"Kültürel iktidar" diye diye

"Kültürel iktidar" diye diye

20 Ağustos - QNB Finansbank
QNB Finansbank ile birlikte

QNB Finansbank'tan KOBİ’lere e-Dönüşüm desteği QNB Finansbank’ın KOBİ ve daha büyük ölçekli firmaların dijital dönüşümünü hızlandırmak üzere hayata geçirdiği Dijital Köprü Platformu , yeni başvuran müşterilerin e-Fatura ve diğer e-Dönüşüm Hizmetleri'ne ücretsiz olarak ulaşmasını sağlıyor. Nedir? Sunduğu bu fırsatla e-Fatura gibi e-Dönüşüm hizmetlerine bu yıl geçiş zorunluluğu bulunan KOBİ’lere kolaylık sağlayan QNB Finansbank , e-Fatura, e-Arşiv, e-İrsaliye, e-Defter ve e-Müstahsil Makbuzu’ndan oluşan e-Dönüşüm Hizmetleri’ni yeni başvuran müşterilerine 2025’e kadar ücretsiz sunacak. Dahası: Kullanıcıların 11 farklı dijital çözüm yardımıyla zamandan tasarruf etmelerini, maliyetleri düşürmelerini ve işlerini dijitalleştirerek kolaylaştırmalarını sağlayan Dijital Köprü Platformu , aynı zamanda QNB Finansbank bankacılık işlemleri ve Enpara.com Şirketim işlemlerine de platform içinden hızlıca erişmelerini sağlıyor. Dijital Köprü Platformu’yla tanışmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Göksel Aymaz

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bildiğiniz gibi, her fırsatta "kültürel iktidar olunamadığından" yakınıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde siyasal iktidarı en uzun süre elinde tutan partinin lideri olmasına rağmen, kültürel alanda iktidar olamadıklarını çekinmeden dile getiriyor.

2012 yılında zamanın Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Mustafa İsen’in "Muhafazakâr estetik ve muhafazakâr sanat normlarını ve yapısını oluşturmak zorundayız" sözleriyle başlayan, İskender Pala'nın "Muhafazakâr Sanat Manifestosu" ile ivme kazanıp, 2020'de Yeni Sanat Vakfı'nın kurulmasına kadar varan, Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamid gibi tarihsel gerçekliği güncel politikanın ihtiyaçlarına göre yorumlayıp yeniden biçimlendirmekten sakınmayan yapımlarla amaç ve niteliğini ortaya koyan, sanatçılara (Metin Akpınar’a, Fazıl Say’a, Genco Erkal’a) açılan davaları, Sezen Aksu'nun "dilinin kesilmesi'ni", yasaklanan konserleri de beraberinde getiren uzunca bir yakınma hikâyesidir bu.

Kitle partisinden kimlik partisine

Bugün 2023 seçimlerine, normal zamanda yapılsa dahi sadece 9 ay kaldı. Herkes seçimin nasıl geçeceğine, cumhurbaşkanlığını kimin kazanacağına ve seçim sonrası ortaya çıkacak siyasi tabloya odaklanmış durumda. Her şey o kadar müphem (belirsiz) ki bütün kritik şeylerin dün yaşandığı ve en az onun kadar kritik olanlarının yarın yaşanmak üzereymiş gibi olduğu bulanık bir antraktayız. Yirmi yıllık iktidarına 3 Kasım 2002 seçimlerinde liberal söylemlerle başlayan AKP'li yıllarda ülkenin tüm yapıları, kurumları ve ilişkileri 2010'lardan itibaren muhafazakârlaşma ve antidemokratikleşme eğilimine girdi.

İktidarda kalabilmesi ve kaldığı sürece otoritesini sağlamlaştırabilmesinin hangi koşullara bağlı olduğunu herkesten iyi bilen lider Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'nin ileri gelenleri, bu süreçte çatışmacı bir üslubu kararlı biçimde sahiplendi. Bu yüzden ülke, yakın gelecekte ortaya çıkacağından şüphe edilen şeylerin ürküntüsüyle gerilmekte. Böyle bir ortamda geçtiğimiz hafta kuruluşunun yirmi birinci yılını kutlayan AKP, anketlerin gösterdiği seçmen desteğindeki kayda değer erimeyi durdurup geriye çevirmenin yollarını arıyor. En güvendiği şey ise, kimlik siyaseti. Çünkü bu siyaset, her şeye rağmen Erdoğan'a ve AKP'ye kazandırıyor.

Epey zamandır kendisine başvurmadan politik analiz yapmanın imkânsızlaştığı anketler de böyle söylüyor: "Hükümetin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesini onaylıyor musunuz?" sorusuna AKP seçmeninin %49.7'si onaylamadığını söylüyor. Yine AKP seçmeninin %72'si diyanetin ve din adamlarının siyasetle uğraşmalarını doğru bulmadığını, %44'ü AKP döneminde yolsuzlukların çoğaldığına inandığını, %59'u lüks ve israfın arttığını söylüyor.

Ama gelgelelim "Bu pazar seçim olsa..." anketlerinde Erdoğan ve AKP hiçbir zaman ikinci sıraya düşmedi. Çünkü AKP seçmeni (%63 gibi bir oranla) Erdoğan ve AKP kaybederse yaşam biçiminin tehdit altında olacağını düşünüyor. Bu seçmen kitlesi, iktidar değişikliğinin üreteceği risklerden, örneğin sosyal yardımların kesileceğinden, başörtülülerin yeniden okullara giremeyeceklerinden, İmam Hatip mezunlarının tekrar dışlanacağından, kamusal yaşamda dindarlığın itibar kaybedeceğinden ve buna benzer şeylerden korkuyor. Siyasal İslamcı gelenekten gelip kısa zamanda bir "kitle partisine" dönüşmüş olan AKP, bugün gelinen noktada artık bir kültürel kimliğin partisidir. O yüzden oy oranı her şeye rağmen %30'un altına inmiyor. Çünkü kültürel kimliğiyle düşündüğü ve hareket ettiği için Erdoğan'a inancı ve sadakati hâlâ çok yüksek.

Bu tablo, Türkiye'de kimlik sorununu ortaya koyan, bu sorunun kökenlerinin, dinamiklerinin ve ifade tarzlarının anlaşılmasına imkân sunan bir olgular yığını oluşturuyor. Kimlik deyince de zaten kültür alanına ayak basmış oluyoruz.

Kültürel iktidardan kastedilen gündelik yaşam

Erdoğan ve AKP sözcülerinin kültürel konulardaki demeç ve uygulamaları, kültürel iktidar olamama sorunun kendileri için ne denli ciddi bir sorun olduğunu iyice anlamamızı sağlıyor. AKP'nin tek hedefi iktidarda kalmaktır ve her alanda olduğu gibi kültürel alana ilişkin bütün söylem ve politikalarının da temel amacı bunun ideolojik koşullarını yaratabilmektir. "Kültürel iktidar olamadık!" şikâyeti, söz konusu ideolojik koşulların hâlâ olgunlaştırılamamış olmasına ilişkindir.

Kültürel alan, bir yandan klasik müzik konserleri verilen, film çekilen, tiyatro sahnelenen, heykel yontulan, bir yandan da televizyonda rakı kadehlerinin blurlandığı, konser ve festivallerin yasaklandığı, kadın kıyafetlerine karışıldığı geniş bir alandır. Erdoğan'ın dillendirdiği "Kültürel iktidar olamadık!" ifadesi, bu çeşitlilikte sinemanın, tiyatronun temsil ettiği kısımla ilgiliymiş gibi görünse de esasen diğer kısımla, gündelik yaşamın muhafazakârlaştırılmasıyla ilgilidir. Çünkü iktidarda kalmanın ideolojik koşullarını sağlayacak kısım burasıdır. Erdoğan'ın şikâyeti, muhafazakârlığın gündelik yaşamda etkisini göstermiş olmasına rağmen bu koşulların hâlâ tam olarak olgunlaştırılamamış olmasına ilişkindir. Çünkü "ecdad yadigarı, atalar kültü, mâzi mirası" diyerek ihya edilmeye çalışılan ama sonuçta metruk bir kültürün elde kalan parçalarına tutunmaya çalışmaktan ileri gidemeyen bir kültürcülükten öteye geçilememiştir. 

Sanata ve kültüre rasyonel yaklaşmak

Kültürel alanın sinema, tiyatro, müzik, resim, heykel vb. gibi uğraşları kapsayan kısmı da ihmal edilmedi elbette; AKP buralarda kendi siyasal hegemonyasına uygun kişiler yaratmıştır (Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Mazhar Alanson, vs. gibi). Ama çoğunlukla sanatı değil de kültür endüstrisini temsil eden kişilerdir bunlar.

Aslında sınırlı da olsa bu konuda belli bir boşluğu dolduran, Mehmet Akif gibi, Sezai Karakoç gibi kalpleri imanlı kafaları, namuslu sanatçıları da vardır Türk muhafazakârlığının, güzel eserlerden oluşan bir külliyat oluşmuştur sayelerinde. Fakat bugün bütün bu külliyat da adeta sömürgeleştirilmiştir. İktidarın propagandistleri onları, Antik Yunan heykellerini kireç elde etmek için eriten Romalılar gibi, öyle işler için kullanmaktalar ki güzellikleri de görünmez olmuştur. Çünkü onlar için kültür meselesi, gündelik yaşamı ve bütün kurum ve kuralları ile kamusal alanı muhafazakâr bir düzene tâbi kılma gayretidir.

Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki, AKP'nin temsil ettiği dindar muhafazakârlığın kültürü, sosyal tabanında yaygınlaşan ve iyiden iyiye dikkat çekmeye başlamış olan müstesna (benzerlerinden ayrı, seçkin) ve aynı zamanda mubah (yapılmasında dini açıdan bir sakınca bulunmayan) lüks ve gösterişçi yaşam tarzında somutlaşmış gibi görünüyor. AKP döneminin dindar muhafazakârları, kılık kıyafet seçiminden ev döşeme biçimine, tatil alışkanlıkların şık mekânların müdavimi olmaya kadar geniş bir yelpazede ortaya koyduğu elit beğenisi, tüketimi ve yatkınlıklarıyla gündelik yaşamın yeni elitleri olmuşlardır.

Çünkü AKP, "Türkiye kapitalizmini kim daha iyi yönetir?" çekişmesinde rol kapmış bir partidir; Türkiye'de 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlanmak istenen; ama ancak 12 Eylül darbesi sayesinde mümkün hâle gelen neo-liberal dönüşümün 2000'li yıllardaki yüklenici politik aracı olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Erdoğan ve AKP'nin İslamcılığı, tipik bir sağ muhafazakârlık örneğidir: Kapitalist modernleşmenin ekonomik ve siyasal işleyişini ve sonuçlarını kabullenip savunmak, kültürel gelişmelerini ve sonuçlarını reddetmek. Kültürel iktidar olamama serzenişi bu reddin dile gelme biçimidir.

Gündelik yaşamın yeni elitleri yanında neo-liberalizmin mağdurlarının, yoksullar ve emekçilerin niçin Erdoğan'a ve AKP'ye oy vermekte ısrar ettikleri de uzun sayılacak bir sosyal tarihin yükünü taşıyan kültürel bir meseledir. AKP kendi seçmen yığınlarını oluşturan kalabalıkların kendinden uzaklaşmasını, alt sınıfların öfke ve taleplerini çarpıtan "kültürel çatışma" nesnelerini sahaya sürmek suretiyle, dinsel-ideolojik telkinle durdurmaya çalıştı ve çalışıyor.

Burada ayrıca AKP'nin, devleti vatandaşlık hakkı ilkesine göre sosyal alanda daha fazla görevlendirmek yerine, sorunları İslâmî renklere bürünmüş hayırseverlikle halletme yoluna giden sosyal politika anlayışına da değinmek gerekir. Seçmen tabanına dönem dönem yaptığı erzak, kumanya, kömür, beyaz eşya vs. yardımlarında ihtiyaçlar üzerinden bir politik tutum ve davranış oluşturma stratejisi belirgin rol oynadı. Bunlar politik davranışların şekillenmesinde, lider otoritesine bağlanmada da önemli bir rol oynadı. Zaten ataerkil siyaset geleneğimizin Devlet Baba anlayışı da böyle bir bağlanmaya uygun zemin sunuyordu.

Bu koşullar altında kültürel iktidar tartışması, demokratik muhalefet için de önem kazandı. Genel olarak bizim gibi ülkelerde, politik alan içinde demokratik muhalefetin otoriter siyaseti şaşkına çevirip sarsacak güce erişemediği koşullarda, kültürel alan demokratik muhalefet için özel bir önem kazanmıştır. Değerli tarihçi Eric Hobsbawm, büyük bir bilgelikle, "Kültürel isyan zayıflığın göstergesidir" demişti. Bizimki de bir "zayıflık göstergesidir". Ama zayıflık göstergesi olsa bile anlamsız değildir. Siyasal iktidarın sanat ve kültüre belli bir rasyonel içinde yaklaştığı zaten çok belli. Aynı rasyonel tavrın muhalif kesimde de görülmesi şaşırtıcı sayılmamalıdır. Ama şunun da farkında olmak gerekir ki sanat ve kültür, şikâyetçi olunan kötü dünyayı kendi başına kurtaramaz, hatta kendi başına kendi alanını bile koruyamaz. Basit ama kullanışlı bir bilgidir bu. O sebeple, muhalif kesimde sanatın ve kültürün siyasi potansiyelinin önem kazanması, can sıkıcı gerçekliğe gösterişli bir tepki değil, siyasi alanın büyük öznesi olan halkla etkili bir iletişime duyulan ihtiyacın ifadesidir, değilse de olmalıdır.

Toplumsal gerçeklik hakkında yanılmak 

Kültürel iktidar konusunun Türkiye'nin toplumsal hayatının değişmeler ve devamlılıklar içeren tarihi bütünlüğü içinde ele alınmasında büyük yarar vardır. Kültürel alan, toplumsal gerçekliğin sembolik düzeyde, yaşam tarzları düzeyinde işlediği bir yerdir. Kılık kıyafetten yeme içmeye, gündelik dilin jargonundan kültürel beğeni, eğilim ve yatkınlıklara kadar pek çok konunda çatışan yaşam tarzları da hepimiz üzerinde belirleyici olan toplumsal gerçeklik hakkında yanıltıcı düşüncelere iter bizi. Onun sezgilerinden kopmamız gerekir. Kültürel kimliklere ilişkin bu dolaysız sezgiden kopulmadığında, ya herkes "kâfir", "ayyaş", "namussuz" ya da "yobaz", "cahil", "bidon kafalı" olur. Kültür eleştirisi zannettiğimiz şey de bu koşullarda ancak yönergeler, talimatlar, hükümler savurarak insanlara ne yapmaları gerektiğini söyleyen (polis tutanağı, savcı iddianamesi türünden) adli belgeler olacaktır.


Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📰​ Kültürel iktidar, “muhalefetin bedeli”

Günaydın. Akademisyen ve yazar Göksel Aymaz AK Parti'nin "kültürel iktidar olamadık" söylemini değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu için "bedel ödemeli" dedi. 75. Locarno Film Festivali sona erdi.

20 Ağu 2022

QNB Finansbank ile birlikte
Tasarım: İrem Yıldırım

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

18 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta