Minari, 2020

Hayaller ve "büyükanne gibi olmayan bir büyükanne".
Minari, 2020

1980'lerde, ABD'nin iki ucundaki Kaliforniya ile Arkansas arasında, yollarda başlıyor Minari. Evlendiklerinde ABD'ye taşınarak “birbirlerini kurtarma” sözü vermiş Koreli çift, çoktan Jacob ve Monica isimlerini benimsemiş, belli bir para biriktirip, Kaliforniya'da doğan çocukları Anne ve David'i de yanlarına alıp yeni hayaller peşine düşmüşler. Jacob'ın hayali kendi bahçesinde tarım yapmak ve ABD'de kolay bulamadıkları Kore sebzelerini yetiştirmek; Monica'nın hayalini bilmesek de, kalp rahatsızlığı nedeniyle bir an bile gözünün önünden ayırmak istemediği küçük oğlunu ve ailesinin bir arada kalmasını her hayalin önünde tuttuğunu anlayabiliyoruz. Arkansas'a taşınıyorlar, Jacob'ın hayalindeki bahçenin ortasında olmasına rağmen en yakın hastaneye bir saat uzaklıktaki bu tekerlekli ev, Monica'nın hayalindeki ev değil. Kavgalar artmaya başlamışken, çareyi Monica'nın annesini ülkeye ve evlerine getirmekte buluyorlar. Jacob'ın bahçesi mahsül vermeye başladıkça, yeni sorunlar peşlerini bırakmıyor. Anneanne Soon-ja'nın da dokunuşlarıyla, hayallerini unutmaya başladıkları her an, bir şekilde “birbirlerini kurtarma” sözü verdiklerini hatırlayarak yeniden kenetleniyorlar.

Film, ona adını veren bitki gibi, bir parçası ekildiği anda kolayca, kendiliğinden sarıyor tüm kalbinizi. Burning / Beoning'de kolektif olarak âşık olduğumuz Steven Yeun'u yeniden görmek de, ülkesinde olup da ait hissetmedikleri o yerden gitmeye çalışanların da gitmeyi başarmış olanların da kolayca anlayabileceği duyguları hissetmek de, ufak detaylarındaki 80'ler nostaljisi de, Emile Mosseri'nin müzikleri de Minari'yi yılın en iyisi olmasa bile en sıcağına dönüştürüyor. 

Minari'nin konuşulmayı en hak eden performansı, ödül sezonunun eleştirmenler cephesinin de favorisi hâline gelmiş Youn Yuh-jung'unki pek tabii ki. Kendisinin geçtiğimiz yıl The Farewell'in babaannesi Zhao Shuzhen'in çaldığı kalplerimizin yeni sahibi olduğunu söylemek mümkün. Torunları için “büyükanne gibi olmayan” bir büyükanne olan Soon-ja, batı ya da doğu kültürü fark etmeksizin toplumun standart büyükanne anlayışının dışında: “Kurabiye pişirmiyor, küfrediyor ve erkek iç çamaşırları giyiyor". Jacob ve Monica için kriz anında yardıma koşan bir kurtarıcı, Batı'nın yutmaya başladığı bir aileye köklerini hatırlatan, Kore'yi hiç koklamamış çocuklar için dahi “evi Kore gibi kokutan” bu kadın, hem bu özellikleriyle hem de torunlarını cesaretlendirişi, onlara öğrettikleri ve sevgisiyle, batı ya da doğu kültürü fark etmeksizin kalplere kazınacak bir büyükanne. Youn Yuh-jung'un enerjisi, sözcüklere ihtiyaç duymadan bu karmaşık karakteri ve değişimini yansıtma kabiliyeti de onu filmin en muhteşem yanı yapıyor.

★★★★

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🧸 Bir oyun alanı olarak sinema.

Bazen bir kukla tiyatrosu, bazen bir evcilik oyunu, bazen de masa üstünde oynanan bir strateji oyunu...

21 Şub 2021

🧸 Bir oyun alanı olarak sinema.

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR