Kendimi Arıyorum da Nasıl ve Nerede?

Kendilik Meseleleri
Kendimi Arıyorum da Nasıl ve Nerede?

Her hafta bir mail bülten göndermek adına klavye başına oturup "Enteresan günler geçiriyorum..." diye yazıyorum. Bakıyorum da son 8 aydır aralıksız enteresan günler geçirmişim. Kulağa komik geliyor. Hal böyle olunca insan bir noktada enteresanlığın enteresanlığını kaybetmesi gerektiğini düşünüyor değil mi? Fakat öyle değil. Her şey bana hayret verici gelmeye devam ediyor, en çok da kendim. Son bir senedir ders çalışır gibi kendilik projem üzerine çalışıyorum; para kazanmak veya akademi için çalışmadığım zamanlarda tabii. 

Dün Meksika'nın Tulum Antik Kenti'nde bir ses ritüeli, ses ile yapılan meditasyona katıldım. 2 sene önceki Dilara'nın asla yapmayacağı bir şeydi. Zaman ve para israfı. Fakat madem ki genişleyen halkalar halinde yaşayacağım bir süre, bu yaşam felsefem çeperlerin dışında neler olduğuna bakmak ve başlangıçta olmadığın şeyi de kapsar bir şekilde genişleyemeyi gerektiriyor. Genişleyen halkalar da neyin nesi diyenler buraya tıklamalı.

Bu yüzden önceleri burun kıvırdığım her şeyi deniyorum bütçem yettikçe. Her neyse, enteresandı. Güzel ve iyi sıfatlarını kullanmayı da bir şekilde bırakalı epey oldu zaten. Her şeyi "enteresan veya değil" olarak kategorize etmeye başladım istemsizce.

Rehber, ne kadar spiritüel (?!) bir lider bilemiyorum ama kesin olan bir şey vardı çok yetenekli bir müzisyendi. Peru'dan, Arjantin'den, Hindistan'dan aklınıza gelebilecek tüm otantik yerlerden getirdiği antik enstrümanları çaldı biz meditasyon yaparken. Ortalama 1 saat kadar sürdü. Ben ki haftada en az 3-4 kez meditasyon yapan biri olarak 10-15 dakikayı geçemezken müzik daha doğrusu, ses eşliğinde bir saat odaklanabildim.

Fakat başlangıçta bir ara "Nerede ne yapıyorum ben, nerelerden nerelere geldi bu yol... Ve daha nerelere gidecek..." diye düşünürken kendi kendime kıkırdadım ve hızlıca hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Belleğimde yolculuk gibi. Bilinçaltımda yer edinmiş kimisi travmatik, kimisi mutlu, kimisi ayakkabı bağlamak türünden bakıldığında hiçbir anlamı olmayan sahneler fotoğraf karesi gibi geçip durdu. Fotoğraf karelerinden oluşan filmler vardır ya, (en sevdiğim örneği, "La Jetee") tam olarak öyleydi.

Dilaralık hakkında düşündüm. Hatta dürüst olayım, cümleyi böyle kurmadım. Hani bir süre sürekli İngilizce konuştuğunuzda kendi  kendinizle de içinizden İngilizce konuşmaya başlarsınız ya, benim için öyle günler olmaya başladı. Ve her nedense İngilizce konuşurken daha esprili, kimi zaman küfreden, başka bir insan oluyorum. Bu da gerçekten konuşmaya değer ayrı bir mesele, dil değişince karakterin de biraz değişmesi. Türkçe felsefe yaparken ne kadar ağır ve ağdalı cümleler kuruyorsam, İngilizce'de ise aksine felsefi bir stand-up show gibi oluyor. Bu yüzden "What the hell does being dilara mean?" dedim dürüst olmak gerekirse. :) Böyle söyleyince sığ gelebilir kulağa ama sorunun özü ve derinliği sabit. 

Hayatımı 6 parçaya bölüyorum:

  • Zihinsel Yaşam (Entelektüel etkinlikler; öğrenme ve estetik deneyimler)
  • Akademik Yaşam (Kariyer hedefi) 
  • Ekonomik Yaşam (Üreterek para kazanmak adına yapılan işler)
  • Bedensel Yaşam (Spor, beslenme, uyku vesaire)
  • Sosyal Yaşam (İlişkiler; aile, arkadaşlıklar, özetle diğer insanlar)
  • Kendilik Projesi (Diğer tüm parçaların birbirleriyle ilişkisinini kapsayan bir bütünlük, kendilik hali üzerine meditasyona yakın pratikler. 

Kendilik Projesi dediğim şey (biraz Dilozofluk yapayım) bana Leibniz ve Kant'ın apperzeption kavramını anımsatıyor. Bir nevi tam algı. Yani algılamakta olduğunun algısı, tüm duyusal deneyimlere eşlik eden "Ben bunları algılamaktayım." bilinci. Özetle kendilik bilinci. Benim için de bu sonuncusu olan kendilik projesini biraz bu manada kullanıyorum. Şu günlerde epey popüler olan wellness kültürü veya kişisel gelişimdeki gibi kendimi keşfetmeye çıkmış, bilgisayar başında güneş ritüelleri yaparak "Ey kendim neredesin?" diye sormuyorum. Kendiliğin aranarak bulunan saklı bir öz değil; türlü pratik deneyimlerin farkındalığı (Kant olsa görü manifoldunu tutarak onlara anlam veren ve eşlik eden ben bilinci derdi) ve bunun belleğinden ibaret olduğunu biliyorum. 

O yüzden kendi dediğimiz şey olsa olsa dümeni belleğin belirlediği bir varoluş, oluş hali. Özcülüğün her çeşidine kocaman bir hayır diyorum. Dilaralık, kendilik, benlik, hatta cinsellik her şey ama her şey performatif. Türlü ilişkiler ve deneyimlerde o deneyimin dinamiklerine göre şekillenen bir hâl. Bu noktada kendiliğe dair bilgelik de bu oluş halinin farkındalığı benim için. 

Geçenlerde ailemle Whatsapp grubumuzda konuşurken, kaldığım hostelde Meksikalı bir filozof ile tanıştığımı "kendini aradığını" söyleyince babam "Bulmuş mu?" yazmıştı. Kahkaha atmıştım. "Kendimi aradım, buldum, aha buymuşum." şeklinde bir şey mümkün görünmüyor. Kendin dediğin şey kendisini etkinliğinde var eden performatif bir kavram çünkü. 

(Bu yüzden sanatlar hiyerarşisinde tepeye müzik ve dansı yerleştirdim, allahım konuşulacak çok şey var sürekli konuyu dağıtıyorum!)  

O yüzden ağaç altında 530 gün oturarak bir şey keşfedebileceğimizi de sanmıyorum. Asıl mesele pratik yaşamda, deneyimlerde, oluşta, yani yaşam olarak yaşamda kendi düşüncelerini, seçimlerini, değerlerini gözlemlemek ve bunu onlara eşlik eden bir bilinçle yapmak. Göz kendini göremez derler ya hani kendi kendini gören göz olmak, olabildiğince.

Ben meditasyondan bunu anlıyorum. Bu yüzden benim meditasyonum fiziki yaşamda daha çok seyretmek kavramı ile ilişkili olarak gerçekleşiyor.

Böyle şeyler. Şu bültenlere bir giriş bir de kapanış yazarken çok zorlanıyorum. Düşünce akışımda bir yerde bir anı paylaşıp kaçmak istiyorum. Burada böyle kalsın. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DilozofDilozof

BÜLTEN SAYISI

Kendimi Arıyorum da Nasıl ve Nerede?

Dilozof Yolda #2

03 Mar 2022

Kendimi Arıyorum da Nasıl ve Nerede?

YAZARLAR

Dilozof

Düşünürlerle düşünüyorum...

İLGİLİ OKUMALAR