Mahallede güvende miyiz?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Dr. Kumru Çılgın - Şehir plancısı, MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü mensubu, Urban.koop üyesi
Şubat depremlerinin acı bir şekilde yeniden hatırlattığı üzere, afetlerin topluluklar üzerinde can kaybı, travma, yerinden edilme ve sosyo-ekonomik şartlarda kötüleşme dâhil oldukça yıkıcı etkileri var. Farklı meslek alanlarından uzmanlar tarafından, yaşadığımız her kötü deneyimden sonra afete hazırlık ve müdahale çabalarına önem verilmesi gerektiğine dair uyarılar yapılıyor olmasına rağmen, konu hakkında merkezi ve yerel yönetim bileşenlerince etkili bir planlama veya programlamanın henüz yapılmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Oysa her türlü afet riski karşısında hazırlığın yerel düzeyde olması gerektiği, uluslararası alanda da giderek daha fazla kabul gören bir ihtiyaç.
Mahalle, toplulukların yapı taşı olarak, genellikle herhangi bir sosyo-mekânsal dinamikten etkilenen bireyler için ilk temas noktasını oluşturduğundan, afete hazırlık ve müdahale planlamasında kritik bir rol oynuyor. Son yıllarda, ABD'den Avrupa’ya, Birleşik Krallık’tan okyanus ülkelerine mahalle düzeyinde afete hazırlık planları geliştirmeye artan bir ilgi dikkati çekiyor. İşte ben de bu yazı aracılığıyla, Türkiye’de afeti mahalle ölçeğinde bir gündem hâline getirerek, afete hazırlık için zorluk ve fırsatları kırılganlık-dirençlilik dikotomisinden hareketle yerel dirençliliği artırmanın imkânlarını düşünmeyi amaçlıyorum. Böylece, etkili stratejileri vurgulamak için afete hazırlık planlarının içeriğine ve yaklaşımına dair öneriler üzerine de bir tartışma başlatmayı hedefliyorum.
Afet gündeminde mahalle ölçeğinin önemi
Mahalle ölçeğinde müdahaleler, afet riskini azaltmada ve toplulukların afet riski karşısında dirençlilik oluşturmasında ciddi etkilere sahiptir. Yapıların doğal afetlere dayanacak şekilde güçlendirilmesinden erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine, acil durum hazırlık planları oluşturulmasından komşu dayanışmasına kadar geniş bir yelpazede çeşitlenebilecek bu müdahaleler; birçok konuda olduğu gibi afet konusunda da kent yaşamının çekirdeğini oluşturan mahallenin güçlü yanlarını birer potansiyele çevirebilmesiyle işlevsellik kazanacaktır. Bu sebeple, yereldeki hazırlıkların mahalle ölçeğinden başlatılması hızlı, etkin ve tamamlayıcı nitelikte olup, önemli bir ilk adımı oluşturmaktadır.
Afet riskinin azaltılmasında mahalle ölçeğinin sunacağı bu fırsatları değerlendirerek başarılı olabilmek için topluluk katılımı belki de en kritik taraftır. İkametgâh veya vatandaşlık aranmaksızın, o mahallede yaşayan, çalışan, okuyan tüm sakinlerin karar alma süreçlerine dâhil edilmelerini içeren ve toplum içinde güven, sosyal uyum ve dayanışma inşa etmeyi hedefleyen bu katılım ayağıyla hem hazırlık hem de hiç olmasını ümit etmeyeceğimiz afet sırasında ve sonrasında kapsayıcı, önleyici ve iyileştirici içerikler üretmek mümkün olacaktır.
Afetler, mahallelerin fiziksel ve sosyal altyapısı üzerinde tesir gücüne sahiptir ve bunun asıl yükünü genellikle düşük gelirli, marjinalize edilmiş veya dezavantajlılaştırılmış hassas gruplar çeker. Bu nedenle, afet riskini azaltma çabalarında, sosyal ve mekânsal adalet konularını mutlaka ele alacak biçimde gerekli adımların atılması ve tüm aşamalarda bu yaklaşımları öncelemek için geliştirilmiş ilkelerin baz alınarak hareket edilmesi, başta bu gruplar olmak üzere fiziksel ve sosyal tahribatın çarpan etkisiyle artmamasını daha olanaklı kılacaktır.
Mahalle ölçeğinde etkili bir afet riski azaltım yaklaşımı için mühendislik, mimarlık, şehir planlama, sosyal hizmet ve halk sağlığı gibi alanlardan uzmanları bir araya getiren çok disiplinli bir ele alış gereklidir. Doğal veya insan eliyle oluşan afetlerin birbirini etkileyen ve hatta tetikleyen birçok boyutu olduğu gerçeğinden hareketle, bu boyutların ilgili uzmanlıkların bilgisi ve yönlendiriciliğiyle ele alınması, değerlendirilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi için, yine birçok konuda olduğu gibi burada da disiplinlerarası bir bakışa ihtiyaç duyulmaktadır.
Afetlerin mahalleler üzerindeki çok boyutlu etkisinin, yalnızca fiziksel faktörler tarafından belirlenmediği kabul edilmelidir. Daha ziyade sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel faktörler de topluluklardaki kırılganlığın ve dirençliliğin şekillenmesinde önemli belirleyicilerdir.
Mahallenin kırılganlık hâlleri ve dirençlilik potansiyelleri
Bir mahallenin afet karşısında kırılganlığı, bir dizi faktörden etkilenebilir. Söz konusu kırılganlık hâllerini yaratan temel dinamikler arasında mahallenin konumu; yapıların yaşı ve durumu; mahallelilerin sosyo-ekonomik şartları; sakinlerin sağlık ve engellilik durumları; dil bariyeri veya kültürel farklılıklar; sosyal dışlanma ve mekânsal ayrışma ile çevresel bozulma sayılabilir. Ancak bu dinamikler, tek başına bireylerin neden olduğu ya da bireylerin sorumluluğunda olan konular olmadığından, kırılganlık hâllerini yaratan koşulların öznesi olan kişi ve grupları ayrımcı ve/veya suçlayıcı tavırlarla karşı karşıya bırakmamak gerektiğinin de altı çizilmelidir.
Deprem, sel, orman yangını gibi doğal afetlere eğilimli bölgelerde yer alan mahalleler, hasar ve yıkım açısından oldukça yüksek risk altında olduklarından, fiziksel konumu bir mahallenin kırılgan yapısını artırabilir veya bu tehdidi en başından engelleyebilecek özelliklere sahip olabilir. Yapıların yaşı ve durumu açısından değerlendirildiğinde, yüksek oranda eski yapı stokunun veya yönetmeliklere uygun inşa edilmemiş binaların bulunduğu mahalleler, bir afet sırasında hasara karşı daha kırılgan olabileceğinden, önemli bir sorun alanına işaret etmektedir.
Mahallede yaşayanlar, çalışanlar, okuyanlar açısından sosyo-ekonomik şartlar da afetlere hazırlanmak ve afetlerden korunmak için kaynaklara ve ayrıca sağlık, ulaşım gibi hizmetlere erişimi belirlediğinden, mahallelerin kırılganlık dinamiklerinin bir diğer unsurudur. Yaşlı yetişkinlerin, engellilerin veya kronik sağlık sorunlarına sahip kişilerin yüksek oranda bulunduğu mahallelerin hizmetlere erişimde olduğu kadar afetlerin sağlık üzerindeki etkilerine karşı da kırılganlığını artırdığı için sağlık ve engellilik durumu da belirleyici faktörlerden biri olarak anılmalıdır.
Özellikle göçmen nüfusun veya Türkçe bilmeyen/konuşamayan sakinlerin yoğunlukla yaşadıkları mahallelerde herhangi bir afet sırasında kritik bilgilere ve yazılı/sözlü yönlendirmeler içeren kaynaklara erişimde zorluklarla karşılaşılabileceği için dil bariyeri veya kültürel farklılıklar, mahallelerin kırılganlığını etkileyebilecek konulardan diğeridir. Bununla bağlantılı bir diğer dinamik olarak sosyal uyum ve topluluk katılımı açısından düşük düzeye sahip ve birbirini tetikleyecek nitelikteki sosyal dışlanma ve mekânsal ayrışmanın belirgin olduğu mahallelerde bir afet sırasında desteğin daha az seferber edebileceği ve daha da önemlisi dışlanan ve ayrıştırılan kesimlerin afet gibi kapsayıcı bir olgu karşısında dahi yalnızlaştırılabileceği öngörüsü, bertaraf edilmesi gerekli bir kırılganlık hâlini ortaya koymaktadır. Son örnek olarak çevresel bozulma ise kirletilmiş toprağı, suyu, havayı veya diğer çevresel riskleri barındıran bölgelere sahip mahallelerin yine afetlerin sağlık üzerindeki etkileri karşısında savunmasız olabileceklerini hatırlatmaktadır.
Özetle, kırılganlığın karmaşık ve çok yönlü bir kavram olduğunu ve buna katkıda bulunan faktörlerin birbiriyle etkileşebileceğini ve hatta birbirini tetikleyebileceğini kabul etmek; bu sebeple de kesişen faktörleri dikkate alan kapsamlı bir yaklaşım geliştirmek gerekmektedir.
Öte yandan dirençlilik ise bir mahallenin afetler gibi olumsuz olaylara uyum sağlama ve bunları iyileştirme becerilerinden biridir. Yalnızca fiziksel altyapıyı değil, tüm etmenleri değerlendiren bütüncül bakışı içermesi gerekli bu ele alıştan hareketle, bir mahallede dirençlilik oluşturmanın birtakım yollarının türetilebilmesinin orada yaşayan sakinlerce mümkün olduğu söylenebilir.
Örneğin sosyal ağları güçlendirmek bunlardan biridir. Mahallede yaşayan, çalışan, okuyan tüm sakinler arasında topluluk duygusunu ve mekânsal aidiyeti artırıcı güçlü sosyal ağlar oluşturmak ve sosyal sermayeyi genişletmek, afet hazırlığında kapsayıcı ve bilgilendirici; afet müdahalesinde etkili; afet sırası ve sonrasında ise gerekli güven ve dayanışma duygusunu yaratmaya yardımcıdır. Sosyal altyapının yanında fiziksel altyapı için ayrılacak yatırımlarla da mahallede yer alan tüm yapıların önem ve aciliyet sırasına göre doğal afetlere karşı dayanıklı hâle getirilmesi ve teknik altyapı sisteminin iyileştirilmesiyle afetlerin mahalle üzerindeki etkisi azaltılabilir.
Dirençliliği mümkün ve anlamlı kılacak bir diğer etmen, (yerel) ekonomik gelişmenin sağlanarak finansal durumun iyileştirilmesidir. Mahallede veya küçük ölçekli benzer yerleşimlerde iş imkânları yaratmak, iş eğitimi programları oluşturmak veya küçük ve orta ölçekli işletme desteği gibi ekonomik fırsatlar sunmak; topluluğun ekonomik olduğu kadar ekonomiyle kesişen diğer her alandaki dirençliliğini artırmayı hızlandıracaktır. Topluluk üyelerinin ekonomik kaynakların yanında ihtiyaç duydukları hayati önemdeki kaynaklara erişimlerini sağlamak da önemlidir. Ucuz barınmaya, nitelikli eğitim ve sağlık hizmetlerine, adil ve temiz gıda ile suya erişimi sağlamak/artırmak, afet kapsamındaki dirençliliği artırmada ciddi paya sahiptir. Son örnek olarak, yeşil altyapı ve yenilenebilir enerji gibi sürdürülebilir uygulamaları teşvik etmek, bu uygulamaların sağlandığı noktada da sakinlerce kullanımını çoğaltmak afetlerin çevre üzerindeki etkisini azaltmaya ve yine mahallenin dirençliliğini artırmaya katkı sağlayacaktır.
Kısacası, bir mahallede dirençlilik oluşturmak, nüfusuyla birlikte mahallenin tüm sosyal ve mekânsal kırılganlığını azaltmaya ve iyileşmesine destek olacak fiziksel, sosyal, ekonomik, çevresel, kamusal faktörleri dikkate alan bütüncül bir yaklaşımı elzem saymaktadır. Bu denli kapsamlı bir yaklaşımın benimsenmesiyle, mahalleler ve topluluklar afetlere daha dirençli kılınabilir.
Mahalle ölçeğinde afete hazırlık planları
Afet riski karşısında mahalle ölçeğinde hazırlık planları üretmek; topluluk üyelerini, yerel yönetim bileşenlerini, arama-kurtarma dâhil acil durum müdahale ekiplerini, sivil toplum kuruluşlarını ve ilgili diğer paydaşları bir araya getiren ortak bir süreci içerir. “Acil durum hazırlık planları”, “toplumsal dayanıklılık eylem planları” veya “mahalle izleme programları” gibi farklı isimlerle yürütülen bu planlar kapsamında Portland ve New York (ABD), Berlin (Almanya), Amsterdam ve Rotterdam (Hollanda), Kopenhag (Danimarka), Viyana (Avusturya), Londra (İngiltere), Christchurch (Yeni Zelanda) kentlerinin mahallelerinde veya Filipinler’in ‘barangay’larında (önceleri barrio olarak bilinen ve telaffuz edilen en küçük idari birimlerinde) uygulanan örnekler incelendiğinde, etkili planlar geliştirmek için atılabilecek bazı temel adımları şu şekilde derlemek mümkündür:
- Riskleri ve tehlikeleri belirlemek: Mahalleyi etkileyebilecek potansiyel risk ve tehlikeleri belirleyebilmek için önce genel bir risk/tehlike değerlendirmesi yapılmalıdır. Bu değerlendirme; sel, deprem ve orman yangınları gibi doğal afetlerin yanı sıra halk sağlığını etkileyen salgınlar veya kimyasal sızıntılar gibi insan kaynaklı felaketleri de içerebilir.
- Hassas alan ve durumları değerlendirmek: Mahallenin risk ve tehlikelere karşı en savunmasız bölgelerinin nereleri olduğu nedenleriyle birlikte belirlenmelidir. Bu bölgeler; yaşlı yetişkinlerin, engelli kişilerin, düşük gelirli ailelerin veya Türkçe bilmeyen/konuşamayan sakinlerin, göçmenlerin yoğunlaştıkları/kümelendikleri alanlardan oluşabilir. Hassas olan bu alanlar, beraberinde hassas durumları da getirdiğinden, bu değerlendirmeler, bireyleri ve yaşadıkları mekânları damgalamadan, koşulları iyileştirmeye odaklı önlemler için yapılmalıdır.
- Amaç ve hedefleri oluşturmak: Mekânsal planlarda olduğu gibi bu tip bir hazırlık planı için de net amaç ve hedefler belirlemek ancak bunları ilgili tüm paydaşlarla birlikte, katılımcı bir yaklaşımla oluşturmak önemlidir. Örneğin; bir afet sırasında can kaybı ve yaralanma sayılarını azaltmak, mülke gelebilecek zararı en aza indirmek, afet sonrasındaki ilk 48 saati güvende geçirmek veya kritik hizmetlerin sürekliliğini sağlamak gibi hedefler belirlenebilir.
- Stratejiler ve eylemler geliştirmek: Belirlenen tehlikelere, değerlendirilen güvenlik açığına ve oluşturulan amaç ve hedeflere dayanarak, mahallede olası risk ve tehlikeleri azaltmak ve dirençliliği sağlamak için belirli stratejiler ve eylemler geliştirilmelidir. Bunlar; yapıların doğal afetlere dayanacak şekilde güçlendirilmesi, erken uyarı sistemlerinin tasarlanması, tahliye yollarının oluşturulması ve acil durum malzemelerinin sağlanması gibi önlemleri kapsayabilir.
- İletişim ve koordinasyon mekanizmalarını oluşturmak: Etkili iletişim ve koordinasyon, başarılı bir afet hazırlığı için oldukça kritik öneme sahiptir. Topluluk üyeleri, acil durum müdahale ekipleri, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetim bileşenleri dâhil olmak üzere paydaşlar arasında net iletişim ve koordinasyon hatları oluşturulmalıdır. Bu iletişimin afet sonrasında kopmaması ve koordinasyonun sağlanmaya devam etmesi için gerekli önlemlerin alınması da hazırlığın bu aşamasının bir parçasıdır.
- Planı test etmek ve güncellemek: Zaman içinde ilgili ve etkili kalmasını sağlamak için hazırlık planını düzenli olarak test etmek ve güncellemek gerekebilir. Güncelleme; acil durum tatbikatlarının yürütülmesi, planın yıllık olarak gözden geçirilmesi, mahalleye ait güncel mekânsal ve demografik verinin plana işlenmesi ve paydaşlardan gelen geri bildirimlerin dâhil edilmesi şeklinde olabilir.
Bunlar veya daha fazla adımdan oluşabilecek afet hazırlık planlarında, yine tıpkı mekânsal planlarda olduğu gibi, ekip üyelerinin kimlerden oluşacağı ve çalışma pratiği ile ilkelerinin nasıl oluşturulacağı süreç kurgusunun öne çıkan bir başlığıdır. Bu bağlamda, mahalle sakinleri/temsilcileri, varsa dernekleri, mahalle muhtarları, mahallelilerin davet etmek isteyeceği gönüllü uzmanlar ve danışmanlar; planlama alanından sorumlu ilgili her düzeyde kamu bileşenlerinden oluşan teknik heyet; sivil toplum kuruluşları gibi yapıların biraradalığında katılımcı, dayanışmacı, birbirini gözeten ve kimseyi geriden bırakmayan bir anlayışla planlama ve programlama çalışmaları hazırlanarak yürürlüğe girebilir. Elbette her mahallenin kendi biricikliğinde, sorunların tespiti, çözümlerin geliştirilmesi ve uygulanabilirliğin sağlanması noktasında çalışma pratiği ile ilkeler planlama ekibinin iç dinamiğiyle ortaya konmalıdır.
Sonsöz
Afet riskinin azaltılmasında mahalle biriminin yaşamsal vasfına ve var olan kırılganlık ve dirençlilik dinamiklerini göz önünde bulundurarak, toplulukları mahalle düzeyinde afete hazırlık planlamasına dâhil etmenin önemine vurgu yapıyor; ama daha da mühimi, mahalle ölçeğinin bu eylemlilikteki benzersiz rolünü tanımanın gerekliliğine dikkat çekmeye çalışıyorum. Bunu yaparken ayrıca, her mahallenin çeşitli yapısal özellikleri uyarınca öznellik sergilediği; dolayısıyla kısaca tartışmaya açmaya çalıştığım bu içeriğin yaşadığımız mahalleye göre düşünülerek özgün bir şekilde ele alınmasının faydalı olacağını da not düşmek istiyorum.
Her ne koşulda olursa olsun, hem mahalleleri hem de mahalle sakinlerini güçlendirmeye, daha iyi hazırlanarak afetlere müdahale edebilen ve sonucunda afet riskinden kurtulabilen yereller inşa etmeye elbette yardımcı olabiliriz. Politika yapıcılar ve uygulayıcılar, yereldeki afet risklerine ve bu riskleri bertaraf etmek üzere geliştirilecek çözümler ortaya koyabilecek uzmanlar, yurttaşlık bilinciyle aktif sorumluluk üstlenecek sakinler… Hepimizin bu süreçte yapabileceği şeyler var.
Bunun için, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı iken Türkiye’de ilk defa yapılarda hızlı tarama testi uygulamasını hayata geçirmesiyle yerel hazırlık adına irade ortaya koyan, ancak kentin en önemli açık yeşil alanlarından biri olması yanında en büyük afet toplanma yerlerinden biri de olan Gezi Parkı’nı bilim ve evrensel değerler üzerinden savunduğu için 352 gündür Silivri’de tutuklu bulunan çalışma arkadaşım şehir plancısı Dr. Tayfun Kahraman gibi yaşam hakkımızı koruyup kollamanın bilinciyle inisiyatif almak iyi bir başlangıç olabilir.
Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin anısına saygıyla…
Adıyaman Besni’de kaybettiğimiz dostumuz ve meslektaşımız Fatma Önder Özşeker’e özlemle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.



