
Standart dışı zamanlarda yapılan seyahatler sıra dışı anları doğurur. Dünyanın bilmediği bir virüsle mücadelesinin filizlendiği 2020 yılının mart ayında kıtalararası seyahat etmek yeterince iddialıyken, bir de bu seyahati Japonya’ya yapmak çıtasını biraz daha yukarı koymuştu. Asya’dan başlayarak yayılan Covid-19 virüsünün ilk dalgası henüz Japonya sınırlarına yeni giriyordu ve turistler yavaştan ülkeden ellerini eteklerini çekiyordu. Planlarını bozmayı sevmeyen bir insan olarak sadece virüsü değil havada asılı duran korku dalgasını karşıma alarak bu seyahati gerçekleştirmeye karar vermiştim. Endüstriyel kodlarla isimlendirilen maskeler, dezenfektanlar, fısfıslı ufak kolonya şişeleri bir anda yol arkadaşım olmuştu. Yeni bir seyahat düzeni kuruluyordu.
Osaka ve Hiroşima sonrası rotamı Kyoto’ya çevirdim. Ülkede dikkatimi çeken ilk şey kalabalığıyla ünlü sokakların tenhalığıydı. Sadece turist kalabalığı değildi ortalıktan yok olan. Zaten ürkek ve temkinli bir millet olan Japonlar da evlerinde kalmayı tercih ediyordu. Henüz evden çalışma furyası başlamadığı için evden işe, işten eve doğru sosyal hayatsız bir rutinde düzeni sağlıyorlardı. Ülkeye ilk defa gelen için biri için eksiklik olarak nitelendirilebilecek durum ikinci Japonya ziyaretim olduğu için avantaja dönüşmüştü. Lokantalarda yer için beklemiyor, uzun sıralara maruz kalmıyor, sakin trenlerde yolculuk ediyor ve normalde boş göremeyeceğim yerleri huzurla dolaşıyordum.

Bu durumu fırsata çevirmek için Kyoto’daki bir sabahımı Arashiyama bambu ormanını görmek için ayırıyorum. İmtiyazlı turistliğimi perçinlemek için ormandan önce kimono kiralayan bir dükkâna giriyorum. Süreç oldukça teferruatlı. Birinin yardımıyla bile kimonoyu giymek epey vakit ve emek gerektiriyor. Sonunda lacivert kırmızı renkli kimonoyla sokaklara geri dönüyorum. Ancak ufak bir sorun var: Parmak arası takunyayla yürümeye alışık değilim. Üstelik sabah yağan yağmur yerleri ıslattığından kayıyorum. Bambu ormanına yaklaştıkça kimono ve parmak arası takunyayla yürümeye alışıyorum. Biraz tempomu düşürüyor, adımlarımı ufaltıyorum. Kıyafet beni sakinleştiriyor. Bir yere yetişir gibi yürümekten çıkıp yolun keyfine varmamı sağlıyor.

Bu sakinlikle ormana ilerlerken önümde kimonolu 2 Japon kadın beliriyor. Zarif adımlarla yürüyorlar. Üzerimizdeki elektronik eşyaları saymazsak aslında yüzlerce yıl önce Kyoto’daki insanlar nasılsa öyleyiz. Onları izleyerek ormana varıyorum. Sabah yağan yağmur yüzünden uzun bambular daha da yeşiller. Üstelik Arashiyama’nın standartı olan iş çıkış saati Mecidiyeköy metrobüs durağı kalabalığı ortalıkta yok. İçimden virüse teşekkür etmek geliyor. Mistik ormanda sakin sakin yürüyerek doğanın tadını çıkartıyorum. Japonların shinrin-yoku dedikleri kavram aklıma geliyor. Kısaca orman banyosu olarak olarak çevrilebilecek bu kavram aslında doğayla bütünleşip onunla bağ kurarak ruhen ve bedenen iyileşmeyi ifade ediyor. O an küçülen adımlarım ve boş orman işte bunu sağlıyor. Tüm düzeninin değişeceğinin farkında olmayan kaotik dünyadan soyutlanıp sadece içinde bulunduğum ormanla bir bütünlük sağlıyorum. Bir şekilde rahatsız edici unsurlardan arınıyorum. Zihnim sanki huzurlu bir boşlukta süzülüyor. Süreç çok kısa sürse bile büyük bir enerjiyle dünyaya adeta geri dönüyorum. Ormanda biraz daha dolaşıp az sayıdaki turisti ve Japon’u izliyorum. Virüsle ilgili herkesin anlatacak birçok hikâyesi olacak. Benimkisiyle beklenmedik yerden doğuyor. Virüs beni doğaya sığınmanın iyileştirici gücüyle tanıştırıyor. Küçük ve sakin adımlarla ormandan geri dönmeye başlıyorum. Dev bambularla vedalaşırken yaşadığım o masalsı an için teşekkür ediyorum. Sıradan bir turistik ziyaretin acayip bir kişisel deneyime evrimini düşünüyorum yolda. Zaman tünelinden geri dönme vakti. Kimono kiralama dükkanındaki kabinde çıkarttığım her kat sanki beni günümüze getiren bir yüzyılı temsil ediyor. Ayakkabılarımı bağlarken günümüze iniş yapıyorum. Dışarı çıktığımda sağanak başlamış. Kyoto’da bir sabah düştüğüm harikalar diyarı sona eriyor. Şemsiyemi açıyorum ve başka bir maceranın izini sürmek için kaldırıma adım atıyorum.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Kerimcan Akduman
Turizm profesyoneli, yazar, fotoğrafçı. İstanbul'da doğdu, yetişti. Reklamcılık yapmaktan sıkılıp 1,5 sene dünyayı dolaştı. Eve dönüp öğrendikleriyle turizm sektörüne girdi. Dünyanın uzak bölgelerinde deneyim odaklı turlar düzenliyor.

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR




