Kuşbakışı: Türkiye’de yüksek öğrenim

Kuşbakışı: Türkiye’de yüksek öğrenim

9 Ekim - Philips
Philips ile birlikte

Philips LatteGo ile evinizin baristası olmak çok kolay Mutfağı saran kahve kokusuyla güne başlamanın veya gün içerisinde bizi kendimize getirecek enfes bir kahvenin tadını almanın keyfi kolay kolay tarif edilemiyor. Bu mutluluk veren anlarda yanımızda olan Philips , hayattan daha çok keyif almamızı sağlayacak teknolojiler üretiyor ve bugün bizleri en lezzetli kahveleri deneyimli baristalar gibi evde yapmamızı mümkün kılan Philips LatteGo ile tanıştırıyor. Nedir? İlham veren teknolojisi ve eşsiz tasarımıyla LatteGo tam otomatik espresso makineleri, yumuşak bir espressodan köpüklü bir cappuccinoya kadar, taze çekirdekten öğütülmüş ve birbirinden lezzetli 12 farklı kahve çeşidi sunuyor. Sezgisel dokunmatik ekranıyla sertlik, sıcaklık veya süt miktarı gibi kişisel damak zevklerinin kaydedilmesine olanak vererek kişiselleştirilmiş bir kahve deneyimi yaratıyor. Süt sistemi sayesinde yumuşacık bir süt köpüğü sağlayan Philips LatteGo , ayrıca Aroma Extract sistemiyle optimum bir denge yakalayan akıllı nefis kahvelerle buluşturuyor. Şimdiye kadarki en hızlı süt temizleme sistemine sahip Philips 5400 LatteGo , evinizin baristası olmayı ne kadar kolaylaştırıyorsa haznelerinin bulaşık makinesinde yıkanabilir olması sayesinde temizliği de dert ettirmeyecek bir kolaylık sunuyor. Dahası: İstanbul Kahve Festivali kapsamında bugün Philips Ev Aletleri deneyim alanınında Philips LatteGo tam otomatik espresso makineleriyle kişiselleştirilmiş kahve deneyiminin tadını çıkarabilir, saat 16.00’da Melikşah ve Esra Ruşan ile Coffee Talk keyfine dâhil olabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Türkiye'de yüksek öğrenim, yüksekokullar ve üniversitelerdeki öğrenimi kapsıyor. Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) nisan ayında yayımladığı 2021-2022 öğretim dönemine ait yüksek öğretim istatistikleri verilerine göre Türkiye'de 2021-2022 yılında 8 milyon 296 bin 959 öğrenci üniversite eğitimi alıyor ve öğrencilerden 7 milyon 616 bin 360'ı devlet, 680 bin 599'u vakıf üniversiteleri ve vakıf meslek yüksekokullarında öğrenimine devam ediyor. 

Verilere göre Türkiye'deki üniversite öğrencisi sayısı bir önceki yıla göre yaklaşık 56 bin kişi artış gösterdi.

YÖK’ün yayımladığı istatistiklere göre, Türkiye’deki üniversitelerin sayısı ise 2022 yılı itibarıyla 208’e ulaştı. Devlet üniversitesi sayısı 129 iken vakıf üniversitesi sayısı 75 oldu. Vakıf üniversitelerinin toplam üniversite sayısı içindeki oranı ise %38 olarak kaydedildi. Ayrıca Türkiye’de vakıflara ait 4 meslek yüksek okulu mevcut.

Büyük sayıların karşılığı: Öğrenim krizi! 

Türkiye’de bugün en az 8 milyon kişinin bulunduğu yüksek öğrenim alanı her yıl genişlemeye devam ediyor. Çok sayıda üniversite, çok sayıda öğrenci ve çok sayıda akademisyenin bulunduğu bu alanda farklı nedenler kaynaklı olarak farklı krizler yaşanıyor. Geçtiğimiz yıl politika yayınımız Spektrum’da kaleme aldığımız Öğrenim Krizi dosyamızda bu alanda yaşananları anlatmıştık. Kısaca özetlemek gerekirse: 

  1. Barınma: 2022/2023 eğitim-öğretim döneminin gelmesiyle birlikte özellikle üniversite öğrencilerinin ve ailelerinin yaşadığı en büyük zorluklardan biri enflasyonla birlikte artan kiraların da etkisiyle yaşanan barınma krizi. Barınma krizi yalnızca kiraların artışından kaynaklanmıyor; bu krizin bir nedeni de milyonlarca öğrenci bulunmasına rağmen devlet yurtlarının kapasitesinin 800 bin kişi olması.
  2. Tarikatlar ve cemaatler: Barınma krizinin yansıması olarak ele alınabilecek sorunlardan bir diğeri de kiralardaki artış ve devlet yurtlarında kontenjan bulunmaması nedeniyle öğrencilerin tarikat ve cemaat yurtlarında kalmaları. Öyle ki, birçok aile maddi durumları elverişli olmadığı için çocuklarının tarikat yurtlarında kalmasına göz yummak zorunda kalıyor.
  3. Geçim: Yüksek öğrenim öğrencisi olan gençlerin yaşadığı krizlerin ana kaynağı da aslında geçim problemi. KYK ücreti 850 lirayken öğrencilerin birçoğu yaşam masraflarını karşılayamıyor. Hatta bu meblağ çoğu zaman öğrencilerin yemek masrafları için dahi yeterli değil. Öğrenim Krizi serimizde konuya ilişkin konuştuğumuz öğrencilerden Ayşe geçim sorununu “Canımın bir şey çekme lüksü yok, eğer çalışmazsam sadece 10 gün boyunca gerçekten tok şekilde uyuyabiliyorum.” ifadeleriyle anlatıyor.
  4. Sosyal hayat: Öğrencilerin barınma gibi temel bir ihtiyacını karşılayamadığı durumda sosyal hayatının da kısıtlanması (hatta yok olması) kaçınılmaz oluyor. Yalnızca kültürel aktiviteler değil; öğrencilerin birçoğu “dışarı çıkıp bir kahve içmekten” dahi uzak durmaya çalışıyor. 
  5. Üniversite enflasyonu: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Türkiye’de 208 üniversite bulunuyor. Üniversite sayısının artışı her ne kadar daha çok öğrenciye eğitim götürmek gibi görünüyor olsa da her yıl ortalama 797 bin kişi mezun oluyor bu da aslında üniversitelerin sayısının fazlalığıyla eğitim kalitesinin ters oranlı gittiği önermesini doğruluyor. TÜİK’in Temmuz 2021 raporuna baktığımızdaysa yüksek öğretim mezunu gençlerde işsizlik oranı %35,1 olarak karşımıza çıkıyor yani üniversite mezunu her 10 gençten 4’ü işsiz. Araştırma Koordinatörü Esra Kaya Erdoğan konuya ilişkin “Üniversiteler mevcut işsizliği üç-dört sene öteleyen sünger işlevi görüyor.” değerlendirmesinde bulunuyor.
  6. Fırsat eşitsizliği: Türkiye’de hâlihazırda özellikle ortaöğrenimde bulunan fırsat eşitsizliği özellikle pandemi döneminde uzaktan eğitimin hayata girmesiyle daha da tırmandı. Öte yandan yüksek öğrenim hakkının sınav ve puan sistemiyle belirleniyor olması da orta öğrenimde yaşanan fırsat eşitsizliğini, yüksek öğrenime taşıyan bir durum.   
  7. İstihdam: Yukarıda bahsettiğimiz gibi üniversite enflasyonu aslında mevcut işsizliği ötelemek için kullanılan bir araç durumunda -ancak özellikle vurgulamak gerekiyor- engellemiyor, öteliyor. Bu nedenle üniversite mezunu birçok kişi kendi alanında iş bulmakta zorlanıyor. Kimi zaman işe girişte aranan kriterlerin garipliği ve fazlalığı da bu istihdam problemini yaratan nedenlerden biri olabiliyor.

“Sınav odaklı başarı”

Yüksek öğrenim çağındaki gençlerin yaşadıklarını Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Demet Lüküslü ile konuştuk. Lüküslü, yüksek öğrenimdeki öğrencilerin yaşadıkları eğitim deneyiminin merkezi (sıralama) sınavı odaklı olmasının ve yüksek öğrenime kadar gençlerin, ebeveynlerinin ve eğitim sisteminin diğer aktörlerinin başarıyı merkezî sınav odaklı ölçüyor ve tanımlıyor olmalarının çok önemli bir sorun olduğunu söylüyor.

“Türkiye’de eğitim sistemi üzerine çalışan uzmanlar, Eğitim Reformu Girişimi gibi oluşumlar, eğitimde özelleşmenin hız kazanması ve devlet okullarının yaşadığı erozyonla beraber eğitimdeki tabakalaşmanın sınıfsal temeline uzun zamandır dikkat çekiyorlar. Sınıfsal eşitsizlikler ile örülü bu sistemde liseler arası farklar da büyük ve PISA gibi ölçümlerin de gösterdiği gibi Türkiye’de eğitimin kalitesinin yükseltilmesi gerektiği konusu önemli bir konu. Uzun lafın kısası yüksek öğretim derken yaşanan olumlu ya da olumsuz tecrübeler derken öğrencilerin yüksek öğretime gelene kadar nasıl bir eğitimden geçtikleri ve nasıl bir parkur sonrasında üniversiteye geldiklerini hatırlamak lazım.”  

Öğrencilerin bu sınav sistemini geçmelerinin ardından ulaştıkları üniversitelerden büyük beklentileri olduğunu vurgulayan Lüküslü, “Gençler için üniversite liseyle karşılaştırıldığında biraz olsun daha özgür olacakları, iyi zaman geçirecekleri, üniversiteli statüsüne sahip olacakları ve diploması ile önlerinde önemli kapıların açılacağı kurumlar olarak görülüyor.” ifadelerini kullanıyor. 

“Oysa ki bunların hepsinin gerçekleşmesinde sorunlar olabiliyor ve üniversiteler ile üniversitelerin bulundukları şehirlerin imkanları da gence sundukları açısından farklılıklar içeriyor. Üstelik üniversiteler özgürlük ortamı olmaktan çok uzak. Yüksek öğrenim sonrasına dair kafada pek çok soru ve kaygı var; ‘Boşuna mı okuyoruz?’ sorusuysa çokça sorulan bir soru. Tüm bunların sonucunda üniversite kısıtlılıkları ve sunamadıklarıyla pek çok genç için bir hayal kırıklığı yaratabiliyor.”

“Üniversitelerde artış var; ancak verilen eğitimde eşitlik yok”

Lüküslü, bugün üniversitelerin ve öğrencilerin sayısının önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar artmış olduğunu vurguluyor:  

“Ancak hem üniversitelerde verilen eğitim hem de üniversitenin bulunduğu kentin imkanları açısından bir eşitlik yok. Bu açıdan örneğin bazı kentlerde öğrenci olmak daha kolay iken diğerlerinde öğrenci olmak daha zor; bazıları önemli imkanlar sunarken, bazılarında ise ortam daha boğucu olabiliyor. Üstelik bunların hepsine ek olarak öğrenciyi bastırmaya çalışan ve öğrencilerin siyasal olarak etkin olmasından ürken bir siyasal sistem var. Bu da üniversitelerin bırakın özgürlük ortamı olmasını bir baskı ortamı olmasını beraberinde getiriyor.”

Demet Lüküslü, ekonomik kriz nedeniyle öğrenci olmanın daha da zorlaştığının altını çiziyor: 

“Öyle ki sadece öğrenci olan bir kitleden bahsetmediğimizi, öğrencilerin hem okuyup hem çalışmak zorunda kaldığını hatırlamak gerekir. Bugün pek çok öğrenci kötü koşullarda, az ücretle ve kötü muamele ile suistimale açık ortamlarda çalışarak eğitimine devam etmek zorunda kalıyor. Tüm bu sebeplerden bugün gençlerin sosyalleşmesi, örneğin bir sinemaya, cafeye, tiyatroya gidebilmesi lüks haline gelmiş durumda. Çocuk yoksulluğunu gündem yapan ve çok başarılı işler yapan kuruluşlar var. Genç yoksulluğunu/üniversiteli yoksulluğunu da mutlaka dile getirmeli, yoksulluğun yarattığı yoksunluklara dikkat çekmeliyiz.”

“Oyunun kuralları herkes için eşit değil”

Öte yandan Lüküslü, son dönemde artan anksiyete, gelecek kaygısı, depresyon, genç intiharları vb. psikolojik durumların, ekonomik kriz, eğitimdeki fırsat eşitsizliği gibi sosyolojik meselelerin de etkisiyle oluştuğunu vurguluyor. “Bu açıdan sosyologlar olarak gelecek kaygısı, umutsuzluk, genç intiharları gibi konulara dikkatle eğilmemiz gerekir. Oranları artan genç intiharları, kaygı bozukluğu, depresyon gibi konular toplumun dışında gelişen bireysel meseleler olarak ele alınamaz.” diyen Lüküslü, bu durumu “Performansın başlıca bir değer olarak öne çıkarıldığı (ünlü Fransız araştırmacı Alain Ehrenberg buna performans kültü der), fırsat eşitsizlikleri yokmuş gibi davranılan neoliberal toplumlarda gençler başarılı olma baskısını üzerlerinde hissediyorlar. Başarılı olamazsa bunun kendi suçları olduğu, bu konuda kendilerinin yetersiz ve başarısız oldukları sık sık dile getiriliyor. Oysa ki oyunun kuralları herkes için eşit değil ya da oyun eşitlikçi değil ve herkes gol atma peşindeyken bazıları penaltı çizgisinden şut çekerken bazıları tabutta röveşata atmak zorunda kalıyor.” benzetmesiyle anlatıyor.

Peki yüksek öğrenimde var olan bu sorunların çözümü mümkün mü, değil mi? Elbette mümkün, sayının devamında yer alan makalelerde çözüm örnekleri de yer alıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🎓 Odak: Yüksek Öğrenim Dosyası

Akademi, mezunları iş hayatına hazırlayabiliyor mu? Sporculara ne gibi imkanlar sunuyor? Sanayi işbirliklerinin önemi ne? Kısıtlı bütçeye sahip üniversite öğrencilerinin sosyal hayata dahil olabileceği fırsatlar neler?

09 Eki 2022

Philips ile birlikte
Joshua Hoehne / Unsplash

YAZARLAR

İlkim Emirler

Deputy editor @ Aposto

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu
Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta