Meğer çöplerimiz bir değermiş… (!)

Bu hafta önce 49, sonra 36 adrese yüzlerce polis eşliğinde baskın yapıldı. Baskınların hedefi kağıt toplama işçileriydi. Valilik operasyonları önceden duyurmuş, gerekçenin “çevre ve halk sağlığını tehdit, haksız kazanca ve kamu zararına yol açma” olduğunu açıklamıştı.
İnsan tabii sormadan edemiyor: Kağıt toplama ve halk sağlığını tehdit mi? Kamu zararı mı? Şu durumda “çöplerimiz” kamu malı mı sayılıyor? Çöplerden kağıt toplayanlar sağlığımızı mı tehdit ediyor?
Anlaması zor. O nedenle Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Ali Mendillioğlu’na baskınları sorduk. Ve öğrendik ki, meğer İstanbullunun çöpü bir “değer”miş. Sokakta karnını doyurmak için kağıt toplayanlar, bu “değerli” mala el koyduklarından “haksız kazanç” elde ediyorlarmış. Buyurun, çöpten geçinenlerin ülkesinde çöpün ranta dönüşme öyküsüne…
Kaynak: Cumhuriyet
- Baskınların resmi gerekçesi nedir? Kamu zararı, halk sağlığını tehdit gibi gerekçelerden söz ediliyor. Bunlar ne anlama geliyor?
İddia o ki, İstanbul halkının çöpe attığı kimi atıklar artık bir değer. Dolayısıyla bu değerin kağıt işçileri tarafından toplanmasını “kamu zararı” kabul ediyorlar. Buradan elde edilen geliri de haksız kazanç.
- Peki, çevre ve halk sağlığını tehdit?
Yine iddia odur ki, şehir içerisinde atıkların toplandığı depolar çevre ve halk sağlığını kirletiyor. Ayrıca kağıt toplayıcıları çöplerdeki poşetleri yırtmak suretiyle bir hijyen sorunu yaratıyor.
- Şimdiye kadar bu kadar büyük baskınlar olduğunu duymamıştık. Biz mi duymadık, yoksa sahiden bu ölçekte baskınlar daha önce yaşanmadı mı?
Bu hafta öncesinde, son iki aydır bir müdahale söz konusu. Fakat geçmişte bu son iki ayda yaşanan kadar büyük bir müdahale olmadığı doğru. Biz de ilk kez bu ölçekte bir müdahaleyle karşılaştık.
- Peki, neden şimdi?
Şimdi atık dönüştürmeden söz ederken öncelikle iki hedef olmalı. Birincisi ambalaj üretimini azaltmak. İkincisi ayrıştırmanın evde yapılmasını sağlamak. Bu ikisini de yapamıyorsan, bu boyutta bir işi ya kağıt işçileri gibi sokakta, bizzat çöp tenekelerinde yapacaksın. Ya da teknolojik bir çözüm üreteceksin. Bir bant sisteminde ayrıştırılacak vs…
Şu anda İstanbul’da her iki yakada da böyle bir girişimde bulunulduğunu biliyoruz. İki tane yatırım aşamasında fabrika kurulması planlanıyor. Baskınların bu hazırlıklarla, birilerinin bu alana girmesiyle ilgili olduğunu biliyoruz.
- Yasal statü nedir bu konuda?
2004’te bir yönetmelik çıktı ve ambalaj atıkları AB uyum sürecinde çıkarılan bu yönetmelikle tanımlandı. Fakat aradan geçen 17 yılda bu yönetmelik 17 kez değişti. Aslında ilgili kurumların kendisi de ne yapılacağını bilmiyor.
Şu anda “sıfır atık” denilen yaklaşım da doğru tariflenmiş değil. Bugün pek çok ürünün ambalajı içindekinden pahalı. Örneğin su. Kutu kola, deterjan, parfüm… Bunlar da öyle. Ya atık üretimini azaltacaksın, misal musluktan akan suyu içilebilir hale getireceksin. Yahut da, depozitolama gibi yöntemlerle geri dönüşümü kaynağında kolaylaştıracaksın. Bugün hem atık üretimini körüklüyor, hem de ayrıştırmayı kaynağında çözemiyorlar.
- Peki, bir çözüm, bir çıkış görüyor musunuz?
Çözüm için önce sorunu tarif etmeliyiz. İnsanların bir güvence altında çalışmasından önce, asıl sorun çöpten geçinen insanlarımızın olması. Dolayısıyla asıl bu sorunu çözmek gerekiyor. Bunu çözerseniz, çöpünüzün yapısı da değişir zaten.
Göçle birlikte çöpten geçinen insan sayısı her gün artıyor. İnsanlar da diploma sorulmayan, sabıka kaydı sorulmayan, etnik kimliğinizin sorgulanmadığı bu işe girmek zorunda kalıyor. Çünkü başka şansı yok. Bunlar değişmeden bu soruna da çözüm bulmak mümkün görünmüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Kağıt toplama işçileri ve kuryelerle konuştuk. 3. Dünya Savaşı tartışmalarını, Çin'de "Yeni Çağ'ı", Facebook'un geleceğini, dünyadan öğrenci hareketlerini ele aldık.
10 Eki 2021

YAZARLAR

Eray Özer
Yeni Haller Podcast & OnYirmiOtuz
İLGİLİ OKUMALAR


