Cem Pekdoğru ile Soru-Cevap: Manchester United'ın Sezon Başlangıcı

Cem Pekdoğru ile Liverpool zaferi, Brentford hezimeti, Casemiro hamlesi ve daha fazlası hakkında konuştuk.
Cem Pekdoğru ile Soru-Cevap: Manchester United'ın Sezon Başlangıcı

  • Manchester United için genel hatlarıyla nasıl bir ay geride kaldı? Sezon sonu geldiğinde Ağustos 2022'yi hangi maçla hatırlarız? Sence Liverpool zaferi Brentford’daki absürt skoru bir nebze de olsa unutturdu mu?

Tutkulu bir Real Madrid taraftarı olmasıyla da bilinen İspanyol edebiyatçı Javier Marias, 1994 yılında El Pais gazetesindeki futbol yazılarından birini şöyle açıyor: “Beyaz kalbimiz şu son yıllarda pek fena şeyler yaşadı ve buna rağmen hayatta kalabildi. Kazanmaya alışmış kişiler olarak, kaybetmenin bizi öldürmediğini keşfettik ki bu durum gizemini koruyor.” Hayatında gördüğü ikinci 5-0’lık Barcelona mağlubiyeti esnasında (ilkinde sahada olan Cruyff, bu kez kulübede) bir durum güncellemesi yapma gereği hissediyor: “(…) kalbimiz giderek daha da kararıyor, bazı yerleri ölüyordu.” 

Tıpkı geçtiğimiz sezonun Leicester, Watford ve Brighton maçları gibi, son Brentford bozgununun hatırasının da uzunca bir süre United taraftarlarının kalbini karartacağından emin olabiliriz. Evet, geçtiğimiz sezonki Liverpool maçlarını (dokuz golün her birini) kasten bu cümlenin dışında bıraktım. O maçların hatırası, en azından bir süreliğine, yerini Jadon Sancho’nun golünü çimlerden takip eden James Milner imajına bırakacak. Bir hafta önce nerede olduğumuzu düşününce, bu da bir şeydir. Diğer yandan, Manchester United’ın 2022/23 sezonunu özetleyecek “epitomik” bir maç seçmemiz gerektiğinde, yani o gün geldiğinde, sezonun ilk üç maçından birine başvuracağımızı pek zannetmiyorum.

  • Liverpool zaferi United’ın 4 yılı aşkın süredir beklediği bir olaydı. Bu maç ne gibi sonuçlar doğurur, United’ın geride kalan sezonu nasıl etkilenir?

Liverpool karşısındaki oyundan çıkan ve ileriye taşınacak tek tük kazanımlar olduğunu düşünmekle beraber, bunların United’ın sezonunun devamı için belirleyici olacağıyla ilgili şüphelerim var. Yine de Erik ten Hag’ın, transfer penceresinin son günlerine bir Liverpool galibiyetinin güvenoyuyla girmesinin değerini de yadsımayalım. Herkesin yüzleşmemek için gözlerini kaçırdığı o büyük buluşmada, Liverpool’u güçten düşüren birkaç önemli eksiğin de yardımıyla, koca bir oksijen tüpüne rastladı ten Hag. Ole Gunnar Solskjaer’in geçici olarak geldiği görevdeki süresini artıran da bu tür “büyük” maçlarda, Liverpool, Man City veya PSG gibi takımlara karşı alınan puanlar olmuştu. İşin ilginci, bu maç sırasında birbirlerine “United’ı en son ne zaman böyle görmüştük?” diye soran taraftarların ciddi bir çoğunluğunun, kendilerini 2019/20 sezonunda bulduklarını tahmin ediyorum. Bazı bölümlerde Ole’nin bu tür büyük maçlarda kalabalık bir orta blok kullanarak yakaladığı pres yoğunluğunu, bazı bölümlerdeyse bilhassa Rashford, Martial, G*eenwood gibi “uçakları” rakip savunmanın arkasındaki koridorlara saldığı müthiş geçiş aksiyonlarını izliyormuşuz hissine kapıldık.

Erik ten Hag’ın, bugünlerde pekâlâ Avrupa futbolundaki “yasak elma” olarak adlandırılabilecek Manchester United menajer koltuğunun yeni sahibi olduğu açıklandığında, kendisinden görmeyi temenni ettiğimiz muzaffer Liverpool maç planı bu muydu peki?

Görsel: Sky Sports


Ole’nin taktik kitabından çıkmış gibi görünen bu galibiyetin ardından, ten Hag’ın bu sezonu tümden değiştirecek ilk kıvılcımı çaktığını söyleyen birini bulabileceğinizi sanmıyorum. Yine de evet, kazanımlar demiştik… Sezon sonuna geldiğimizde, bu maçı Malacia’nın formayı bir daha geri vermemek üzere aldığı maç olarak işaretleyecek olabiliriz. Varane-Martinez ikilisinin, önlerinde Casemiro’ya ihtiyaç duymadan da iş görebilmesi de elbette iç ferahlatan bir gelişmeydi. (Teşekkürler Firmino!) Ama en önemlisi, Cristiano Ronaldo’yla girdiği kaçınılmaz güç savaşındaki ilk hamlesini hasarsız atlatmış oldu ten Hag. Ronaldo krizinin nasıl sonuçlanacağını görmek için önümüzdeki hafta kritik olacak ama bu tragedyanın hayati dönüm noktalarından biri Liverpool maçına saklanmış olabilir. Sezon öncesi kampında Crystal Palace, Aston Villa gibi rakiplere karşı da sonuç verebildiği ispatlanmış Fernandes-Sancho-Martial-Rashford ileri dörtlüsü eğer ten Hag’ın Premier League fikstüründeki ana planı olacaksa, her şeyin başladığı maç olarak yine 22 Ağustos Pazartesi gecesini ziyaret etmemiz gerekebilir.

  • Raphael Varane’ın denkleme dahil oluşu kendi standardının epey altında bir lig başlangıcı yapan Lisandro Martinez’in de formunu yükseltmiş gözüküyor. Sezonun geri kalanında Erik ten Hag’ın stoper ikilisi, Liverpool maçında başarılı bir partnerlik kuran Varane-Martinez ikilisi midir?

Sezon boyu United stoper rotasyonunu doldurması beklenen dört oyuncu arasında halen elit bir stoper bulunmadığını kabul ederek başlayalım. Saha içinde ve saha dışında feci geçen bir 2020 yılından sağ çıkmayı beceren Harry Maguire, bu yılın başlarında evine gelen bomba ihbarından sonra toparlanamamışa benziyor. Muhtemelen ben de toparlanamazdım ve kaptanlık bandının kumaşı, bu yarayı iyileştirmeye yetmezdi. Tüm bunlar düşünüldüğünde, Maguire’a bir “kafa izninin” iyi geleceğini tahmin ediyorum. Eğer bu süreçte işler Maguire’ın akıl sağlığı için olumlu seyrederse, bu dörtlü rotasyonda elit seviyeye en yakın gördüğüm isim hâlâ Maguire.

Varane’ın ilk sezonunu unutmak için, tanınmaz haldeki Firmino karşısında ortaya koyduğu iyi bir 90 dakikadan fazlasına ihtiyacım var. Çok uzak olmayan bir gelecekte Maguire-Martinez ikilisini tekrar görebileceğimizi düşünüyorum. Tabii bu kez Casemiro’nun koruyucu kanatlarının arkasında…

  • Casemiro takım şablonunu nasıl değiştirir? Real Madrid, Şampiyonlar Ligi’ne ambargo koyarken Brezilyalı yıldız genellikle tek 6 numara olarak kullanılıyordu ancak United sezonun bu bölümüne kadar hiç bu şekilde dizilmedi. Bir değişiklik kapıda bekliyor olabilir mi?

Aslında bütün bir yaz Frenkie de Jong’un peşinden koşan bir hocanın, Casemiro transferi için fazla hevesli olmamasını beklersiniz. Ancak ben ilk iki haftanın bilançosundan sonra, ten Hag’ın Casemiro’yu takımında görmeyi gerçekten istediğini düşünüyorum.

Bu sezon bittiğinde, Sir Alex Ferguson’ın Old Trafford tribünlerine reverans yaptığı günün üzerinden tam on yıl geçmiş olacak. Bu on yılda Sir’ün kulübesine kalıcı olarak oturtulan dört menajeri –bana bu soruda yardımcı olması adına– iki farklı profile uydurabilirim:

i) özgeçmişiyle orayı doldurabileceğinden içten içe şüphe duyduğu için, United kulübesindeki yerini korumak adına her şeyden vazgeçebilecek, inandığı her şeyi oracıkta bırakabilecek “zayıf” menajerler (Moyes ve Solskjaer)

ii) kariyerinin ışıltısına kapılıp giden, nihayetinde de kendini ve sözde taktik dehasını United’ın ve koca bir kulüp geleneğinin üzerinde görebilecek kadar gerçeklikten kopan “eski ustalar” (Van Gaal ve Mourinho)

Kendi adıma, bu on uzun yılda United menajerliğine yakıştırdığım iki isim, Thomas Tuchel ve Mauricio Pochettino olmuştu. Kulüp kültürüne saygıda kusur etmezken, haklı biçimde övgü alan taktik keskinliklerini United’ın hizmetine sunabilecek ve buradaki koşullara adapte olmak adına bazı değişmezleriyle vedalaşıp, yeni ve daha iyi değişmezler tasarlamak için kulübün kaynaklarından istifade edebilecek iki karakter olarak ayrıştırmıştım TT ve Poch’u. United’ın tercih ettiği –aslında spektrumun iki ucunda yer alan– iki profilden de farklı bir profildi bu.

Şimdiye kadarki izlenimlerim, son on yılda gidilen hocalar arasında ten Hag’ın, sözünü ettiğim bu profile en yakın isim olduğunu teyit ediyor. Gelgelelim Tuchel ve Pochettino’nun maharetini haiz olduğunu, hatta bu açıdan bu ikiliye yakın olduğunu söylememe yetecek kadar bile Ajax maçı izlemedim son beş yılda maalesef.

Özetle ten Hag’ın, Casemiro için gerekli ayarlamaları yapmaya hazır olduğunu görebiliyorum. Ajax’ta da bu karakterde 6 numaralara yer verebildiğini, hatta bir dönem Martinez’i de bu pozisyonda kullandığını okumuştum. Fakat bunlardan daha önemlisi; şu anda United’ın elit düzeyde üç oyuncusu olduğundan bile emin değilim ve buraya doğrudan yazabileceğimiz ilk isimden verim almak için uyum sağlamaya hazır bir hoca görüyorum.

Görsel: Goal


  • Transfer sezonunun sonuna yaklaşırken Cristiano Ronaldo’nun ayrılmaması bir problem yaratır mı? Gerek duyulduğunda, Jose Mourinho’nun Chelsea’deki son şampiyonluğunda Didier Drogba’ya biçtiği gibi bir rolü kabul eder mi?

Bunu sadece hislerime güvenerek cevaplamaya çalışabilirim: Hayır, kabul etmez. Bir Drogba ya da bir Cavani rolünü kucaklayan bir Ronaldo görebileceğimize maalesef inanamıyorum. Ve bu durum da mutlaka takım kimyası için problem teşkil edecektir.

Peki, sahadaki ana planın bir parçası olması hâlâ mümkün olabilir mi? Ronaldo’yu yaklaşık on yıldır topsuz oyunda bir rolü verimli bir biçimde doldururken izlemedim; çok farklı senaryolara girdi ama pres oyunu dünya futbolunda hâkimiyetini gitgide artırırken, bunu dert edecek bir oyuncu olduğunu hiç düşünmedi. 37 yaşında bunu yapabilecek bir vücudu var mı, kesin bir yanıt vermek güç. Ancak fiziksel olarak hâlâ yeterliyse bile, duygudurumu buna gönül indirmesine izin vermeyecek gibi görünüyor.

The Athletic ekibinden Carl Anka, geçtiğimiz günlerde Ten Hag’ın Ajax’tayken, dünya futbolunda artık ıskartaya çıkarılmış 36 yaşındaki Klaas-Jan Huntelaar’dan nasıl verim aldığını gündeme getirdi. Başlangıçta Ralf Rangnick’in de çalıştığı bir oyuncu olduğu için, iki hocanın yaklaşımlarını kıyaslamak adına bulunmuş akıllıca bir örnek olduğunu düşündüm. Ama hayır, Ronaldo’ya Huntelaar’dan bahsetmek, muhtemelen, sonradan şehir efsanesi olduğu ortaya çıkan Moyes-Ferdinand-Jagielka hikâyesinden bile saçma olurdu.

  • Southampton, tarz olarak Brighton ve Brentford’a yakın profilde sayacağımız bir takım. Ligin en genç 11’ine karşı bugünkü maçtan beklentilerin nedir?

Liverpool maçındaki personel korunacaksa, sezonun devamı adına gerçek testin bu olacağını düşünebiliriz. Southampton’ın ilk iki maçtaki rakiplerle benzerlikler taşıdığı doğru. Ama onlardan farklı olarak, önceki yıllardan daha potansiyelli ama birbiriyle oynama tecrübesi bulunmayan genç bir savunma ikilisini (hatta Lavia’yı da katalım, neredeyse 20 yaş ortalamalı bir savunma üçgenini) test ediyor Hasenhüttl. Bu deney iyi bir sonuç verebilir ama süreç sancılı geçecektir (bu sefer 9 yiyecekleri takım biz olmayız tabii). Dolayısıyla, United adına erken bir golle çözülebilecek bir maç olması çok uzak bir ihtimal değil belki de. Ama özellikle ileri dörtlüyü farklı bir gözle izleyeceğim.

  • Erik ten Hag şu ana kadar hangi beklentini karşılayabildi? Şu anki performansına 10 üzerinden kaç verirsin?

Erik ten Hag için şu aşamada bir puanlama yapmaktan kaçınacağım. Manchester United’da uzunca bir süredir problemler, menajer koltuğundaki kişiyle başlayıp bitmiyor. Hatta çoğu zaman o koltuğa hiç uğramıyor bile. En azından Ed Woodward’un resimden silindiği ilk yaz mevsimine daha fazla umut bağlamıştık, burası kesin. Bu bağlamda, kulüp içindeki kültürel yozlaşmayı ortadan kaldırmak için pek az şey yapılan 2022 yazına genel bir puan vermeyi yeğlerim: 2/10. (Olası Antony ya da Gakpo transferinin bu puanı değiştirmeyeceğini söylememe gerek yoktur herhalde.) Casemiro sorusunu yanıtlarken, ten Hag’a dair inancımı bir ölçüde de olsa koruduğumu ele verdim sanırım.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

This Is EnglandThis Is England

BÜLTEN SAYISI

Manchester United Sezona Nasıl Başladı?

Cem Pekdoğru ile United'ın gündemi üzerine konuştuk.

27 Ağu 2022

Manchester United Sezona Nasıl Başladı?

YAZARLAR

Umut Öztürk

Premiercast.

This Is England

Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR