Konser Nasıl Dinlenmez?

Sektörel bir Gözden ve Kulaktan, Kişisel bir “Yapmamanız Gerekenler” Yazısı
Konser Nasıl Dinlenmez?

Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm, ama bir türlü elimin gitmediği bir konuyu sonunda yazıyorum. Hatrı sayılır bir süredir canlı müzik sektörü başta olmak üzere kültür sanat alanında bilfiil çalışan bir sektör emekçisi ve müzik sevdalısı olarak, seneler içinde konsere gitme/dinleme algımın ve pratiğimin nasıl değiştiğinden biraz bahsetmek istiyorum. 

Bir zamanlar salt bir konser dinleyici olarak yer aldığım salonlarda, festival ve etkinliklerde “görevli” kimliğim arttıkça, ister istemez “etkinlik-konser” mefhumlarına bakışım da değişti. Bu konuda derdim çok, ama ufak bir simülasyonla, mesleğimin “dinleyici”liğimi nasıl değiştirdiğini anlatmaya çalışacağım. 

Konumuz “bir konsere gitmek”, yaşananlar ise sadece kişisel deneyimler… Kendimden başka kişi ve kurumlarla alakası yoktur.


Olması Gereken (yahut Geçmişte Olan) Senaryo

Sevilen, beklenen bir müzisyenin konseri ise fanlık derecesine göre biletleri haftalar, hatta aylar öncesinden alınır. Konser duyurusundan konser gününe kadarki süreçte çalma listelerinde o müzisyenin şarkıları dinlenir, bazen baştan sona albümler dinlenerek hafızalar tazelenir, kendi kendine gazlar verilir; hatta yakın çevredeki dostlar gazlanır birlikte gitmek için. 

Konser vakti gelince, Harbiye gibi şahsına münhasır bir mekandaysa konser veya mühim bir festivalse ona göre bir giyim kuşam hazırlığı yapılır belki. Hatta bazı ambiyanslar yaratılır, planlar yapılır önceden. Mesela, konserin içerik ve fıtratına uygun bir yerlerde bir şeyler içilir alana gitmeden. Vakti gelince ise alana girilir ve akışa bırakılır... Zaman geçer gider. Konser sonunda ise eski tip baskı bilet var ise koleksiyonlarda yer almak üzere saklanır zihinde kalan anılarla beraber...

Yahut sosyal medyada denk gelinen, hoşa giden bir konser olur, bilet alınır. Belki de son dakika yolda görülür, kapıdan girilir. Konserin yerine ve durumuna göre içecekler alınır, arada etrafla geyik yapılarak ve telefonlar ile asla bir daha izlenmemek, ama sosyal medya var olmak adına ve o anki heyecanla 3-5 video ve foto çekilir. Kah şarkılara eşlik edilir kah dans edilir. Baki kalan hoş sadalar ve güzel anılarla konserden ayrılınır. 


“Nerde O Eski Konserler” ve ya Bir Nevi Mesleki Deformasyon 

Her şeyden önce, artık çok az konser-festival gerçekten heyecan uyandırmaktadır bünyede. “Vay be, bilmem ne geliyormuş” yerine “Ya turneleri vardı zaten, boş gün denk gelmiştir.” gibi akıl yürütmeler ve ahkam kesmeler çoğalır. Hiçbir şey de beğenilmez olur sanki her şeyi çok bilirmişçesine…

Mekana girilirken mümkünse en az yoğun olacak vakitler seçilir, saatler öncesinden gelip sıra bekleyecek heves ve enerji tükenmiştir zira. Mekana girerken ise bir göz önce kapıyı tarar: sıra var mı, çok mu, kapıda bilet satılıyor mu, güvenlik nasıl… Çaktırmadan ilk göz devriyesi atılmıştır bile. Girişte bileklik mi takıldı mühür mü basıldı diye bakılır, ”alandan çıkılırsa nasıl giriliyor” bilgisi akla kazınır. Hele ki girişte yiyecek içeceklerin alınmadığı bir yer ise kafadan hesaplamalar başlar içerideki yiyecek içecek satışı ve cirosu üzerine. Bazen haklı bulunur, ara ara da söylenilir. Mekana girildiğinde kapı girişi ve operasyonu üzerine tüm kritikler çoktan tamamlanmıştır bile. 

Girilir girilmez mekan hızla bir taranır: bar nerede, ekranlar nereye kurulmuş, WC'lere ve çıkışa gidişler nerede, farkında bile olmadan tespit edilmiştir çoktan. Sonrasında bir içecek alınır ve uygun bir nokta seçilir (tercihen ortalar veya hatta arkalardan alanın ve sahnenin tümüne hakim bir pozisyon) ve etraf kesilmeye başlanır. Nasıl bir dinleyici kitlesi gelmiş, ortalama kaç kişi vardır, tahmini yaş kitlesi, cinsiyet dağılımı gibi veri tabanı hemen zihne girilir. Konser başlamadan çalan müzik ve gösterilen görseller irdelenir, kimi zaten haddinden fazla yargılanır. Derken bir şekilde konser başlar, “İlk şarkı ne seçilmiş, ne seçilmeliydi” gibi düşüncelerle “ses nasıl, sahne nasıl görünüyor” gibi soruların peşinde koşulur. Bu esnada 1-2 şarkı ilerlemiştir bile. Alanın sirkülasyonu, sahne ve seyirciye dalmış olan dostumuz, konserin kendi akışından belki de bir tık kopmuştur. Hele ki etrafta ilgisini çekecek bir yerleşim problemi, sorunlu seyirci, fazla gürültücü bir kalabalık vs. var ise onları takip etmek ve kafasında çözümler bulmakla meşgulken sahneyi çoktan unutmuştur bile. Öyleydi böyleydi derken bir bakar, sona saklanan hit şarkılar çalınmaya başlamıştır sahnede. Ve sürpriz; konser biterken bizimki anca moda girmiştir, lakin vakit yavaştan veda ve belki de, şartlar uygunsa "bis" vaktidir. 

Konser dağılırken yine kalabalık izlenir, alan kaç dakikada “süpürüldü” diye hesaplanır. Meşakkatli bir sahne ve setup var ise onu kaldıracak emekçi kardeşler düşünülerek çok da geç olmadan eve varma arzusuyla yola çıkılır. Telefonla kaydedilen anlar ise farklı bulunan görseller, sahne şovu veya beğenilen/hatalı bulunan kurulum ve olaylar olmuştur  paylaşılacak hikayelerin ötesinde… 

Biraz karamsar ve tatsız tınlamış olabilir anlatıklarım. Tabii ki böyle olmak zorunda değil, hele ki sektörde çalışan herkesin benzer şekillerde tecrübe ettiği ya da düşündüğünü varsaymak son derece hatalı olacaktır. Keza burada yazmadığım yahut yazamadığım çok daha farklı hisleri tecrübe edenler de vardır elbet ben misali. Amma velakin, nasıl ki her insan kendi tecrübesi, mesleği, kültürel yapısı gibi olgularla görüyorsa önce, mesleki deformasyonun bana zuhur ettiği nokta da işte bu maalesef canlı performans dünyasında. “Allah başka dert vermesin” diyerek şimdilik bu konuyu kapatırken, aslında yazılacak başka bir sürü şeyin olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Durumdan şikayetçi miyim diye sorarsanız; evet, bazen öyleyim. Öte yandan da bir etkinliği onlarca göz ve kulaktan görüp duyabilme kaslarını geliştirebilmek de mesleğin bize bir hediyesi ve bundan da son derece mutluyum, hatta kendimi bazen ayrıcalıklı bile hissediyorum.

Konuyla ilgili sert şakalı bir içerikle şimdilik veda ediyorum. Sizin de benzer hisleriniz ve ağzınızın tadını kaçıran tecrübeleriniz var ise benimle paylaşın lütfen, dertler paylaştıkça azalsın. Ve bakalım bu yazıdan sonra gideceğiniz ilk konserde "dinleyici olamama" lanetim size de dokunacak mı? 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Müzikli MevzularMüzikli Mevzular

BÜLTEN SAYISI

Haziran Selamı

Bu Yıl Sezonu Yaz Girişi Açıyoruz!

14 Haz 2022

Photo by Matheus Frade on Unsplash

YAZARLAR

Turna Ezgi Toros

Sesli Düşünme Kanalı

Müzikli Mevzular

Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR