🌸 Köşede Bir Yabancı

İlk defa bir shinkansendeyim. Japonya'nın efsanevi hızlı trenleriyle Echigo Yuzawa’ya gidiyorum. Niyetim bu ufak kasabadan da bir otobüse atlayıp Japonya’nın ünlü kayak merkezi Kagura’ya ulaşmak. Tren önce 1-2 katlı evlerin olduğu Tokyo banliyölerinden geçiyor. Şehirden biraz çıkınca fabrikalar ve ticaret merkezleri var. Büyük küçük tüm yapılar o kadar düzenli ki adeta Lego’dan yapılma bir ülkede ilerliyoruz. Sürekli telefonumdan ulaştığımız hıza bakıyorum. Ortalama 280-290 km hızla giden bir demir yığınının içindeyim ve aşırı heyecanlıyım.
Bir süre sonra erken kalkmamın etkisiyle gözlerim kapanıyor ve içim geçiyor. Uyandığımda penceremdeki evlerin, yolların, ticaret merkezlerinin ve fabrikaların yerlerini dağlar, nehirler ve grimsi bir gökyüzü almış durumda. Echigo Yuzawa’ya yaklaştığımızı görüyorum. Yaklaşık 2 saat sonunda yolculuğum sona eriyor. İstasyonda sağa sola bakarken beni kayak merkezine götürecek olan otobüsü birkaç dakika ile kaçırıyorum. Durakta asılı tarifede bir sonraki otobüs bir buçuk saat sonra görünüyor.
Fırsat bu fırsat deyip kasabada gözüme kestirdiğim bir yöne yürümeye başlıyorum. Göze sakil gelen en ufak bir durum yok. Sanki ülkenin kırsal kesiminde değil de şehrin merkezi bir mahallesindeyim. Japonya’nın geneline hakim huzur ortamı burada katlanarak karşıma çıkıyor. Neredeyse rüzgâr bile sessiz esecek, kuşlar sessiz cıvıldayacak, eriyen karın suyu sessiz akacak. Birkaç yüz metre sonra evler bitiyor. Geri dönüyorum. Diğer tarafa doğru yürüyorum. Yine kasaba bitiyor.

🚂 Trenden manzaralar
Öğle saatinin yaklaşması ve trene yetişmek için edilen uyduruk kahvaltı sonucu karnım acıkıyor. Kasaba merkezindeki lokantalara göz atmaya başlıyorum. Genelde Japonya'da lokantaların vitrinlerinde ne sattıklarını gösteren bu maketler var. Bunlardan hoşuma giden birine giriyorum.
Lokantada zaman durmuş adeta. 1980'lerde birisi düğmeye basmış ve dükkâna o tarihten sonra yeni bir şey girmemiş gibi bir ortam var. Lokantayı iki yaşlı teyze idare ediyor. Japonya’daki en enteresan şeylerden biri yaşlıların çok dinç ve çalışma hayatında hâlâ aktif olması. Hayattan kolay kopmuyorlar. Emekliliği işe yaramaz bir duruma gelmek gibi algılıyorlar. Japonya toplumunun temelini oluşturan verimlilik esasını hayatlarına yansıtıyorlar ve son güne kadar toplumda görev almak istiyorlar.
Oturur oturmaz önüme hemen su ve yeşil çay geliyor. Japonlar yemekten önce yeşil çay içmeye bayılıyorlar. Açıkçası soğuk havadaki yürüyüş sonrası çok bayılmamama rağmen ilaç gibi geliyor. Vitrinde gözüme kestirdiğim ve fotoğrafını çektiğim köri soslu tavuk siparişini telefondan göstererek veriyorum. Bu esnada çevreyi gözlemlemeye başlıyorum.

⛰️ Kasaba
Kasaba eşrafından iki erkek bira içiyor, koyu bir muhabbetteler. Arada daha çok servisle uğraşan yaşlı teyzeye laf atıp mavra yapıyorlar. Televizyonda gezelim yiyelim tadında bir program açık. Japonya’nın güneyinde bir şehirdeki abur cubur ağırlıklı yiyeceklerin satıldığı dükkânlar geziliyor teker teker. Yüksek sesli bir genç bağırarak bu yerlerle ilgili bilgi veriyor. Kendimce yanımdaki erkeklerin muhabbetlerine senaryolar yazıyorum. Acaba bu senenin mahsulünden mi konuşuyorlar, hükümeti mi eleştiriyorlar diye içimden geçiriyorum. Japon kırsalında bir çiftçinin ne gibi dertleri olur acaba sorusunun cevabını arıyorum.
Böyle gereksiz sorularla insanları ve televizyondaki programı izlerken yemeğim geliyor. O esnada içeri erkeklerden birinin eşi geliyor. Güler yüzlü, sevimli bir kadın. Yanımdaki masaya oturup muhabbete ekleniyor. Ben yemeğe başlıyorum. Yüzyıllar önce yollara düşen ve Ahmet Haşim’in “Harikuladelikler Avcıları” olarak nitelendirdiği seyyahların, dillerini bilmedikleri yabancı diyarların kuytu köşelerinde durup dinlendikleri hanlar gibi oluyor lokanta bir anda gözümde. Yüzyıllar sonra Asya’nın en ucundaki adada bir yabancı, bir lokantanın köşesinde çevresini dikkatlice izleyerek yine yemek yiyor.

🍜 Restoran
Bu esnada suyumun hepsini içiyorum ve boş bardağı masaya koyuyorum. Yan masada oturan kadınla göz göze geliyoruz. İnsani bir tepkiyle birbirimize gülümsüyoruz ve hafifçe başımı öne eğerek kadını selamlıyorum. Tam yemeğime döndüğüm esnada yerinden kalkıyor ve bardağıma hamle ediyor. Ben şaşkın bakışlarla kendisini izlerken gidip bardağıma sanki ikimiz de lokantanın müşterisi değiliz de ben onun evinde misafirmişim gibi su doldurup getiriyor. Nasıl teşekkür edeceğimi şaşırıyorum. Ağzımda Japonca teşekkürler kelimesi çıksa da yeterli olmayacağını düşünüyorum. Japonların nezaketine karşılık Japoncada "teşekkürler"den çok daha kuvvetli bir kelime olması gerektiği kafamdan geçiyor.
Kadınla sohbete başlıyoruz. Ortak hiçbir lisanımız yok. Kadın Japonca soruyor. Ben anladığım kadarıyla İngilizce cevap veriyorum. O da anladığı kadarıyla tekrar soruyor. Diğerleri muhabbet arasında veya televizyondan fırsat buldukça araya laf atıyorlar. Böylece köşede yemek yiyen yabancı erkek bir anda handakilerle iletişim kuruyor.
Saatime bakıyorum, otobüs saati yaklaşıyor. Hesabı ödeyip, mekândakilerle vedalaştıktan sonra durağa yürüyorum. Kısa bir bekleyişten sonra otobüs geliyor. Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk sonrası Mitsumata’da iniyorum. Çevredeki 2-3 malzeme dükkânından gözüme kestiğim birine girip malzeme kiralayacağımı söylüyorum.
En eskisi 2-3 sezonluk olan, gıcır gıcır, tertemiz kıyafetler var karşımda. Uzunca bir süre kararsızlık yaşayıp sevdiğim bir takımı seçiyorum. Japonya mükemmeliyetçiliği her konuda karşıma çıktıkça ağzımın açık kalmasını durduramıyorum. Vasat veya kötü gibi bir seçenek Japonya'da yok. Her konuda her şeyin en iyisini yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Bu nedenle de toplumsal olarak çok büyük bir baskı altında yaşayıp, kolayca depresyona girebiliyorlar.

⛷️ Gondol
Malzemeleri alıp, üstümü değiştirip beni pistlere ulaştıracak olan gondola atlıyorum. Hem pazartesi olması hem de sezonun kapanmış olmasından dolayı ortalık boş. Yukarı çıkınca hava bozuyor ve sis basıyor. Bu nedenle haritada görüp heveslendiğim tüm pistleri kullanmam imkânsız hale geliyor.
Herkesin kaydığı pistten kaymaya başlıyorum. Neredeyse olmayan lift sırasında sürekli denk geldiğimiz panda şapkasıyla çocuğuna kaymayı öğreten babayı izliyorum. İn çık yapa yapa akşam oluyor. Gondola atlayıp dükkâna geri dönüyorum. Üstümü değiştirdikten sonra istasyona gitmek için otobüs saatini soruyorum. Çalışan genç 10 dakika bekleyin diyor. Herhâlde dışarıda soğukta bekletmek istemiyorlar diye içimden geçiriyorum ve elektrik sobasının başına çöküyorum. 10 dakika sonra biri içeri giriyor ve arabanız geldi diyor. Kaç para falan diye sormaya çalışırken kendilerinden malzeme kiraladığım için beni ücretsiz olarak istasyona götüreceklerini belirtiyorlar. İnsanın günlük hayat deneyimini kolaylaştırmak adına her şeyin yapıldığı bu ülkede ağzım bir kez daha açık kalıyor.

😶🌫️ Sisli pist
Arabayla kısa bir yolculuk sonrası istasyona geliyorum. Trenin gelmesini beklerken yerel yiyecekler satan dükkânları geziyorum. Perona çıktığımda tüm gün beraber kaydığım insanları görüyorum. İnsanlar da benim gibi Tokyo’ya dönüyorlar. Trene biner binmez yorgunluktan uykuya dalıyorum. Uyandığımda havayı kararmış buluyorum. O esnada Tokyo’ya giriyoruz ve şehrin neonları beni yeniden karşılıyor. Köşedeki yabancının Japonya’da bir günü daha şaşkınlıklar içinde bitiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Japonya mükemmeliyetçiliği her konuda karşıma çıktıkça ağzım açık kalıyor. Kagura’dayım.
19 Nis 2023

YAZARLAR

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR


