
Spor tarihi her zaman kazananları mı yazar? Kabul, spot ışıkları çoğu zaman büyük şampiyonların üzerindedir. Ama bazen bir kaybedişin öyküsü de aynı derecede ilgi çekici olabilir. 1993 Wimbledon finali, üçüncü ve karar setinde Çek raket Jana Novotna’nın yaşadıkları ise makalelere konu olacak cinstendi…
Baskı
Wimbledon, dört Grand Slam tenis turnuvası içinde en eskisi ve takvimin belki de en prestijli olanı. Haliyle tenisçiler üzerinde baskının en yoğun olduğu turnuva burası. Bu baskıya her insanın tepkisi de aynı şekilde olmuyor tabii. Kimisi baskı altında kaldığında en üst düzey performansına ulaşırken bazıları kolayca kırılabiliyor. Jana Novotna’nın 93’ finalinde yaşadığı ise spor literatürüne geçecek cinsten, farklı bir tecrübeydi. Zira turnuva genelinde ve final maçının yaklaşık olarak üçte ikisinde Wimbledon’ın ağırlığı altında ezilmemişti Novotna. Filenin karşı tarafında gördüğü isim son beş yılda dört Wimbledon tekler zaferi yaşamış Steffi Graf olmasına rağmen şampiyonu belirleyecek maçın karar setinde de işler hiç fena gitmiyordu.
Tıkanma
Tie-break sonunda 6-7 kaybettiği ilk setin ardından, Steffi Graf’ın karşısında 6-1’lik etkileyici bir ikinci set oynamıştı Jana Novotna. Böylece final maçı üçüncü sete uzamış oldu. İkinci sette esen rüzgâr üçüncü sete de taşınmış, Novotna iki oyunda servis kırıp 4-1 ile üstünlüğü sağlamıştı. Servis oyununda 40-30 önde olan taraftı ve Grand Slam’lerde ilk tekler zaferine doğru ilerliyordu. Teklerde ilk Grand Slam zaferi! İlk! Hem de Steffi Graf karşısında. Son iki yılın şampiyonu Graf! Burası Wimbledon, Merkez Kort! İşte o baskıyı tam da bu anda hissetti Novotna. Yaşadığı tecrübe tek kelime ile açıklanabilirdi: Tıkanma.
Oyun 40-30 iken ilk servisi filede kalıyor. İkinci servis daha da kötü bir şekilde dışarıda: 40-40. Bu anlardan itibaren profesyonel tenis oyuncusu Jana Novotna gidiyor, yerine tenis oynamayı yeni öğrenmeye başlayan birisi geliyordu. The New Yorker’daki meşhur makalesinde Malcolm Gladwell, Novotna’nın bu anlarını böyle tarif ederken çokça birbiri yerine kullanılan panik ve tıkanma olgularını da ayırt ediyor. Novotna’nın yaşadığı tıkanmayı anlatırken durumu, gereğinden fazla düşünmek olarak açıklıyor. Zaten panik ile tıkanmayı ayıran temel fark da bu. İnsan panik halinde düşünmeyi bir kenara bırakıp içgüdüleri ile hareket ederken, tıkanma halinde içgüdülerini unutup beynini çok daha fazla meşgul ediyor.
Öyle ki insan bir şeyi yeni öğrendiğinde beynini çokça kullanmak zorundadır. Tıpkı araba kullanmayı öğrenmek gibi. İlk zamanlarda yapacağınız her hamleyi düşünmek zorundasınızdır. Oysa zamanla vites değiştirmek ya da farklı hamleler yapmak otomatik hale gelir. Benzer şekilde, vücudunuz servis atmak ya da bir vuruşu gerçekleştirmek için beyninizden gelen komutları ağır ağır uygular. Tenis oynamayı yeni öğrenen birisi için en temel hamleler bile oldukça zorlayıcıdır. İşte üçüncü setin o anlarından itibaren Novotna adeta tenis oynamayı yeni öğrenen birisi gibi beynini çokça zorlayarak, çok düşünerek oynamak durumunda kaldı. Otomatikliğini yitirdi. Bu da üst üste basit hatalar yapmasına sebep oldu. Servis oyununu kazanıp seti 5-1’e getirmeye bu kadar yaklaşmışken skor 4-2 oldu. Bundan sonra yaşanacaklar aşağı yukarı belliydi. Steffi Graf’ın rakibin mevcut halinden faydalanmama ihtimali yoktu. Üst üste aldığı beş oyun ile seti 4-6 kazanıp son üç senedeki üçüncü Wimbledon şampiyonluğuna gidiyordu Graf.

Görsel Kaynak: Mirror
Manşetler
Maç sona erip de seremoniye geçildiğinde, ikincilik plaketini Kent Düşesi’nin elinden alan Jana Novotna yaşadığı hayal kırıklığını saklayamıyordu. Düşesin onu teskin eden sözlerinin ardından başını omzuna yaslayıp ağlamaya başlıyor, böylece ertesi günkü gazetelerin ön sayfalarında, şampiyon Steffi Graf’tan daha fazla yer kaplamasını sağlayan fotoğraflar ortaya çıkıyordu. O günün ardından verdiği röportajlarda, yıllar sonra bile o günü kötü anılarla hatırlamadığını, aksine o anlardan mutluluk duyduğunu söylüyordu Jana Novotna. Çünkü o maç ve ardından gelen seremoni Novotna’nın tanınırlığını daha da arttırmıştı. Gazetelerde bu kez kazanandan çok kaybeden taraf ön plandaydı.
Sporcu Psikolojisi
1980’li ya da 90’lı yıllara göre günümüzün spor atmosferi çok daha farklı. Özellikle tenis gibi bireysel sporlarda sporcular sahada tek başına mücadele ediyor gibi görünse de kortun hemen dışında çok daha kalabalık bir ekibe sahipler. Sporcuların beslenmesinde ve fiziksel sağlıklarının korunmasında rol alan isimlerin yanında mutlaka psikolojik danışmanlar da yer alıyorlar. Yeni nesil sporcuların bu şansı elde etmesinde ise Novotna ve onun dönemindeki pek çok sporcunun yaşadığı tecrübelerin rolü yadsınamaz.
Kazanan
İşin aslına bakılırsa, Jana Novotna’nın kariyerini o tıkanma anından ibaret saymak ve onu bir kaybeden olarak anmak büyük hata olur. Zira Novotna, yıllar sonra Düşesin onu teskin ederken söylediği gibi Wimbledon’ı kazanmayı bildi. 1998 finalinde Nathalie Tauziat’ı yenerek kariyerinin ilk ve tek Grand Slam tekler zaferini yaşadı Wimbledon’da. Fakat çift kadınlarda kazandığı 12 ve karışık çiftlerde kazandığı dört Grand Slam kupası ile birlikte toplam 17 Grand Slam’i Novotna’nın esas kariyerini ortaya koyuyor.
1998 senesindeki Wimbledon tekler ve çiftler zaferleri ile Fransa Açık ve Amerika Açık çiftler zaferlerinin ardından bir sene daha kortlarda yer alan Novotna, 1999 sezonunun ardından 31 yaşında emekliye ayrıldı. Emekliliğinin ardından birkaç sene favori Grand Slam’i Wimbledon’ı BBC televizyonları için yorumladı. 2010 yılından sonra ülkesi Çek Cumhuriyeti’ne dönüp bir süre vatandaşı Barbora Krejcikova’nın koçluğunu yaptı. Krejcikova 2021’de kariyerinin ilk Grand Slam tekler zaferini Fransa Açık’ta elde etti fakat Jana Novotna bu zafere tanık olamadı. 2017 yılında henüz 49 yaşında kansere yenik düşerek hayata veda etti.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş




