Kendimi sevmek beni kibirli biri yapar mı?

Popüler akımlara kurban etmek istemediğim pek çok konu var. Kendini sevmek de bunlardan biri. Son birkaç yılda wellness olarak bilinen iyi hissetme trendleriyle birlikte yükselişe geçen ‘kendini sevme’ kavramı hafifleştirilerek küçük birer ticari paket hâlinde satılmaya başlandı. Geniş bir kişisel gelişim yelpazesinin arasında yer alan kendini sevmek konusunun alıcısı çok olmasına karşın büyük bir kesimin bu duyguya oldukça yüzeysel bir yerden baktığını görüyoruz. Kendimizi sevmek, pahalı bakım ürünleriyle, gua sha masaj taşlarıyla ve detox meyve sularıyla aynı kategoriye konulduğunda sadece bir süs eşyası gibi görünüyor. Peki ya içimizdeki nefreti, güvensizliği ya da endişeyi de yüzümüze masaj yaparak geçirebilir miyiz?
Köpük banyolarına ve saatler süren yüz bakımlarına karşı değilim, kendimizi şımartmayı ve iyi hissetmeyi her zaman savunuyorum ama aynı zamanda öz sevginin kapitalist düzlemde kendini sadece alım gücüyle var etmesini değiştirmenin yollarını arıyorum. Öz sevginin önce içten büyüyen bir güdü olması sonra ise tüm bedenimize yayılması gerekiyor. Kalbimizdeki çiçeğimizi çürüttüğümüzde hangi ürün bize yardım edebilir?
Kendimizi sevmek neden bu kadar zor?
Kendini sevmek teriminin ilk yükseldiği trendlere baktığımızda karşımıza hayat standardımızı ve duygusal durumumuzu asla umursamayan motivasyon konuşmacılarının ve kitapların çıktığını görüyoruz. ‘Her sabah erken kalkıp meditasyon yaparak hayatını değiştirebilirsin’. ‘Sabahları portakal suyuyla güne başlamak canlandırıcı olabilir çünkü sen buna değersin!’ Gerçekten buna mı ihtiyacım var?
Kendimizi sevmek hayat motivasyonumuzu arttıran ve bizi duygusal olarak olgunlaştıran temel bir davranışımız. Acı olan şu ki, yaşamımız boyunca öz sevgiyi ya da öz değeri bir şeyleri başarmakla karıştırıyoruz. Bakımlı olan herkesin kendini sevdiğini sanıyor ve üstüne üstlük yapılacaklar listesindeki her şeyi başarabilen insanların, herkes tarafından sevilmeye layık olduğunu düşünüyoruz. Uzun lafın kısası kendimizi sevmekle aramızda hep bir koşul oluyor. Kendimizi sevebilmek için hep bir ‘kanıtlayıcı etken’imiz olması gerekiyor. Çocukluktan itibaren düşük notlarımız ya da başka ‘kusurlarımız’ yüzünden utanç duyarak büyürken kendimizi asla olduğumuz hâliyle sevebileceğimize inanamıyoruz. Sonra da o davranışlar bugünkü yetişkin hâlimizde bizi içten içe mutsuz ama dışarıdan daima meşgul ve memnun görünmeye mecbur bireyler yapıyor. Ne çelişki ama!
Positive Psychology’deki bir araştırmada bilim insanları beynimizin bir olumsuzluk ön yargısına sahip olduğunu bulmuşlar. Bu olumsuzluk önyargısı bizleri tehlikelerden koruyarak, daima hayatta kalmaya yönelik davranışları seçmeyi zorunlu tutuyormuş. Bu yüzden çağlar boyunca kendini sevmek bir şımarıklık ve narsist bir rahatlık aracı olarak görülerek insanların ulaşamayacağı bir yere itiliyor. Biz de yıllar içinde toplumlar olarak güzelliklerin tadını çıkarmanın ancak hak ettikten sonra olabileceğine inanmaya başladık. Kendimizi sevmek için oldukça çalışkan ve başarılı insanlar olmamız gerekiyor-muş gibi.. Sonra başarılı olduğumuzda da kendimize olan güvenimizi abarttık. Bu durum da bir başka davranış olan narsistliğin kendini sevmek ile karıştırılmasına neden oldu.
Kendini sevmek aynı zamanda narsist olmak mıdır?
Science Daily sitesinde yapılan bir araştırmada, araştırmacılar narsizmin kendini sevmekten değil, kendinden nefret etmekten doğduğunu öne sürüyor. 300’den fazla öğrencinin katıldığı çalışmada, narsistlerin derinlere yerleşmiş güvensizlikleri nedeniyle, olumsuz özelliklerini bastırmak için, kendilerini abarttıkları ortaya çıkmış. Buna göre narsistlik bir öz sevgi davranışındansa, düşük öz sevginin abartılı bir telafi edicisi olarak kendini gösteriyor.
Narsistlerin öz değerlerini başkalarının gözündeki imaja göre aldıkları belirtilirken, öz sevgisi yüksek bireylerin kendilerini kanıtlama ya da etiketleme ihtiyacı duymadan hareket edebildikleri de çalışmanın diğer bulguları arasında öne çıkıyor.
Öz sevginin dış dünyamızda pek çok pekiştiricisi olsa da, öz sevgi aslında içsel bir iştir. Sadece güzel yanlarımızı görmenin ötesinde tüm duygularımızı, sınırlarımızı ve hassaslıklarımızı birlikte değerlendirip bütündeki resme bakabilmektir. Kötü duygularımızın yüzüne kapı çarptığımızda buradaki hisleri görmezden gelmiş oluyoruz. Bu da kendimizle ilgili öz değer duygumuzu zedeleyebiliyor. Kendini sevmekteki öncü değerlerden biri kendi hislerimizi ve düşüncelerimizi dinlemeye vakit ayırabilmekte.
O zaman ‘öz sevgi nedir?’ diye tekrar sorduğumuzda, cevabımızı Sarah-Len Mutiwasekwa’nın Psychology Today’deki makalesinden alabiliriz:
"Kendini sevmenin ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikri olmayan tanıdığım birçok bakımlı insan var. Kendinizi sevmek bir bencillik eylemi değil, başkalarına karşı bir nezaket eylemidir çünkü kendinizi sevdiğinizde, başkaları sizin çözülmemiş sorunlarınızla uğraşmak zorunda kalmaz."
Biz tabii hâlâ kendimizi şımartmaya, bazen çikolata yemeyi abartmaya, bazen saatlerce ayna karşısında yüz bakımı yapmaya devam edeceğiz ama aynı zamanda kendimize ‘bugün nasılsın?’ diyerek hâlimizi hatırımızı da soracağız. Sahi sormak istiyorum en son ne zaman kendinize ‘bugün nasılsın’ diye sordunuz?
***
Bensu'nun 20'likten bağımsız, Medium'da yazdığı İngilizce yazıları okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Bensu Cangüler
Yazar - 20lik

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




