Tasarımcı Ayşe Birsel röportajı

“Tasarım, bugün bildiklerimizle geleceği düşünmenin ve problem çözmenin temel olduğu bir disiplin.”
Tasarımcı Ayşe Birsel röportajı

Konu endüstriyel tasarım olunca Ayşe Birsel’in Türkiye ve dünya için önemli bir isim olduğunu biliyoruz. Aldığınız ödüller ve yaptığınız tasarımlarla aslında iyi bilinen bir tasarımcısınız. Bu başarının ardında yatan tasarım anlayışı nedir? 

Benim tasarım anlayışım insan odaklı. Kendimi bir yerde kullanıcının büyükelçisi olarak görüyorum ve üretici ve kullanıcı arasındaki köprüyü kurmaya çalışıyorum. Aynı zamanda hayatımın en büyük projem olduğunu düşünüyorum. Önceden kendimi daha çok ürün tasarımcısı olarak tanımlarken bugün daha çok yaptığım işin hayat tasarlamak, amacımın insanların hayatında daha pozitif bir etki bırakabilmek olduğunu düşünüyorum. İş hayatım ve sosyal hayatım aslında birbirinin devamı. Her şeyi tasarımcı gözüyle görüyorum, tasarım araçları ve yöntemleriyle hayatımızı tasarlayabileceğimizi düşünüyorum. Bu bakış açısıyla tasarımcı gibi düşünmeyi ve hayatımızı farklı anlamlandırmayı pek çok insana öğretmeye çalışıyorum. Bunu yaparken de kendi hayatımın değiştiğini fark ediyorum. Aslında insanların hayatını etkileyen ve onlarla iç içe olan biri haline geldim. 

Hayatı bir tasarım projesi olarak gördüğünüzü söylemiştiniz daha önceleri, bu konuyu bizim için biraz açar mısınız? Biz de hayatımızı sizin söylediğiniz gibi tasarım projesi olarak mı görmeliyiz? 

Evet, bence hayat bir tasarım projesi gibi karmaşık. İstediklerimiz ve ihtiyaçlarımız çoğu zaman birbirine zıt ve her istediğimizi yapmak için ne vaktimiz ne de imkanımız var. Tasarım da buna benzeyen bir disiplin. Hepimizin de bildiği gibi insan, hiçbir zaman her istediğini yapamıyor. O yüzden hayatın büyük bir tasarım problemi olduğunu düşünüyorum. İstediklerimizle ihtiyaçlarımızı nasıl birbirine entegre edebiliriz ve bu zıtlıklardan ortak bir harmoni oluşturabiliriz? Sorusuna cevap arıyorum. Tasarımın getirdiği olumlu düşünceyle daha yaratıcı bir hayat şekillendirmenin arayışı içindeyim. Çünkü tasarım, bugün bildiklerimizle geleceği düşünmenin ve problem çözmenin temel olduğu bir disiplin. Aynı şekilde hayatımızda bugün bildiklerimizle geleceği tasarlayabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu fikir ilk etapta benim için bir deneydi fakat insanların ilgisini çekti. Bu fikir ve yöntem onların hayatlarına olumlu bir şekilde etki etmeye başladı. Süreç içinde ‘sevdiği hayatı tasarlamak’ herkese öğretebileceğimiz bir araç haline geldi.

Tasarımın yaşama direkt katkısı konusunda çalışmalar yapıyorsunuz. Bize biraz bu çalışmalardan bahseder misiniz? 

Çalışmalarımın temeli, boz-yap (deconstruction-reconstruction) olarak nitelendirdiğim; ürün tasarımından ve benim bu konudaki tecrübemden gelen, tamamıyla benim geliştirdiğim bir tasarım sürecinden oluşuyor. Bu sürecin de dört basamağı var: Bozmak bir şeyi parçalarına ayırmak, Bakış açısı aynı gözle o parçalara yeni bir perspektifle bakabilmek. Yapmak bu bakış açısıyla parçaları yeni bir değer yaratmak üzere bir araya getirebilmek. Burada önemli noktalardan biri parçaları bir araya getirirken her istediğimizin olmayacağının bilincinde olmak konusudur. Daha sonra da bu parçalara form vermek. Form bir strateji, durum, sistem ya da hayat olabilir. Bu dört basamağı aklımıza gelebilecek her proje için bütün çalışmalarımızı birbirine bağlayan bir çizgi gibi düşünebiliriz. Biz bu yöntemi kendi ekibimiz içinde de kullanıyoruz ve çalışma şeklimizi bu değer basamaklarıyla beraber belirliyoruz. Sonra da ürün ya da servis tasarımını yapıyoruz. 

Birsel+Seck olarak farklı çalışma yöntemleriniz var. “Design The Life You Love”, “Design The Work You Love”, “Design The Experience You Love”, “Design The Products You Love” gibi… Bu kurguyu ekip olarak nasıl uyguluyorsunuz? 

“Sevdiğiniz yaşamı tasarlayın” fikri bizim için önemli. Her yaştan insana açık bir form ve her yaştan insanın içinde bulunabileceği bir program bu. “Sevdiğiniz tecrübeyi tasarlayın” ise bizim araştırma kolumuz. İnsanların tüm hayatlarını tasarlayabiliyorsak, hayatın yalnızca bir parçasını da tasarlayabiliriz fikridir bu. Dolayısıyla onlarla hayatlarının içindeki daha belirgin tecrübeleri (çamaşır yıkama tecrübesi olabilir, araba kullanma tecrübesi olabilir)tasarlayabiliyoruz. Bu yöntemle empatinin ötesine bir şey deneyimleyerek, kullanıcının problemi düşündüğü zaman nasıl düşündüğü sorusunun cevabını alıyoruz. Bu iç görüleri müşterilerimizle paylaşıp çalışmalarımızı bu tarafa yönlendiriyoruz. Daha sonra konu ürün çalışmasına dönüyor ve kullanıcıya en uygun ürünü tasarlayabiliyoruz. Design The Work You Love ise daha çok organizasyonlara verdiğimiz bir konu. İş hayatımızı tasarladığımızda nasıl daha verimli olabiliriz, ortak noktalarımız ve amaçlarımız neler; yaratıcı çalışma ve inovatif süreç nedir? Soruları üzerinden kendi değerleri ve işleri arasında bağ kurmayı amaçlayan bir yaklaşım. 

Bu çalışmayı Türkiye’de uyguluyor musunuz? 

Elbette, birkaç yıldır bu anlamda Türkiye’de oldukça aktif çalışmalar yapıyoruz. Bu anlamda Türkiye’deki çalışma arkadaşlarımızın çok etkisi oldu. Bunun haricinde Türkiye’deki şirketlerin inovasyona bakışı çok bilinçli bir şekil aldı ve inovasyonu kendi bünyesine almak isteyen lider şirketler belirdi. Biz de Amerika’da yaptığımız bu uygulamayı Türkiye’ye entegre ettik. Paşabahçe, Kale Seramik, Brisa, Garanti Bankası ve Denizbank ile çalıştık. Asıl ofisimiz New York’ta olmasına rağmen Türkiye’den çalışma arkadaşlarımızla bir köprü kurduk ve şöyle bir avantajımız olduğunu gördük: Biz hem Türkiye kültürünü ve ortamını anlıyoruz hem de Amerika’nın tasarım ve inovasyon tarzını bünyemizde barındırıyoruz. İki farklı ülkede çalışıyor olmanın bizim için de olumlu yönleri var. Birbirini etkileyen geçişler yapabiliyoruz. Tasarım aslında iş dünyasının çok içinde olan bir disiplin. Tabii bunun yanında şirketlerin de inovasyona çok açık olması gerekiyor. Geçtiğimiz 10 yıl içinde özellikle lider şirketler çok daha bilinçli bir yaklaşım içindeler. Biz de o ortamın içinde çalışabiliyoruz. Bu sadece bizim için değil diğer tüm tasarım şirketleri için geçerli. Yani sizin şirketinizin değerleri ile çalıştığınız diğer şirketin değerlerinin örtüşüyor olması lazım. İki tarafın da inovasyona, orijinal fikirlere açık olması lazım. Türkiye’nin global anlamda tasarıma bakışı güçlendikçe tasarım yetisi de güçleniyor. 

Ayşe Birsel“Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın” adında bir kitap yayınladınız. Kitabın içeriğini ve bu fikrin doğuşunu anlatır mısınız?

Uzun yıllardır hayatımın en büyük projem olduğunu düşünüyordum ama bununla ilgili pek bir şey yapmıyordum. Kendi yöntemim olan Boz-Yap’ı geliştirdikten sonra bu yöntemi ilk olarak kendi hayatıma uyguladım. Sonra 12 kişilik bir çalıştay ile başladım. Bir deney olarak başladığım bu proje, oradaki insanların ilgisi, onların arkadaşlarının ilgisiyle, bazı tasarım dergilerinde - gazetelerde çıkan anlatımlarla desteklenerek büyüdü. Bu sırada ben de çok fazlan insanın hayatını tasarlamak istediğini gördüm. Tasarım konusunda tecrübeliyim bu yöntemi hayatınıza nasıl uygulayacağınızı gösteriyorum ve uygulayarak öğrenmenizi sağlıyorum. Bu süreçte iki önemli konu vardı. Biri herkesin çok yaratıcı olduğu. Özellikle tasarımcı olmayanların bu yöntem ve araçları kullanarak ne kadar yaratıcı olabildiklerini gördüm. Bu bana çok ilham verdi. İkincisi de buradan aldığım geri dönüşler. Yani insanların 6 ay 1 yıl sonra hayatlarını nasıl tasarladıkları ve daha olumlu bir hayata adım attıkları konusundaki geri dönüşleri bana bir yerde enerji ve istek verdi. Daha sonra bana kitap yazıyor musun? Diye sormaya başladılar ve geçtiğimiz şubat ayında Türkiye’de Optimist yayınları çıkardı kitabı. 

Tasarım odaklı düşündüğünüzde Türkiye’deki tasarım anlayışını ve genç tasarımcılarını nasıl görüyorsunuz? 

Benim bu konudaki tecrübem daha çok çalıştığım şirketler bazında ve tabii ki Türkiye gözlemlediğim tasarımcılar kadarıyla. Bence Amerika ile yarışır bir konumdayız. Elbette Amerika çok daha büyük bir pazar ama kendi tecrübelerime dayanarak söylüyorum, Türkiye’deki şirketlerin kaliteye, inovasyona yaklaşımına ve çalışma şekline baktığımda Amerika’daki şirketlerden hiçbir eksiği olmadığını görüyorum. Türkiye’deki şirketlerin yöneticilerinin inovasyonu bu denli benimsemiş olmalarının da başarıya çok büyük etkisi var. Genç tasarımcılara gelince, buradaki Türkiye’den gelen öğrencilerimi göz önünde bulundurarak ve diğer okullardaki eğitim veren arkadaşlarımın da söyledikleriyle değerlendiriyorum. İnanılmaz açık görüşlü, çok yetenekli ve dünya görüşü çok geniş olan genç tasarımcılar olduğunu görüyoruz. Bunu okullar dışında Türkiye’deki tasarımcıları tanımış olan insanlar da söylüyor.

Ayşe Birsel ile ilgili detaylı bilgiye ve kendisinin çalışmalarına buradan erişebilirsin.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

PagePage

BÜLTEN SAYISI

Kalanlar ve gelecek olanlar!

Fazlalıkları attığımız, geriye dönüp şöyle bir selam çaktığımız o gizem…

22 Oca 2022

Mathew Schwartz, Unsplash

YAZARLAR

Page

Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...

İLGİLİ OKUMALAR