Kılıçdaroğlu, 'dokunulmazlıkların kaldırılmasının' yolunu nasıl açtı?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, katıldığı ilk canlı yayında, aralarında Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına “evet” oyu vermeleri konusunda pişman olmadığını söylemesi, tarihî bir tartışmanın yeniden alevlenmesine yol açtı. O dönem neler yaşandığını anımsıyoruz.
Kılıçdaroğlu, 'dokunulmazlıkların kaldırılmasının' yolunu nasıl açtı?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İstinaf mahkemesinin tedbirli olarak verdiği “mutlak butlan” kararıyla CHP Genel Başkanlığı koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, katıldığı ilk canlı yayında, aralarında Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına “evet” oyu vermeleri konusunda pişman olmadığını söylemesi, tarihî bir tartışmanın yeniden alevlenmesine yol açtı.

  • “Yeniden alevlenmesi” ifadesi yanlış olabilir. Belki 2023 seçiminde Kılıçdaroğlu’na destek veren HDP/DEM seçmeninin bu konuyu geride bıraktığı, gündemine almadığı, almayacağı sanılıyordu. Belki eski bir alışkanlıkla, “pişman değilim” açıklaması yapıldı.

Ancak sosyal medyada anlık başlayan tepki o kadar büyüdü ki Kılıçdaroğlu, sözlerine açıklık getirmek zorunda kaldı. Üstelik, bugün dokunulmazlıkların kaldırılması tartışması yapılsa yeniden benzer bir tavır ortaya koyacağını, birlikte omuz omuza çalıştığı CHP’li isimlerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına onay vereceğini de göstererek…

Kılıçdaroğlu, bunu “ilkesel bir tavır” ortaya koyuyormuş gibi yansıtıyor. “Kürsü dokunulmazlığı” dışında bütün dokunulmazlıkların kaldırılmasından yana olduğunu söylüyor. İnsanlar büyük dosyalardan yargılanıyormuş gibi. Demirtaş, Kobani davasında sadece açıklamaları nedeniyle suçlu bulunmamış gibi. Vefat eden Sırrı Süreyya Önder, sadece bir konuşması nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldığında cezaevine konulmamış gibi.

Uzaktan bakıldığında ilkesel görünen bu tavır, aslında gayet pragmatist bir siyaset aklının işareti… 

Dokunulmazlıklar nasıl kalktı?

Kılıçdaroğlu ve kendisine yakın isimler, “pişman değilim” sözlerini düzeltmek için hep bir ağızdan aynı cümleleri kullanmaya başladı. O dönem AKP ve MHP’nin 357 vekile sahip olduğu, bu vekil sayısının dokunulmazlık konusunu referanduma götürmeye zaten yettiği, referanduma götürülmesi hâlinde dokunulmazlıkların zaten kaldırılacağı, kendilerinin toplumsal kutuplaşmaya ve meşruiyete yol açacak bir durumu engellemek için istemeye istemeye “evet” dedikleri…

Oysa mesele sadece oy sayısı değil. Öyle olsa Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönem dokunulmazlıkların kaldırılması için muhalefete çağrı yapmaz, konuyu referanduma götürür ve tartışmayı bitirirdi. Ancak Erdoğan ve Cumhur ittifakı, TBMM’nin mutabakatla bu kararı almasını, HDP’nin bütünüyle devre dışı kalmasını istiyordu. Bunu tek başlarına yapmaları siyaseten farklı bir anlama gelecekti. CHP’nin desteği kritik önemdeydi.

Anımsayalım: Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Mart 2016 tarihinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen muhtarlar toplantısında yaptığı konuşmada, "Dokunulmazlık meselesini süratle neticelendirmeliyiz. Parlamento, bu konuda adımını süratle atmalıdır. Yani bir kişi mi olsun, iki kişi mi olsun, öyle bir şeyi konuşamayız. Biz ortaya ilkeyi koymalıyız" ifadelerini kullandı.

Eski AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu da 17 Mart'ta, muhalefete, "Gelin dokunulmazlıkları hep beraber kaldıralım. Şu anda Meclis'te dosya olarak bekleyen 506 dokunulmazlık fezlekesi var, hepsini birden kaldıralım. AK Parti'nin çekinecek hiçbir dosyası yoktur. Hiç çekinmiyoruz" çağrısında bulundu. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan da aynı gün, Başbakan Davutoğlu'nun "Dokunulmazlıkları kaldıralım" çağrısına destek vererek "Kürsü dokunulmazlığı hariç bütün dokunulmazlıklar kaldırılsın" dedi.

Sadece bir gün sonra AKP heyeti CHP’ye teklifini iletti. Bu sırada MHP’den, "Öncelikle terörle ilgili fezlekeler Karma Komisyon'da görüşülerek Genel Kurul'a indirilmeli” çıkışı geldi. 

HDP de sürecin kendisine yönelik olduğunu tam olarak bu aşamada savunmaya başladı. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, aynı günlerde, dokunulmazlıklar konusunda, "Eğer anayasayı değiştireceksek Anayasa'nın 83. maddesini yeniden yazmamız gerekiyor. Geçici bir düzenleme değil, dokunulmazlıklar konusunda kalıcı bir düzenleme yapmamız gerekiyor" diye konuştu.

HDP operasyonu 

Meselenin HDP olduğu o kadar belliydi ki Davutoğlu, “Şimdi top CHP'nin sahasında, CHP'nin ne diyeceğini bekliyoruz, MHP'nin ne diyeceğini bekliyoruz, HDP'nin ne diyeceği zaten belli ve onların ne dediğinin de ne millet nezdinde ne de bizim nezdimizde hiçbir itibarı yoktur. Millete savaş açanların, millet evlatlarını otobüs duraklarında katledenlerle dayanışma içinde olanların sözlerine itibar edilmez" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun ikna arayışı: Vekil de tutuklansın

Kılıçdaroğlu, bugün “Dokunulmazlıkların kaldırılması sonrasında vekillerin tutuklanması yanlıştı, bu yapılmamalıydı” diyor.

  • Ancak o dönemde, “Bizim de dokunulmazlık dosyalarımız var. Bazı çevrelerde endişe var. Deniyor ki 'yargı bağımsız değil.' Dolayısıyla bunlar hemen alıp sizi hapse atacaklar. Biz de diyoruz ki, eğer birisi hapse girecekse önce siyasetçi girsin. Eğer bedel ödenecekse önce bedeli biz ödeyelim" açıklamasını yaptı. 

Birkaç gün sonra benzer sözlerini yineleyerek şunları söyledi:

“Her şeye rağmen kürsü dokunulmazlığı hariç bütün dokunulmazlıkların kaldırılmasını istiyoruz. 'Yargı bağımsızlığı yok, ya sizi hapse atarlarsa' diyorlar. Eğer bu ülkede akademisyenler, askerler, Genelkurmay Başkanı, gazeteciler, avukatlar hapse giriyorsa demokrasi, özgürlük mücadelesi, Türkiye mücadelesi veren her CHP'li hapse girmeye hazır olmalıdır. Demokrasi mücadelesi kolay değildir, her şeyin bedeli vardır. '

'Ben Meclis'te oturacağım, gazetecileri hapiste ziyaret edeyim.' Yetmez... Bu mücadele kutsaldır; demokrasi, özgürlük, mücadelesidir, bu mücadele ekmek kavgasıdır. 

Türkiye bir darbe dönemi yaşıyor. Kenan Evren'den bunların ne farkı var? O dönemde bile yargı daha bağımsızdı. Bedel ödenmeden mücadele mi edilir? Tarihe bakın; Gandhi, Mandela, Ecevit girdi mi? Girdi. Sen niye girmiyorsun kardeşim? Sen de gireceksin. Korkumuz yok, onlar korkuyorlar."

Yasa CHP desteğiyle geçti, HDP’liler cezaevine konuldu. Kavgalı oturumların ardından yapılan ilk tur oylamada dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği teklifi 376 oyla kabul edildi. Böylece referandum sınırı aşılmış oldu ve dokunulmazlıklar kalktı. 

CHP içi tartışma ve Özel’in tavrı

Aslında CHP’li vekillerin büyük bölümü, genel başkanın net tavrına rağmen dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşıydı. Kılıçdaroğlu ise ısrarcıydı. Katıldığı bir televizyon programında "içlerine sinmese de Anayasa değişikliğine destek vereceklerini" açıkladı.

  • Demirtaş ve HDP’liler bu sürecin sonunda tutuklandı. Kılıçdaroğlu, o günden bugüne, “kürsü dokunulmazlığı” ifadelerini sürdürüyor. 

Özgür Özel ise genel başkanlığı sırasında, grup toplantısında “Dün bunları yapmakla övünenler, Selahattin Demirtaş’ı içeri atmakla övünenler, Figen Yüksekdağ’ı içeri atmakla övünenler, Osman Kavala’yı AİHM kararına rağmen içeride tutmakla övünenlere soruyorum. Bugün ‘Hayırlısı bu’ diyorsanız, dönüp de bir özür borcunuz yok mu acaba?” dedi ve CHP’nin de o dönemki tutumunu eleştirerek özür diledi.

O dönem grup başkanvekili sıfatıyla parti genel başkanının açıklamalarına paralel açıklamalar yaptığının anımsatıldığı bir başka söyleşide, T24’e şunları anlattı:

“Açık söyleyeyim. Bizim de sorumluluğumuz var. Her ne kadar o zaman 120 milletvekilinin 100’ü ret oyu verse de, her ne kadar o dönem bizler partide buna karşı bir mücadele vermiş olsak da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı oylarında bu partinin de kusuru var. Partinin bugünkü Genel Başkanı olarak tarih önünde o günkü kusur için tüm Türkiye’den, Türk milletinden özür diliyorum. 

O gün de zaten 20 küsur arkadaş dışındaki bütün CHP'liler orada 'hayır' oyu kullanmıştı rakamlara bakarsak. MYK'da ben dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıkanların en başında geliyordum ve karşı çıkan dört-beş arkadaştan bir tanesiydik. Daha Meclis'te oylama başlamadan önce bile hiç değilse grubun oylamaya girmemesinin doğru olacağını savunuyordum. Ama sonuçta parti oyladı, girildi ve çıkan sonuç yanlıştı. 

31 Mart seçimlerinden hemen sonra daha o gün Van'da mazbatayı ikinci olana vermeye çalıştılar. Oraya 10 milletvekili arkadaşımızı gönderdik. Kürt meselesinde benim genel başkanlığım ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu yeni yönetiminde yani eski yönetimi böyle bir devr-i sabık olarak nitelendirecek hâlim yok; artısıyla, eksisiyle, doğrusuyla, yanlışıyla hepimiz o yönetimin içindeydik. Ama ayrıştığımız, farklı düşündüğümüz çok noktalar vardı.”

HDP ile sıfır iletişim

Mesele sadece referandum aralığı, oy sayısı gibi sunuluyor ancak Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin sonraki tavrı da mühim. Kılıçdaroğlu, o günlerden sonra HDP ile iletişimi neredeyse buzdolabına kaldırdı. 2023 seçiminden önce de altılı masa ittifakları yapılırken HDP ile sadece arka kapı diplomasisi kurdu. Kılıçdaroğlu’na göre HDP ile kurulacak iletişim iktidara koz veriyordu, terör kartını oynamasını sağlıyordu.

Dokunulmazlıkların kaldırılması elbette AKP-MHP ittifakının bir projesiydi. Ancak Kılıçdaroğlu’ndan beklenen en azından o dönem siyaseten hata yaptıklarını kabul etmesiydi. Bunu da yapmadı.

Sırrı Süreyya Önder’in uyarıları

Bu noktada dönüp, Sırrı Süreyya Önder’in o dönemki uyarılarını anımsayarak bitirelim. Zira o dönem ne demişse hepsi sonradan yaşandı:

“Bize bir şey olmaz, biz şerbetliyiz. Hayatımız cezaevlerinde geçti. HDP’nin Meclis grubu; toplamında 100 yılın üzerinde hapis yatmış insanlardan oluşuyor. Ama CHP erenk perenk olacak. Yaşayacağız, göreceğiz. Onları savunmak da bize düşecek. 

AKP, CHP’den daha tutarlı bir noktada. AKP zulmediyor, anayasayı takmıyor. CHP ise aksini söylerken AKP’nin bu tutumuna meşruiyet kazandıracak bir acizlik içinde.

CHP, Genelkurmay’dan sert bir zılgıt yedi. Koşa koşa Tayyip Erdoğan’ın yanında hizalandılar. CHP’ye oy veren kitle sanırım dün gece itibarıyla CHP’nin üst yönetiminin diktatörlük rejimiyle mücadele edebilecek kalibre ve kapasitede olmadığını üzülerek görmüştür. 

CHP’de bir iç toplantı yapılıyor ve görülüyor ki Kemal Bey’den başka dokunulmazlığın kalkmasını isteyen hiç kimse yok. CHP’li vekil arkadaşlara, özellikle demokrasi mücadelesinde kararlı bir şekilde yer alanlara sesleniyorum: Yarın öbür gün cezaevlerine konulacaksınız ve ranzalardan AKP’ye saydırmanın hiçbir gerçekliği olmayacak. Onlar için cezaevinde dinlemek üzere 'Kendim Ettim, Kendim Buldum' şarkısını şimdiden repertuarlarına almalarını öneriyorum.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu

Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?