Lojistik şirketi, müzisyenlik ve cafe sahibi olmak... Hepsi aynı potada, Sündüs Türkyılmaz'da!

Girişimcilik tam zamanlıdan bile yoğun bir iş. Üzerine müzik kariyeri ve herkesin hayali olan bir mekan açmayı ekleyin. Bu hafta enerjisi tükenmeyen Sündüs, nam-ı diğer Meli ile konuştuk.
Lojistik şirketi, müzisyenlik ve cafe sahibi olmak... Hepsi aynı potada, Sündüs Türkyılmaz'da!

Önce biraz sizi tanıyalım. Kısaca kendinizi anlatabilir misiniz?

Adım Sündüs, yani doğduğumda verilen adım bu. Babam bana Meli derdi, uzun bir hikayesi var. Bu yüzden evdekiler bana Meli der. İş yerinde ve okul hayatımda Sündüs, ama samimileştikçe Meli’ye döner. Almancı mı dersiniz, gurbetçi mi bilmem işte öyle bir ailenin 6. ve sonuncu çocuğuyum, anamın küçük kızıyım.1999 yılında İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Ekonometri bölümünden mezun oldum. Uluslararası Taşımacılık benim işim, aynı zamanda profesyonel müzisyenim: ONELOG’un kurucu ortaklarından biriyim.

Girişimcilik hikayenizden ve Onelog’un kuruluşundan bahseder misiniz?

Aslında girişimcilik bence insana olduğu halde gelebiliyor. Vahiy gelir gibi. Bence iş hayatınızdaki tüm hareketleriniz o girişimi hazırlıyor, ille de bir fikrim var diyerek bir şeyi başlatmıyorsunuz. Ben işçi geni taşıdığım için çok çalışkanımdır, çok da sosyal bir kişiliğim var. İnsanları severim, sohbet etmeyi severim, yardım etmeyi severim, yaptığım işi bir üst aşamaya taşımayı severim, yeni fikirleri severim, zekâm da fena sayılmaz. Tüm bu özelliklerim aslında piyasamızda adımın duyulmasına ve iyi bir portföy yapmama sebep oldu. Öyle olunca da teklifler almaya başladım. Deniz yolu taşımacılığında parsiyel denen bir ayrıntılı iş vardır, işte ben “o”yum. Böyle diyorum çünkü sanırım artık parsiyel oldum. Önce bir şirket kuruluş aşamasında bana teklif getirdi ki en sevdiğim şey yeni bir şeyi kurup, çalışır hale getirmek; bundan 3 yıl sonra da bir finansör beni ve ekibimi tamamen yeni bir firma kurma ve ona ortak olma konusunda ikna etti. Finansör dışında 2 ortağız biz ONELOG’da; Serdar ve ben. Serdar eski iş yerimden çalışma arkadaşım, öncesinde de müşterimdi. Çok akıllıdır, komiktir ve cesaretlidir. O olmasa, sanırım duygusal bir müzisyen bir şirket yönetmeye karar veremezdi. Aslında hayalimde hiçbir zaman üst düzey yöneticilik ya da patron olmak yoktu. O yüzden en başta diyebilirim ki, benim girişimciliğim taşıdığım özellikler sayesinde geldi, o özellikler sayesinde birileri beni fark etti diyebiliriz.

Birbirine çok bağlı ve neşeli bir ekipsiniz. Girişimler genelde samimiyet dozunu sabit tutmakta zorlanırlar. Ekip yönetimiyle ilgili vereceğiniz tavsiyeler olur mu?

Ben, insanların kendilerine benzer diğer insanlarla arkadaş olduğuna, iş arkadaşı olduğuna, sevgili olduğuna ve hatta ticari ilişki kurduğuna inanıyorum. Ekip arkadaşlarım bir kısmı eski müşterilerimdi. İyi geçindiğim, iş disiplinini sevdiğim kişilerle çalışmak istedim. Kalan kısmını ise biraz içgüdülerimizle seçmeye çalıştık desek yalan olmaz. Burada size çok kurumsal bazı yollar izledik dersem yalan söylemiş olurum. Yirmi hatta belki 30 kişiden sonrakileri ince eleyip sık dokuyarak aramıza almaya başladık, çünkü hem sayı artıyordu hem jenerasyon değişiyordu hem de yeni jenerasyonun karakteristik özellikleri. On beş kişi iken dozu ayarlamak çok kolay, herkes birbirini anlıyor, herkes işine de hâkim ne sigara kuralınız var ne kahve, isteyen içerde isteyen bahçede çalışırdı falan filan. Ama sayı artıp değişik karakterleri de barındırmaya başladığınızda maalesef insanlar kendi özgürlüklerini kendileri tehlikeye atıyor ve kurallar koymanız gerekiyor. Çekirdek ekip ile çok iyi arkadaşızdır, bazılarını kardeşim gibi severim; ama her zaman bir çizgiyi korumayı tercih ediyorum. Bu sadece beni değil onları da koruyor çünkü. Bence samimiyeti en güzel malzemesi bu, karşınızdakinin sınırını bilmek ve kendinize de bir sınır çizebilmek.

Girişimci kimliğiniz aslında sadece işle sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda müzisyensiniz, bir de Kuzguncuk’ta cafe’niz var. İnsanın iş dışı ilgi alanlarına yetişebilmesi de büyük bir meziyet. Enerjinizi nasıl yüksek tutuyorsunuz?

İşte bu doğuştan gelen bir şey, biraz aileden, biraz çocukluk travmalarınızdan, biraz ondan biraz bundan. Uzun cevapları olan sorular bunlar da sizi sıkmadan anlatmak istiyorum. Her şeye azar azar yeteneği olan bir çocuktum; resim, müzik, tiyatro, 14 yaşında koşu yapmaya başladım, bisiklet sürmeyi severim, biyoloji severim, bazen hala oturup geometri soruları çözerim. Hiperaktifim, titizim, biraz hastalık hastasıyım biraz lokman hekimim. Ama hayatımda kendimi en iyi hissettiğim yer her zaman şarkı söylerken sahnede olmuştur. O bir şekilde diğerlerinde ayırıp kendini baş köşeye yerleşti. Çok çabaladım, çok çalıştım, çok sevdim onu. Bazen bir şarkıyı dinlerken, o enstrümanın içinde zannederim kendimi, ya da çalan gitarın teli falan gibi hissederim. Bütün çabam, iş hayatına girişim bile müzik içindi. Kendi paramı kazanıp kimsenin ağız kokusunu çekmeden bir ürün çıkarmak istedim; ama nakliye bana fena yapıştı. Müzisyen olarak ünlü değilim, ama sektörde hatırı sayılır bir tanınırlığım var 😊 Biraz yanlış ülkede doğmak, biraz ürkeklik vesaire beni müzikte geri çekti. Yine de pes etmedim, 2015 yılında İTÜ MİAM Music Business and Management yüksek lisansına başladım ama yıl sonunda rahmetli Anneciğimin kalp krizi sebebi ile ara verdim. Öyle kaldı bir daha gitmedim. Türkiye’nin ilk web-albümünü yapan şarkıcıyım ama o kadar zamanından önce yapıldı ki pek bir işe yaramadı. Çoğu insanın evinde daha internet bile yoktu. Bir fiziki albümüm daha var. Cafe, Kuzguncuk’ta OFF THE RECORD İstanbul, bir Vinyl Cafe, plak satıyoruz. Müzik sever insanlar geliyor o arada satabilirsek kendilerine kahve de satıyoruz, sakin, keyifli bir yer. En çok dekore ederken keyif aldım. Pandemi de upuzun bir ara verdik; ama bir ay önce yine işletmeye başladık. Ben ONELOG’umdayım orayı güvendiğimiz bir arkadaşımız işletiyor şu an. Enerji bizim ailede genetik, ne zaman kaçıp gidecek bekliyoruz ama ayaklarım ağrımaya başladı, boynumda dejeneratif bozukluklar var maalesef meslek hastalığı, ben sektörümde satış kökenliyim. Bu da yıllarca taksici gibi araç sürmeyi ve bir yazar gibi bilgisayar kullanmayı gerektirir. İkisi bir arada sizi epey hasta edebilir.

Önümüzdeki süreçte hem bireysel hem de kurumsal anlamda planlarınız neler?

Kendi pozisyonumla ilgili hala plan yapmam, hala tek istediğim doğru ve akıllı işler yapmak ve tabii ki karşılığını almak. Ben ekibimin güçlenmesini daha çok istiyorum. Gençlerle çalışmayı seviyorum. Ara ara Bilgi Üniversitesi’ne gidip parsiyel ile ilgili ders veriyorum lojistik bölümüne. Sanki bunu meslek haline getirmek hoşuma gidermiş gibi geliyor; ama inanın çok gelgitli bir kafam var ne zaman ne istediğim, neye karar vereceğim hiç belli olmaz. ONELOG benim için bir eser, uzunca üzerinde çalışılmış, etik değerleri korumak için çok çaba sarf ettiğimiz, çok doğru bir şekilde büyüttüğümüz ve rengârenk bir eser. Vazgeçmek benim için zor olacaktır; ama ben insanın iyi bir noktada her şeyi bırakıp kendisi ile ayrı bir yolculuğa çıkması gerektiğine inanırım. O yüzden kendime en fazla 10 yıl daha veriyorum aktif iş hayatında. Sonra ne olduğunu o zaman tekrar konuşuruz.

Kendi işini kurmak isteyen gençlere tavsiyeniz var mıdır?

Bir kere şu “z” jenerasyonuyum, yok “milenium” um kafalarında çıksınlar. Bunun kimseye faydası olmadığını görüyoruz. İyi bir yere varmak istiyorlarsa çok çalışmaları ama çalışmayı da sevmeleri gerekiyor.  Her işin bir disiplini olduğunu unutmasınlar. Çok ünlü bir elektro-gitarist bile günde 8 saat egzersiz yapar. Ressamlar saban 5 de atölyelerinde o resmin başına dikilirler. Önce kendilerine, sonra da çalıştıkları çevreye karşı dürüst olsunlar. Yani tırnaklarının içine bir şeyler sıkışsın. Rekabette fark yaratmak istiyorlarsa, farklı şeyi bulup yüzeye çıkarmaları gerekir, herkesin yaptığını değil, herkesin ulaşmak istediğini yapmaya çalışsınlar. Bedri Rahmi’nin dediği gibi en azından üç dil bilsinler, en azından üç dilde düşünüp rüya görsünler. Gençlerin sorumlulukları artık daha da çok, maalesef çevreye, dünyaya sahip çıkmaları da gereken bir dönem. Zor olacağını biliyorum; ama bence insan gençken her şeyi başarabilir, kendilerine inansınlar. İyi fikir, iyi sonuç verir onu için her zaman düşünmeye ayıracak vakitleri olsun, mesela meditasyon yapsınlar. Bir şey olmuyorsa da zorlamasınlar, en çok buna üzülüyorum. Herkes dünyaya bir iş kurmak için gelmiyor, bazısı dans etmek için, bazısı koşmak için, bazısı sadece düşünmek için gelmiş olabilir. Ve her birinin bu dünyaya faydası var. Kendinizi ille de kapitalizmin kıskacına doğru atmanıza gerek yok.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Thiscover MeThiscover Me

BÜLTEN SAYISI

Bir girişimci her şeye yetişebilir mi?

Girişimci olunca, insanın kalan tüm hayallerin vazgeçip sadece girişimine mi odaklanması gerekir?

17 Nis 2022

Bir girişimci her şeye yetişebilir mi?

YAZARLAR

Thiscover Me

Girişimcilik ve yatırımcılık dünyası hakkında sizi bilgilendirir.

İLGİLİ OKUMALAR