha aydın bireyler olarak yetişmesine katkı sağlamaktır.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR



