
(Görsel: Vikipedi)
17 Mayıs’ta Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü kutlanırken, sosyal medya kullanıcıları paylaşımlarıyla LGBTİ+ bireylerin toplumun kalanıyla eşit haklara sahip olmadığına dikkat çektiler. Söz konusu kesimler toplum baskısıyla cinsel kimliklerini rahatça ifade edemediklerinden ötürü nüfusa oranı kesin olarak bilinmese de; ülkeler bazında yapılan çeşitli araştırmalar bize Dünya nüfusunun yüzde 2 ila 10’unun LGBTİ+ bireylerden oluştuğunu gösteriyor.
Yerleşik toplum kültürü ve hukukî düzenlemelerle, ayrımcılık henüz eğitim hayatında baş gösteriyor. Eğitim kurumlarının ve yurtların işleyişini düzenleyen özel kanunlarda, “genel ahlaka aykırı davranış”, “iffetsiz yaşam sürme” gibi yoruma son derece açık maddeler LGBTİ+ bireyler aleyhine uygulanarak eğitim hayatları sekteye uğratılabiliyor. İstihdam alanında ise, Kaos GL Derneği’nin 2019 tarihli LGBTİ+’ların İnsan Hakları Raporu’na göre iş yerinde cinsel kimliğini açıklayabilen LGBTİ+ bireylerin oranı özel sektörde %17,4 iken, kamuda ise bu oranın %4,4’e düştüğü görülüyor. Katılımcıların işe alım süreçlerinde bu yönde bir açıklamada bulunma olasılığı ise, istihdam edilmeme korkusuyla daha da düşebiliyor. İstihdama ilişkin ayrımcılıklar, bazı durumlarda özellikle trans bireylerin iş bulamayıp seks işçiliğine sürüklenmesine yol açabiliyor.
Dünyada eşcinselliğin yasalarda suç olarak tanımlandığı ülkeler hala mevcut. Yalnızca 28 ülkede eşcinsel evliliklere izin veriliyor. Türkiye’de ise eşcinsellik, açıkça bir suç olarak düzenlenmese de; eşcinsel evlilikler yasal anlamda tanınmıyor. Nihayetinde LGBTİ+ bireyler, evlilik birliği içerisinde evlat edinme ve mirasçılık haklarından mahrum bırakılıyor.
Bu itibarla, Türkiye’de LGBTİ+ bireylerin haklarını koruyan yasal düzenlemeler, uluslararası alanda olduğu gibi pek de tatmin edici değil. T.C. Anayasası’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” ifadesi yer almakla birlikte, cinsel kimlik veya cinsel yönelim bu kapsama dâhil edilmemiştir. Türk Ceza Kanunu da paralel sebeplerle ayrımcılık yapılarak bir kişinin sosyal ve ekonomik haklarından yoksun bırakılmasını nefret suçu şeklinde tanımlamış, fakat bu kapsamda cinsel kimliğe ilişkin ifadelere yer verilmemiştir. Öte yandan, Türkiye’de LGBTİ+ bireylere ilişkin yegâne düzenleme ise Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Sağlık Yeteneği Yönetmeliği olup burada cinsel davranış bozukluğu terimi kullanılmış ve cinsel kimlik farklılıkları askerliğe engel bir durum şeklinde tanımlanmıştır. Öyle ki, Türkiye farklı cinsel kimlikleri, askerlik engeli olarak gören tek NATO ülkesidir.
Uluslararası alanda, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ayrımcılık karşıtı ilkelere sahip olsa da; LGBTİ+ bireyleri açıkça koruyan maddelere sahip değiller. Çoğu zaman bu kesimlerin hakkını savunmak nâmına, bahsi geçen düzenlemeler yorumlanarak, dönemin ruhuna ve toplumun bakış açısına göre kararlar alınmaktadır. Spesifik olarak cinsel yönelim ve cinsel kimlik sebebiyle ayrım yapılamayacağını belirten tek düzenleme ise; 21 ülkenin tarafı olduğu, Türkiye’nin ise yakın zamanda çekildiğini duyurduğu İstanbul Sözleşmesi’dir.
Özetle LGBTİ+ haklarına yönelik toplumsal hassasiyetin veya bu hakları koruyacak yasal düzenlemelerin yetersiz olması; söz konusu bireylerin çalışma, evlenme, eğitim veya sağlık hakkını ihlale ve hatta nefret suçlarının veya intihara sürüklenmenin neticesinde yaşam hakkını ihlale dek uzanan sonuçlar doğurabiliyor. Nispeten iyi senaryoda ise LGBTİ+ bireyler, birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de, toplumun geri kalanıyla eşit haklara sahip olmak adına mücadele etmek zorunda kalıyorlar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


