Ne-olduğunu-bilirsin-sen geri gidiyor

En Ortaçağlı özelliğiniz nedir? Benimki astrolojiye inanmak 🔭
Ne-olduğunu-bilirsin-sen geri gidiyor

İki hafta önce bugün, Merkür’ün bu ayki retrosuna (geri gidişine) resmi olarak bir gün kala, bir de üzerine ayın boşlukta ilerlerlediği saatlerde Tutto’nun ilk sayısını gönderdim. İnsanlık için küçük, gökyüzünde ne olup bittiğini öğrenmeden haftaya başlamayan, kuaför randevusundan proje toplantısına tüm önemli görüşmelerini gezegenlerin nerede durduğuna göre ayarlamaya çalışan bendeniz için büyük bir adım. Sonuçta 11 yaşındayken uyumadan önce tavana bakarak “Allah falan yok herhalde yaa” diye düşünerek başlayan inançsızlık yolcululuğum, içimde kalan tek elle tutulur “inanç” kırıntısının Batı astrolojisi olduğu bir spiritüel ekosistemde devam ediyor. Ve Batı astrolojisine göre Merkür geri giderken yeni bir işe başlanmaz, kontrat imzalanmaz, teknolojik alet ya da pahalı şeyler (otomobil, gayrimenkul) alınmaz. Zira Merkür -biraz Yunan mitolojisi bilenler için Hermes- bu gezegeni temsil eden, her türlü iletişimden sorumlu tanrı hasta gibi bir şeydir, normalde onun yetkinliğine güvenip yaptığımız işlerden ya pişman oluruz, ya da tamamlanmadıklarını öğreniriz ve bu işlerle sil baştan yeniden ilgilenmemiz gerekir. (Temel astroloji bilgisi olanlar, lütfen kusura bakmayın, gökyüzünü yeni açanlar için bu yazı boyunca birtakım astrosplainingler yapmaya devam edeceğim.) Ufak bir analoji yapmak gerekirse, Merkür geri giderken yeni bir işe girişmek, sarhoş birine değerli bir şey emanet edip “bunu sakın kaybetme” demek gibi bir şey: Kaybolursa sorumlu o değil. Ay’ın, kendi olağan hareketi içinde bildiğimiz on iki burç arasında gezinirken, hiç bir gezegenle etkileşmediği, boşlukta olduğu saatlerde de öyle. 

Kendi kuşağım ve demografik grubum içinde -Y kuşağı bir kadın- istisna değil kaide olduğumdan neredeyse eminim ama kanıtlayamam: Üniversiteden küresel bir ekonomik krize mezun olmuş, pandemiden önce dahi sürekli alt üst olmuş sistemler içinde yol almayı öğrenmesi gereken, istikrar nedir zaten bilmezken bir de üzerine yirmili-otuzlu yaşlarında pandemiyi deneyimleyen kader yoldaşlarımın tutunabileceği en sağlam dal yıldızların söyledikleri olmayacaktı da ne olacaktı? Y kuşağından pek çok kişinin benimsediği minimalist estetik gibi, bu durum da “tercih değil, yönelim.” Bugünden yarına işine ya da hayatına dair bir garantisi olmayan, sadece temel ihtiyaçlarına yetecek meblağların geçici sahibi ve ekolojik olarak tükenmiş bir dünyada yaşadığının farkında olan biri için estetik anlamda “çok”u merkeze koymak bir seçim değil. Benzer şekilde, neredeyse tüm bilgi sistemlerinin kendi içinde sorgulanabilir hale geldiği şu 10+ yılda, bazılarımızın astrolojiyi de tüm sorgulanabilirliğiyle hayatlarımıza eklemiş olmamızdan daha doğal bir şey olamaz. 

The New Yorker’da pandemiden takriben üç ay önce çıkan “Belirsizlik Çağında Astroloji”de (Astrology in the Age of Uncertainty), yazar Christine Smallwood durumdan şöyle bahsediyor: “Tarihteki ilk astroloji köşesi, 1930’da, borsanın çöküşünden sonra komisyon edilmişti. Prenses Margaret’in doğumu vesilesiyle başlayan bu köşe o denli popüler oldu, ve insanların dikkatini o kadar büyük bir hızla başka bir yöne doğru çekti ki, gazete köşeyi daimi hale getirdi.”

Smallwood’un yazı için görüştüğü astrologlar, 2008 mortgage krizinden hemen sonra Wall Street bankacılarından ne kadar çok telefon aldıklarını hatırlıyor. Instagram’da @queercosmos ismiyle yazan astrolog Colin Bedell konuya A.B.D-merkezci ama önemli bir boyut getiriyor: “Obama döneminde insanlar astrolojiden hoşlanıyordu. Trump dönemi gelip çattığındaysa artık astrolojiye ihtiyaçları vardı.” Aynı makalede Smallwood, astrolojinin 1970’lerden bu yana en popüler çağını yaşamasını önce kişisel bilgisayarların çıkışına ve internetin herkesçe kullanılır olmasına, sonra da sosyal medyaya bağlıyor. (İlerleyen paragraflarda modern astrologların teknolojiyle yoğun ilişkisine döneceğim.)

A Trip to the Moon'dan bir kare (1902) pastel kıyafetler giymiş üç kadın gezegenler etrafında görülüyor.
A Trip to the Moon'dan bir kare (1902)

Neden cevaplamayı kendime görev edindiğimi bilmediğim aşırı zor sorular: Batı astrolojisi nedir, ne değildir?

Twitter’da kimseyle tartışmak zorunda kalmamayı dilediğim konuların başında astroloji geliyor. Yine de astroloji ne değildir sorusuna birkaç pratik cevap: Şu ana kadar anladığım kadarıyla astroloji, bir gazete köşesinde her gün güneş burcumuzla ilgili iki-üç satır okuyup inanılmaz bilgilere kavuşabileceğimiz bir şey değil. Türkiye’de astroloji için yeni ve kuşaklarası bir popülerlik dalgası yaratan, 31 Aralık 2019 tarihli Teke Tek yayınından yola çıkarak düşünebileceklerimizin aksine, geleceği tahmin etmenin bir yolu da değil. (Bu programda Hande Kazanova, Öner Döşer ve Dinçer Güner, astrolojiyle yolu yılda bir kere kesişen Fatih Altaylı’ya 2020’nin oldukça net bir portresini çiziyordu.)

Büyük bir laf etmek istemiyorum ama bence astroloji tıpkı bilimkurgu türü gibi, gelecekten çok şimdiyi yorumlamamıza yardım eden bir sistem. 2016’dan bu yana takip ettiğim Kanadalı astrolog Chani Nicholas’ın, bir podcastindeki sözleriyle: “Zaten astroloji böyle bir şey: Gezegenleri ziyaret ediyoruz, dört bir yanımızın onların enerjisiyle dolduğunu hissediyoruz, ya da zamanı bir grup gezegen bir araya geldiğinde ortaya çıkan enerjiyle deneyimliyoruz. Bir öğrenme aracı olarak, onlarla ilişkilenirken bu enerjileri geri yansıtmayı, onlar üzerinde çalışmayı deneyebiliriz.” 

İşin aslı şöyle: Doğduğumuz anda gökyüzünde Güneş, Ay ve gezegenler farklı noktalarda duruyor. Gezegenlerin doğum haritasındaki konumları, doğum yeri ve saatine göre hesaplandığı için herkesin doğum haritası kendine ait. Batı astrolojisinde on iki burca ek olarak, dünyadaki hayatın farklı boyutlarını temsil eden on iki ev var. Her birini teker teker saymayacağım ama birinci ev kendimizi, insanlarla ilk tanıştığımızda bizde neyi gördüklerini temsil ederken, dördüncü ev yuvamız -”ocağımız”-  onuncu ev hayattaki gayemizle ilgili bir şey söylüyor. Galiba benim en sevdiğim ev, ölüm, vergi ve seksi oturma odasında buluşturabilmiş sekizinci ev. Bu başlıkların her birinde bir “işlem” söz konusu olduğu için mi bir araya gelmişler? Bilemiyorum. Bazen astrolojiyle ilgili okumak 5000 yıl önce yapılmış bir vazoya bakmaya benzer bir keyif veriyor: Hem gördüğüm imleyenlerin -örneğin yuvayı anlatmak için çizilmiş bir ocak- naifliğine sevgiyle bakıyorum, hem de benden binyıllar önce yaşamış biriyle “6000 yıldır aynı problemler,” diye nitelediğim, benim 21. yüzyıl dertlerimden çok farklı olmayan dertleri paylaşmaktan haz alıyorum. (Bunun bir süre önce Twitter’da gördüğüm ve inanılmaz hak verdiğim Türkiye siyasi tarihi versiyonu: “Tanzimattan beri aynı meseleler.”)

Bu ufak bilgiden yola çıkarak, kendi yaşadıklarınızı doğum haritanıza göre anlamak da şöyle mümkün oluyor: Tıpkı insanlar gibi, bazı gezegenler ve haritanızdaki yerleşimleri birbirlerinin yanında kendilerini daha rahat hissediyor; bazılarının bir araya geldiği yerlerden ise Şokopop’un ifadesiyle “kavga, polemik, basitlik ve skandal” eksik olmuyor. Gezegenler sürekli hareket halinde oldukları için kimi zaman hayatınızın yıllarca sükunet içinde geçmiş bir bölümü -kariyer, romantik ilişkiler, yaratıcı projeler- bir anda şu emojinin ta kendisine, hatta birkaç tanesine dönüşebiliyor: 🔥🔥🔥

İkinci bültenimde Tutto Astrolojik Danışmanlık Ltd. Şti’ye dönüşmemek için daha fazla detaya girmeyeceğim (ve böyle bir yetkinliğim zaten kesinlikle yok), ama konunun teknik tarafını kapatmadan önce söylenmesi gereken bir şey, bütün resme bakarken sadece Güneş burcunun değil (bu hepimizin bildiği, doğum tarihimizden çıkan burç), Ay burcunun, yükselenin ve doğum haritanızda hangi gezegenin hangi evde olduğunun, daha da önemlisi haritanın okunduğu andaki gezegen hareketlerinin de göz önünde bulundurulduğu.

burç yorumuyla ilgili bir şaka
"Evren döner, kervan yürür" - Yaz-çiz: Eren Boz

İnancın en kısa tarihi

Astrolojiye inanıp inanmama hikayesine yaklaşımını en çok takdir ettiğim kişi, Türkiye’ye geri taşındıktan kısa süre sonra Calling’den Deniz Tuncer’in aracılığıyla tanıştığım @lunasmelody, yani Tutku Karakoç. Tutku’nun sözlerini kelimesi kelimesine hatırlayamamakla beraber “kendi hayatıyla yan yana koyduğunda mantıklı bulan inansın, bulmayan inanmasın” gibi bir şey söylediğini hatırlıyorum. Kendi hayatıma dönüp baktığımda her “dönüm noktası” ya da önemli esnada ilgili bakanın (gezegen/tanrı/tanrıça), kollarını göğsünde kavuşturmuş, tek bacağını sallayarak olay mahallinde beni beklediğine şahidim ve şahit olmaya devam ediyorum. Bu olay mahallinde ilgili kişiyi arama hali ne zaman başladı hatırlayamamakla beraber, çocukken sabahları annemin ailedeki herkesin burç yorumunu sırayla okuması tatlı hatıralarımın arasında. Annemin astrolojiyle tanışıklığı ise 1992’de Bakırköy’de bir bilişim teknolojisi şirketinde çalışırken, artık aramızda olmayan Hülya Koçak’ın bozulan masaüstü bilgisayarını getirip, problemi hızlı bir şekilde çözerlerse ofisteki herkesin doğum haritasını okumaya söz vermesiyle başlıyor. (Herhalde Merkür yine geri gidiyordu.) 

Hülya Hanım’ın 1992 gibi bize uzak görünen bir tarihte işlerini PC ile yapıyor olması tesadüf değil: Farklı örneklere baktığımızda astrologlar genelde yeni teknolojilere erken uyum sağlayan bir meslek grubu olarak karşımıza çıkıyor. Yıllar önce Soho, Manhattan’daki Apple Store’da bir konuşmasını izlediğim astrolog Henry Seltzer, aynı zamanda bir yazılımcı ve kendi ihtiyacı üzerine Time Passages diye bir uygulama yapmış (iyi niyetli not: astrolog değilseniz muhtemelen kullanmak istemeyeceksiniz.) Benim gibi amatörlerin telefonlarında sıklıkla karşılaşacağınız Co-Star ve The Pattern yoğun sayılabilecek fonksiyonlarına rağmen tıkır tıkır çalışıyor, ayrıca ilkinin arkasında altı milyon dolarlık bir yatırım var. Benim en sevdiğim mobil astroloji uygulaması ise yukarıda ismi geçen Chani Nicholas’ın yeni uygulaması CHANI: Yorumlarını ve yazıya yaklaşımını bir şairinkine benzettiğim Nicholas’ın kısa haftalık podcast’i bağımlılık yapıyor.

Aylık burç yorumları ne kadar gecikirse geciksin ve lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın vazgeçemediğimiz astrologlardan Susan Miller da (aka Susan Teyzem) teknolojiyi işinin merkezine koyup orada tutanlardan, bir süre önce yeniden tasarlanan web sitesi internetteki en eski astroloji sitelerinden biri. Yaklaşık altı yıl önce Susan Miller’la tanışıp tuhaf şartlar altında röportaj yapmak galiba kariyerimin en yüksek noktalarından biriydi. İlgili röportaj ve hikâyesi biraz aşağıda.

Kaç retro kırıldı minnoş gönlümde   

Bu hızlandırılmış dersten sonra, bugünkü meselemize geri dönersek, insanlar Merkür’ü neden sevmiyor? Herhalde işlerine taş konulmuş hissettikleri için. Tatlı arkadaşım/evimizin müneccimbaşı Sera (uzmanı olmadığım bu konuda yanlış bir şey söylemediğimden emin olmak için bu yazıyı önden okuma nezaketinde de bulundu), “bence günümüzde Merkür’ü en iyi temsil eden figür bir kurye,” dedi. Ben de yanından geçenlere mikrofon uzatan bir sokak röportajcısı olduğunu düşünüyorum. 

Yaklaşık mart ortasına kadar yeni işlere başlamamızı cesaretlendirmeyen Merkür geri giderken yapılacak en iyi şey ise başlayıp bir sebeple bitiremediğimiz, yarım kalan işlere ve projelere geri dönmek; bozulan şeyleri çalışır hale getirmek, aklımıza gelen fikirleri bir kenara yazıp enine boyuna düşünmek ve sonra gelecek retrolara bakmak.  

Kapanışı “Belirsizlik Çağında Astroloji”de karşılaştığım şu paragrafla yapmak isterim: “İnsanların zor zamanlarda netlik özlemi çektiklerini söylemek beylik bir laf. Fakat astrolojinin vaat ettiği şey netlik değil, mesafe. Nasıl birisi, bazı şeyleri kabul etmeyi ‘ben de böyle doğmuşum işte’ dediğinde daha kolay buluyorsa, astroloji de dünya olaylarını böyle, daha az tepkili bir yerden görmemizi sağlıyor. Tarihin çizgisel düzlemde giden, istikrarlı bir başarı hikayesi olmadığını, döngüsel hareket ettiğini, her biri aramızda dolaşan aktörlerinse birer arketip olduğunu öneriyor. Endişe verici mi? Evet. Haince mi? Belki. Ama en azından anlaşılabilir ve okunabilir.” 

Rüzgârına ihtiyaç duyduğumuzdan emin olduğumuz gezegenlerin en doğru evlerde bizi beklediği günlerde buluşalım 💫

-Büşra

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

TuttoTutto

BÜLTEN SAYISI

Ne-olduğunu-bilirsin-sen geri gidiyor

En Ortaçağlı özelliğiniz nedir? Benimki astrolojiye inanmak.

13 Şub 2021

https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Giulio_Romano_-_Vault_-_The_Assembly_of_Gods_around_Jupiter%27s_Throne_-_WGA09556.jpg

YAZARLAR

Büşra Erkara

Büşra Erkara, İstanbul'da yaşayan bir yazar. Kültür-sanat, yemek ve kurguyla diğer "şeylerden" daha çok ilgileniyor.

Tutto

Şimdiki zamanla ağır çekimde yeniden buluşmalar.

İLGİLİ OKUMALAR