Leylâ Erbil’in Görsel Koordinatlarındaki Kimi Noktalar

Erbil’in görsel sanat ortamıyla olan yakınlaşması üzerine
Leylâ Erbil’in Görsel Koordinatlarındaki Kimi Noktalar

Çağdaş Türk yazınında benzeri olmayan kurgu tekniklerini devreye sokarak, öncesi sonrası olmayan bir noktada “özgün imge” üreten Leylâ Erbil’in Hallaç’tan Tuhaf Bir Erkek’e dek yayımladığı bütün kitapları kavramsal bir bütünlüğe sahiptir. Bu bütünlük bir yanda İstanbul kentinin tarihindeki önemli olaylara, mekânlara gönderme yapması açısından, diğer yanda da itilmiş, horlanmış, dahası sürekli yok sayılmış kitlelere ses vermesi, onları tarihin tortularından kurtarıp günümüze taşıması açısından önemlidir. Erbil çağdaş Türk yazınında bu bütünlüğü kuran ve koruyarak üst boyutlara çıkaran bir yazın işçisi olarak ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Ne var ki yazın anlayışının köklü farklılığı yüzünden yeterince tartışmaya açılmamış, dilde yakalamaya çalıştığı tempo ve yapıtlarının soyutlamayla olduğu kadar politik bilinçlilikle, feminist bakış açılarıyla şekillenen çokkatmanlılığı nedeniyle değeri uzun süre kavranamamış bir yazardır.(1)

Erbil’in yazı serüveni Türk edebiyatında göremediğimiz görsel bir algı ve deneysellik üzerine kuruluydu. 1956’larda adını duyurduğu ilk öykülerinden itibaren kendine özgü bir tavır geliştiren Erbil çok sevmesine rağmen, dostluğunu kazandığı Sait Faik’in yolundan da ilerlemeyerek kendisine farklı bir yol çizdi. 1961’de yayımladığı Hallaç onun için bir bağımsızlık ilanı olduğu kadar, yazın alanında köşe başını tutmuş kişilere ve çevrelere verdiği mücadelenin başyapıtıdır. O yıllarda Marx ve Freud’u kendine yol gösterici ve etkileşim kaynağı olarak gösteren Erbil, kendisinin “üç silahşörler” adını taktığı eleştirmen çevreleri tarafından sürekli dışlanmış, yok sayılmıştı. Ama o, tekil duruşunu elli yıldan uzun bir döneme yayılan yazarlık uğraşında belli konular üzerinde ısrarla durarak güçlendirdi. Erbil leitmotivlerini tekrarlamayıp dönüştürdüğü, neredeyse her kitabında yeni biçimlere soktuğu için hem Türkçeye yeni bir dil zenginliği kazandırmış, hem de imgenin görkemli gücünü gösteren bir yazı stili geliştirmiştir. Geliştirdiği izlek sayesinde, gelenek-görenek çerçevesinde ailenin, evliliklerin, eğitim kurumlarının, dostluk ilişkilerinin kıskacında kalan, ister kadın ister erkek isterse eşcinsel olsun “birey”e farklı pencerelerden bakmıştır. Keskin zekâsıyla kendisini yok sayan çevreleri de kitaplarına konu etmesiyle ironisini taçlandıran yazar, gülümsemeyi hiçbir zaman elden bırakmayarak kendi stilini geliştirmiştir. Toplumun, tarihin, dinin, ailenin baskısı altındaki bireyi tanımlarken, ona kimlik(ler) kazandırırken, geliştirdiği kurgularla adeta özgün bir “yerleştirme tekniği”, installation oluşturmuştur. Installation, Türkçeye yerleştirme olarak çevrilse de modern sanatın en önemli kavramsal açılımlarını geliştiren Marcel Duchamp’ın tartışmaya açtığı(2) bir kavram olarak çoğu kez özgün biçimiyle dilimize aktarılmıştır. Sanat tarihi araştırmalarında installation, resim, heykel, obje, rölyef gibi geleneksel tekniklerden farklı olarak bir mekân, alan için onun mimari, çoğrafi özelliklerini dikkate alarak geliştirilmiş, sadece sergi süresince varlığını koruyan bir yaratı biçimidir.(3) 1970’ten sonra gündeme gelen kavramsal sanat, land art, new media art gibi çağdaş sanat oluşumlarında gerçekleştirilen çalışmaları tanımlamak için kullanılan installation birçok açıdan Erbil’in kurgularında karşımıza çıkan özelliklerle ortaklık gösterir. 21. yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olarak değerlendirilen Joseph Beuys ile Leylâ Erbil arasındaki ortaklıklarla(4) birlikte ele alındığında installation, her iki yaratıcı sanatçının farklı metotlarla kullandığı teknik olarak karşımıza çıkar. Erbil yazıyı, yazma eylemini cümlelerin, paragrafların ikiboyutluluğundan çıkarıp edebiyatın sosyal, etik sorumluluklarıyla harmanlayarak “görsel bir imge dünyası” geliştirmişti. Bunu alabildiğine deneysel bir formlandırmaya dayalı yazı biçimiyle yaparken hem noktalama işaretlerini hem de yazım kurallarını altüst eden bir görsellik oluşturuyordu. Bu yazıda onun kendi görselliğini oluştururken dolaylı olarak katkısı olduğunu düşündüğüm ressamlardan, fotoğrafçılardan, sanatçılardan söz ederek Erbil’in görsel sanat ortamıyla olan yakınlaşmasını büyüteç altına almayı hedefliyorum.

Leylâ Erbil’in hem çekirdek hem de büyük ailesi kültüre ve sanata açıktı.(5) Ablası Mürvet Bilgin Toksöz İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde okumuştu. Kız kardeşi Sema Bilgin Silanoğlu ise gençliğinden itibaren sanata ilgi duymuş, daha sonra yurtdışında aldığı derslerle kendisini geliştirerek birçok sergi açmıştır. 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okumaya başlayan genç Erbil’in bu yıllarda ablasının yardımıyla dönemin üç önemli yaratıcı sanatçısıyla, edebiyatçısıyla tanışmış olması onun hayatını, yazma sürecini kökten etkilemiştir. Bunlar Sait Faik, Metin Eloğlu, Selahattin Hilav’dır. 1950’lerin ilk yarısında İstanbul’un kültür ve sanat ortamında ayrıcalıklı yerlere sahip olan bu önemli aydınlarla onların vefatlarına dek süren köklü dostluklar geliştiren Erbil’in o yılların sanat ortamını, açılan sergileri, Akademi balolarını takip ettiğini hem kaleme aldığı metinlerden hem de kendisiyle farklı dönemlerde yapılmış konuşmalardan biliyoruz. O dönemde ressamların çalışmalarını sergileme imkânları İstanbul’da bir elin parmaklarını geçmeyen mekânlarla sınırlıydı. Maya Sanat Galerisi, Fransız Konsolosluğu, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi başta olmak üzere Erbil’in bu mekânlarda açılan sergileri takip ettiğini, öğrenci bütçesiyle Tünel’deki kitapçılardan son derece sınırlı sayıda da olsa Picasso, Matisse, Klee gibi ressamların eserlerini tanıtan küçük kitapçıkları satın aldığını biliyoruz.(6)

1955’te yüksek mühendis Mehmet Erbil ile evlenip 1957’ye kadar oturacağı Ankara’ya taşınan yazar burada Vüs’at O. Bener’den Can Yücel’e, Nezihe Meriç’ten İlhan Berk’e birçok edebiyat insanıyla yakın bir diyalog içindedir. Mehmet Erbil’in çok iyi piyano çalması, profesyonel müzik çevreleriyle olan ilişkileri genç çiftin başkentteki yıllarında düzenli konser ziyaretleriyle desteklenir. Hikmet Şimşek’le güçlü bir dostlukları vardır. Çiftin Orhan Peker, Fikret Otyam gibi ressamlarla geliştirdiği dostluk Sevim Burak’ın eşi Ömer Uluç’la birlikte değerlendirildiğinde, o yılların görsel sanatlar ortamında yeni ve atılımcı karaktere sahip yaratıcıların da Erbillerin yakın çevresini oluşturduğu ortaya çıkar.7 1957’den 1961’e kadar eşinin görevi nedeniyle İzmir’de kalan yazar bu kentte Halikarnas Balıkçısı’yla tanışır, çeşitli konularda derin konuşmalar gerçekleştirir. Görülüyor ki, Erbil’in 1960’ta ilk kitabı Hallaç’ı yayımlayana kadar İstanbul, Ankara ve İzmir kentlerinde geçirdiği süre onun hem edebiyat hem de sanat çevresiyle kurmuş olduğu dostluklarla şekillendirdiği görsel koordinatlarını ortaya çıkarır. İlginç olan onun 1950’lerdeki öğrencilik ve gençlik döneminde yakından tanıdığı Tülay Tura Börüteçene, Yüksel Arslan, Abidin Dino gibi ressamlarla bir ömür boyu süren yakın arkadaşlığıdır. Bu bağlamda resim ile şiir arasında kendilerine ait yörüngeler arayan Metin Eloğlu ve İlhan Berk’in varlığı dikkat çekicidir. Bu iki şair-ressam Erbil’le hem uzun süren arkadaşlıklar geliştirmiş hem de Erbil’in görsel estetiğinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Hayatının her döneminde yaşadığı evlerin duvarlarını çoğu yakın arkadaşı olan bu ressamların çalışmalarıyla süsleyen Leylâ ve Mehmet Erbil çiftinin Nuri İyem, Cihat Burak, Edis Tezel, Fikret Otyam, Nevhiz, Komet gibi isimlerin çalışmalarından oluşan küçük ama son derece zevkli bir koleksiyonu vardı. 

Erbil’in yazın dünyasındaki görsel koordinatlarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacak bu koleksiyondan yola çıktığımızda şair-ressam konumlarıyla Metin Eloğlu’nun ve İlhan Berk’in hem yazarla kurdukları yakın dostluk hem de kendi üretimleriyle Erbil’in farklı deneylerini desteklemeleri üzerinde durulması gereken bir konu. Gecede’nin 1968’de yayımlanması için destek verdiğini bildiğimiz, tıpkı Erbil gibi İstanbul’da yaşayan Metin Eloğlu ile aralarında oldukça köklü bir dostluk vardı. Eloğlu, Erbil ailesinin birçok üyesinin portresini yaptığı gibi, yazarla ortaklaşa birçok sergiyi de gezdiği için onun dönemin en önemli ressamlarıyla, sanat ortamıyla tanışmasına da destek olmuştu. İkisi arasındaki dostluk Eloğlu’nun İzmir’e yerleşmesinden sonra eski sıcaklığını yitirse de birbirlerinin üretimlerini yakından takip ettikleri ve sürekli mektuplaştıkları için iki sanatçı arasındaki yakınlaşmanın görsel ve yazınsal koordinatları geniş bir alanı kapsıyordu. 

İlk tanışmaları Ankara’da gerçekleşen Erbil ile İlhan Berk, farklı kuşaklardan gelmelerine rağmen, 1955-1957 arasında başlayan dostluklarını bir ömür boyu sürdürmüşlerdi. Berk kendisinin aykırı desenlerini, çizgilerini sevdiğini bildiği için Erbil’e yolladığı birçok kitabının içine resimler çizerdi. Büyük bir şans eseri her iki yaratıcının da kitaplıklarında çalışma fırsatım oldu, bu sayede birbirlerinin çalışmalarını nasıl yakından takip ettiklerine, birbirlerinin kitaplarına aldıkları notlarla “bilinmeyeni” ortaya çıkarmak için çabaladıklarına tanıklık ettim. Sıradan bir yakınlaşmanın ötesine geçen bu “takipte olma” durumu elbette her ikisinin araştırma ve deneme üzerinde konumlanan özel ilgi alanlarından kaynaklanıyordu. Bunun onların çalışmalarına nasıl yansıdığı hakkında bir yorumda bulunmak için zamana ihtiyacım var. Erbil’in Eloğlu ve Berk’le olan diyaloğu hakkında araştırmalarım devam ettiği için bu konuda önümüzdeki dönemde yoğunlaşacağımı tahmin ediyorum. Erbil’in görsel koordinatlarındaki farklı noktaları büyüteç altına almaya yeni başladım.


Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Notos DergiNotos Dergi

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Leylâ Erbil’in Görsel Koordinatlarındaki Kimi Noktalar

Çağdaş Türk yazınında benzeri olmayan kurgu tekniklerini devreye sokarak, öncesi sonrası olmayan bir noktada “özgün imge” üreten Leylâ Erbil üzerine

29 Kas 2022

Fotoğraf: Muhsin Akgün

YAZARLAR

Necmi Sönmez

Yazar @ Notos

Notos Dergi

Uzun ömürlü ve bilinirliği yüksek, dinamik, günü yakalayan edebiyat dergisi Notos'tan özel seçilmiş makaleler iki haftada bir salı günü 17.00'de Aposto'da yayımda.

İLGİLİ OKUMALAR