Mihenk #4: Wigan Athletic 2011/12

Mihenk serisinin yeni bölümünde Enes Yılmaz, efsanevi şekilde lige tutunan Roberto Martinez'in Wigan'ını inceledi.
Mihenk #4: Wigan Athletic 2011/12

24 Aralık - Lexus - This Is England
Lexus ile birlikte

Cazibenin en yeni formu: yeni Lexus LC Convertible Nefes kesen bir deniz manzarası veya kışın en keyifli yanı kar taneleri eşliğinde bir yolculuğa çıktığınızı hayal edin. Hayalinizi taçlandıran aracın rüzgârı teninizde hissetmek üzere üstü açık bir model olduğunu tahmin ediyor, aracın ise yeni Lexus LC Convertible olduğundan hiç şüphe duymuyoruz. Hayalleri gerçeğe dönüştüren LC Convertible tasarım ekibi, yolculukların kuşkusuz en havalı yol arkadaşı yeni Lexus LC Convertible’ı; tavanı açık veya kapalı fark etmeksizin dünyanın en cazibeli aracı olmak üzere tasarladı. Her detayıyla ön planda olmayı seven yeni Lexus LC Convertible ; LC coupé'nin zarafetine sahip saniyeler içinde açılan yumuşak tavanıyla aniden değişen hava şartlarına meydan okuyor. Tavan, açıldığında aracın çizgilerini muazzam bir şekilde ortaya çıkaran estetik arka kapağın altına katlanarak eşsiz tasarımını korumaya devam ediyor. Eşsizliğini sadece tasarımına yansıtmakla kalmıyor. En önemli süper otomobiller arasında yer alan Lexus'un LFA aracıyla aynı kaderi paylaşarak Tokyo'dan iki saat uzakta bulunan Motomachi fabrikasında elle üretiliyor. Hızı arayanlar için başka bir seçeneğe şans tanımıyor. LC Convertible'ın 5 litre V8 benzinli motoru, Takumi ustaları tarafından özel tasarlanarak üstün bir sürüş deneyimi, nefes kesen bir hızlanma ve V8 gücü sunuyor. Tavanı açıp kapatıldığında, lüks klima sistemiyle bulunduğu iklime anında uyum sağlıyor. Üstü açık versiyonunda hız kazandığınız an kabin sıcaklığını otomatik olarak artırıyor. Yeni Lexus Safety System + sürümü sayesinde üretilmiş en güvenli araçlardan birini sürdüğünüzü size her an hissettirerek daima güven veriyor. Benzersiz bir lüks hissi ve üstün V8 gücünü yakından keşfetmek için burayı ziyaret etmeniz yeterli.

Daha fazlasını öğren

Futbolu diğer takım sporlarından ayıran en bariz özelliği değişkenlerin, ihtimallerin ve dolayısıyla mucize denebilecek olayların daha fazla olmasıdır. Leicester’ın şampiyonluğu, United’ın Bayern'e karşı geri dönüşü, Liverpool’un 10 dakikada Milan’ı nakavt etmesi bir çırpıda aklımıza gelenler.

Pardew'ın Newcastle’ın titanlar arasından sıyrılıp elde ettiği 5.'lik, City’e sezonun son dakikasında şampiyonluğunu getiren Aguero şutu ve Wigan Athletic’in son 15 maçlık fikstürdeki çıktığı seviye gibi durumlar da 2011/12 Premier Lig sezonunun barındırdığı mucizeler denebilir.

Bu yazıda son maddenin üstünde duracağız.


Görsel: Eurosport


Sezon öncesi Charles N’Zogbia’nın Aston Villa’ya olan transferinden gelen 10 milyon euroyu nasıl kullanacağına dair düşünceleri bulunan Roberto Martinez, transfer dönemini beşi bedelsiz olmak üzere 9 transferle geçirdi. 

  • Takıma Birmingham’dan katılan sol bek Jean Beausejour, Bolton’ın ‘1’ numarası Ali Al-Habsi ve UD Almeira’dan gelen sol kanat Albert Crusat o yaz yapılan transferler arasında ön plana çıkanlardı.

Küme düşme adayları arasında favori gösterilen Roberto Martinez’in Wigan’ı ligin ilk üç haftasını iki beraberlik ve bir galibiyetle namağlup kapatınca çoğu futbolseverin dikkati üzerlerine kesildi. Lakin Manchester City deplasmanında başlayan, Everton ve Tottenham’la devam eden zorlu fikstürle beraber mağlubiyetler de arka arkaya gelmeye başladı. İlk üç haftayı namağlup kapatan Wigan 4. haftadan 12. haftaya kadar oynadığı bütün maçları kaybetti ve ligin dibine demir attı.

19 Kasım 2011’de oynadıkları Blackburn maçından 3-3’lük beraberlikle ayrılarak negatif seriye nokta koyan Wigan, Ocak ayına kadar çıktığı 7 maçta sadece Arsenal ve United’a kaybetti. Chelsea ve Liverpool gibi zorlu rakiplere karşı da sahadan beraberlikle ayrılmaları taraftarı ümitlendirmişti.

Bir buçuk aylık süre zarfında aldıkları bu nefes sayesinde sıralamada 2 basamak yükselseler de Ocak ayı kelimenin tam anlamıyla kabus gibi geçti: Sunderland, Manchester City ve QPR’a karşı puan alamayan Wigan'ın ayın sonundaki rakibi Tottenham'dı.

Tarihler 31 Ocak 2012’yi gösterdiğinde White Hart Lane’de 35.800 taraftar Tottenham-Wigan maçını izlemek için yerlerini almıştı. Son galibiyetini 10 Aralık'ta alan Wigan’a karşı sahaya çıkan Spurs mutlak favoriydi.

  •  Maçta açılışı Luka Modric’in pasında topu filelerle buluşturan Gareth Bale yaptı. Golden yalnızca 5 dakika sonra 35. dakikada bu kez Luka Modric kendi bitirdi. 

İkinci yarıda Wigan’da gözle görülür bir değişiklik vardı. Oyuncular ne yaptığını biliyor gibiydi. Baskılı taraf Wigan olsa da kalite bakımından hala eksiktiler ve Bale bir kez daha sahneye çıktı. Wigan’ın baskısı 80. dakikada James McArthur’un golüyle meyvesini verse de kalan dakikalarda gol bulamadılar ve maç 3-1’lik skorla sonuçlandı.


Görsel: BBC


 ‘’Maçın ilk yarısındaki performanstan memnun değilim ama ikinci yarı gerçekten iyi oynadık. Önümüzde 15 maç var, ikinci yarıda oynadığımız gibi oynamalıyız.’’

Bu cümleler maçın ardından yapılan röportajda Wigan menajeri Roberto Martinez ligde son sırada olmaları ve ligde nasıl kalmayı planladıkları hakkında sorulan soruya verdiği yanıtlardı.

La Masia çıkışlı orta saha oyuncusu Jordi Gomez sezon sonunda, Tottenham maçının ikinci yarısında menajer Roberto Martinez’in oyunculara topa sahip olmalarını ve sabırlı bir şekilde pas yapmalarını istediğini; ikinci yarıdaki değişimin bununla alakalı olduğunu açıkladı.

Maçtan sonra Martinez oyuncularına ‘Bu maç bizim için sezonun kırılma noktası.’ dedi ve Wigan'ın yükselişi başladı.

Premier Lig’de bir aydır puan alamayan Wigan’ın sıradaki rakibi 10. sıradaki Everton’dı. İç sahada oynadıkları maçtan aldıkları beraberlik puan alamama serisinin sonunu getirdiği için kabul edilebilirdi. Bu beraberliği Bolton deplasmanından alınan 2-1’lik galibiyet ve 0-0’lık Aston Villa beraberliği takip etti. 

Takımın psikolojisi yavaş yavaş düzelirken 27. haftada alınan 2-0’lık Swensea mağlubiyeti havaya giren camianın momentumunu olumsuz etkiledi. Art arda Norwich ve West Brom’la 1-1 berabere kalmalarının ardından son 8 maça 19. sırada giren Wigan’ı çok zorlu bir fikstür bekliyordu.


Görsel: Sky Sport


Zorlu süreç 30. haftada Anfield deplasmanında başladı. Maça hızlı start veren taraf ev sahibiydi. Gerrard ve Downing ile pozisyonlara girseler de skoru bulamadılar. 

30. dakikada Martin Skrtel’in Victor Moses’a yaptığı faul sonucu kazanılan penaltıyı Shaun Maloney gole çevirdi. İlk yarının kalan bölümünde de üstün taraf Liverpool’du lakin golü ısrarla bulamıyorlardı. 

İkinci yarının hemen başında Gerrard’ın gönderdiği topla ceza sahası içinde buluşan Suarez skoru eşitledi. Attığı golden yaklaşık 10 dakika sonra Suarez topu yine filelerle buluşturdu lakin pozisyon elle oynama gerekçesiyle gol değeri kazanmadı. 

Dakikalar 63’ü gösterdiğinde Gary Caldwell’in sağ çaprazdan yaptığı vuruşla Wigan bir kez daha öne geçti ve maçı bu skorla bitirmeyi başardı.

Anfield deplasmanında kazanılan maçı iç sahada 2-0’lık Stoke galibiyeti takip etti. 32. haftadaki yolculuk göz korkutan cinstendi: Stamford Bridge.

  •  Chelsea’ye karşı takımını, o sezon dönem dönemde kullandığı 3-6-1 şeklinde dizen Roberto Martinez hem sezonun geri kalanında hem de kariyeri boyunca çoğunlukla takımını sahaya 3’lü dizmeye başladı. 

Maçtaki ilk gol 62. dakikada Raul Meireles’in ceza sahasına gelişi güzel gönderdiği topa ön direkte dokunan Ivanovic’ten geldi. Wigan oyuncuları ofsayt itirazında bulunmak için yan hakemin etrafını sararken Mavililer gol sevincini yaşıyorlardı.

Gole yanıt 82. dakikada ceza sahası yayından 10 metre uzakta aldığı topu sürerek yay üzerine kadar getiren ve çok temiz bir şutla Petr Cech’i avlayan Mohamed Diame’den geldi.

 90+2’de Torres’in direkten dönen şutunu tamamlayan Mata maçın skorunu belirledi. Maçtan sonraki açıklamasında hakeme dem vuran Roberto Martinez haklı sayılırdı çünkü Chelsea’nin attığı iki gol de bariz ofsayttı. 

Chelsea maçı psikolojik bir buhrana yol açacak çok can sıkıcı bir mağlubiyet gibi gözüküyordu, ancak işler tam tersi şekilde ilerledi.

Zorlu fikstürde sıradaki rakip, Manchester City ile kıran kırana bir mücadele içinde olan lider Manchester United’dı. Rakibine karşı çok iyi savunma yapan Wigan, Shaun Maloney’den gelen golle bu savunmanın meyvesini toplayarak ligin genelinde kırılma yaratacak bir sonuca imza attı: United'ı DW Stadium'undan puansız göndererek hem City için şampiyonluk ışığını yaktılar hem de ligde tutunmak için altın bir galibiyet elde ettiler.

Kabus gibi geçmesi gereken fikstürde sıradaki durak Emirates'ti.

 7. dakikada Arsenal’in kullandığı korner Wigan defansından sekmiş ve bir kontra atağa dönüşmüştü. Top hızlı paslar sonucu Jordi Gomez’e ulaştırılmış, Gomez’ de ceza sahasına doğru koşan Di Santo’yu topla buluşturarak golün asistine imza atmıştı. 

Golden yaklaşık 50 saniye sonra sol kanattan gönderilen top sayesinde yaşanan karambolde Jordi Gomez skoru 2-0’a getirerek gecenin, hatta minik çaplı Wigan tarihinin kahramanları arasında yer almayı garantilemişti.  

21. dakikada Rosicky’nin ortasına çok iyi yükselen Vermealen yaptığı keskin kafa vuruşuyla skoru 2-1’e getirse de kalan dakikalarda Emirates’ten gol sesi çıkmadı. Ligde tutunacağına dair inancı katlanan Wigan, rakiplerin büyüklüğüne aldırış etmeden yürüyüşüne devam ediyordu.

Arsenal galibiyetinin ardından çıktıkları Fulham deplasmanından son dakikada yedikleri golle kaybeden Wigan’ın önünde üç maç kalmıştı: İlk olarak lig dördüncüsü Newcastle’ı 4-0’la süpürdüler, ardından kümedeki doğrudan rakipleri Blackburn Rovers ve Wolverhampton Wanderers’i mağlup etmeyi başardılar. 


Görsel: Premier League


Roberto Martinez’in 31 Ocak 2012’de oynadıkları Tottenham maçından sonra işaret ettiği 15 maçta sadece 3 yenilgi alan Wigan ligi 15. sırada tamamlayarak tarih yazıyordu. 

2012/13 sezonunda takıma yeterli yatırım yapılmayınca kaçınılmaz olarak gözüken Championship senaryosu gerçekleşti. Lakin Roberto Martinez ve öğrencileri İngiltere futboluna son bir mucize armağan etmeye kararlılardı.

Tarihler 11.05.2013’ü gösterdiğinde Manchester City ve Wigan Athletic Wembley’de karşı karşıya geldi. Kazananın futbol tarihinin en eski kupasını müzeye götüreceği maçta favori hiç şüphesiz ki City’ydi. 

Çekişmeli geçen maçta 90 dakika boyunca gol sesi çıkmadı. Duraklama anlarında Wigan’ın orta saha oyuncusu Ben Watson sahneye çıkarak sessizliği bozuyor ve kulübüne ilk büyük kupasını kazandırıyordu.

Bu sonuçla Wigan, bir sonraki sezon Avrupa Ligi'nde mücadele eden bir Championship takımı olmayı başardı.

2011/12 sezonu şampiyonluk yarışıyla hatırlansa da, küme düşme hattındaki Wigan'ın yaptıkları unutulacak cinsten değil.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

This Is EnglandThis Is England

BÜLTEN SAYISI

Jordan Henderson, Wigan'ın Kaçışı

Gündem, Jordan Henderson, 2011/12 Wigan.

24 Ara 2021

Lexus ile birlikte
Marca

YAZARLAR

Enes Yılmaz

Author @This is England.

This Is England

Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR