Kırılganlıklarım Var Benden Öte

Kırılganlığı kendi içimizde bir anlasak, belki de her şey kolaylaşacak.
Kırılganlıklarım Var Benden Öte

Kendimize bir soralım. Kaçımız, ben kırılgan bir insanım, kırılganlıklarım var, kırılgan olmayı önemsiyorum, kırılganlıklarımdan besleniyorum…Ya da benzeri bir cümle kurmuşuzdur hayatımızda? Hatta ne demektir kırılganlık her birimiz için?

Türk Dil Kurumu, kırılgan olma hali için, “kolay ve çabuk kırılan”, “kolay ve çabuk gücenen” gibi tanımlamalar kullanıyor, ki aslında bunlar, kırılganlığı tanımlamak için oldukça yetersiz. Belki de dilimizde bu anlamda tam manasıyla bir tanım bile yok. İngilzce’de “Vulnerability” olarak geçen kırılganlık hali, Oxford Sözlüğü’nde “güçsüz olma hali; fiziken ve duygusal olarak çabuk incinebilme” olarak tanımlanmış. Eh, “incinebilirlik” girdi en azından işin içine, belki işimizi biraz daha kolaylaştırır.

Yıllarını bu konuyu (ve bunun yanında utanç, cesaret, korku gibi konuları) araştırmaya adamış kişilerden biri olan Brené Brown, “Daring Greatly” adlı kitabında (bu kitap kendisinin Türkçe’ye çevrilen kitaplarından biri değil) kırılganlığı "belirsizlik, risk ve duygusal anlamda maruz kalma" olarak tanımlıyor. Bu anlamda kırılganlık, rahatlık alanımızdan çıktığımızda veya bizi kontrolü gevşetmeye zorlayan bir şey yaptığımızda hissettiğimiz kararsız ve belki de nahoş olarak nitelendirebileceğimiz bir duygu.

Zaman içindeki okumalarımdan, çalışmalarımdan sonra benim “kırılganlık” için içimden geçen hal, “incinebilirliğimin görünür hale gelebilmesi” derdim belki de. Hassas olduğum konuların, zorlandığım duyguların, içinden geçmeye çalıştığım acıların ve zorlu hallerin görülebilmesi, duyulabilmesi. Ve bununla tamam olabilmek. Çünkü kendime aynada baktığımda ilk gördüğüm şey fiziken ve manen güçlü bir insan olsa da, insan olmanın getirilerinden biri olarak “hassas” olabilme ve hissedebilen bir varlık olduğum için de “hislerimi açık etme” ihtiyacı en temelde duruyor her zaman. İşte bu en temelde duran hassasiyetlerimizi bastırmaya ve saklamaya kalktığımızda, dışarıya sunduklarımız korku, panik ve öfke ya da benzeri başka zorlayıcı duygular olabiliyor.

Birçok başka kültürde de olduğu gibi, içinde yaşadığımız kültürde öncelikle erkekliğin, sonrasında insanlığın tanımı, güçlü olmak, güçsüz yönlerini ustaca saklamak, “açık vermemek” üzerine kuruluyor. Günün sonunda “büyük balık küçük balığı yer” değil mi? Bu gibi atasözleriyle de iyice yerleşen "güçlü ol" algısında, hep büyük bir balık olmak için savaşmalı belki de. Küçükken bu ve bunun gibi kim bilir neler neler minicik zihnimize gelip yerleşiyor ve büyüyüp aslında daha geniş bir kap olup, kapsayıcı hale gelerek, her türlü deneyime alan açacağımıza; görünüşü büyük ama içi sıkışık ve daralmış, o sıkışıklığa sığmasını istemediğimiz her türlü olumsuzluğu dışarıya yönelten insanlar olup çıkıveriyoruz.

İşte yeniden geniş bir kap olmanın yolu, önce insan olduğumuzu, hissedebiliyor olduğumuzu tekrar hatırlamak, sonra da bu kapta yer alan her şeyi mercek altına almaktan geçiyor diye düşünüyorum. Kırılganlık da bunlardan bir tanesi. Ancak bu noktada, yine Brené Brown’ın altını çizdiği önemli bir noktayı hatırlatmak istiyorum. Kırılganlık dediğimiz şey, her şeyimizi ulu orta açık etmek değildir. Bunun bazen böyle algılandığını fark ediyorum. Özellikle sosyal medyada, kırılganlığını en çok ortaya koyma müsabakası başlamış gibi hissettiğim zamanlar oluyor. Brené Brown, o komik uslubuyla diyor ki; bikini ağdanızı sosyal medyada paylaşmak kırılganlık değildir. İletişim çok önemli evet, ve doğal olarak kırılganlık da ilişkiler içinde var olur. Paylaşımla var olur. Ancak “Güven, kırılganlıktan önce gelir.” Birilerine güveniriz ve sonra onlarla kırılganlıklarımızı paylaşırız. Zamanla kırılganlık ve güven üst üste biner. Zamanla inşa ederiz. Hikayelerimizi, dinlemeyi hakeden kişilerle, o güveni kurduğumuz kişilerle paylaşırız. Yani aslında hikayemizi dinlemek bir ayrıcalıktır. Öylesine paylaşmak değildir kırılganlık. Sınırları olmayan bir kırılganlık, kırılganlık değildir.

Bunu bilmek ve anlamaya çalışmak, belki sizin de konuya bakış açınıza bir katkı sunabilir. Yani eğer bugün, başka insanların hayatlarına bakıp, ben neden kendimi Instagram’da, Facebook’ta bu kadar rahat açık edemiyorum, demek ki ben kırılganlıklarımla barışık değilim, kendime bu anlamda güvenmiyorum gibi bir sonuca varıyorsanız, bilin ki bu gerçek bir düşünce değil. Sosyal medyada gördüklerimize ilişkin bir çok düşüncenin gerçek olmadığı gibi.

Kadınlar olarak, bu gibi konularla çalışmamız daha olası ve bunu da her türlü manevi ve kişisel gelişim alanında görebiliyoruz. Bu bence sevinilecek bir durum çünkü kadınların kendini ilerletmesi, gelecek nesillerde cinsiyetten bağımsız olarak çok daha sağ duyulu nesillerin yetişmesine de destek olacaktır.  

Son olarak yine Brené Brown’un, araştırmaları sırasında kalpten yaşayan kadınların ne için uğraştıkları ve neleri hayatlarından çıkartmaya çalıştıklarına ilişkin listesini paylaşmak istiyorum:

Neleri Hayatından Çıkarmaya Çalışıyorlar:

  • Kendilerini ve çevrelerindekileri yargılamak
  • Mükemmeliyetçilik
  • Sürekli kendini başkaları ile kıyaslamak
  • Çok az eğlenmek
  • Çok fazla çalışmak
  • Korkularla hareket etmek
  • Kırılganlığını gizlemek

Ne için uğraş veriyorlar: 

  • Yaratıcılık
  • Kahkaha
  • Neşe
  • Özüne uygun davranma

Dilerim her birimiz için kendi hassasiyetlerimizi, incinebilirliklerimizi görme imkanı ve bunları güven içinde paylaşma imkanı doğsun. Dilerim kabuklarımız kırılsın, kabımız genişlesin.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

ARALIK ' 2

Yeni Yıl, Geliyorsan İki Kere, Daha İyi Geçeceksen Üç Kere Vur!

15 Ara 2021

ARALIK ' 2

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR