Nomadland, 2020

Evsiz olmak değil, evi olmamak.
Nomadland, 2020

The Songs My Brothers Taught Me ve The Rider ile tanıdığım Chloé Zhao'nun sinemasında kurmaca ve belgeselin olabildiğine doğal bir şekilde iç içe geçmesi, filmlere âşık olmasam da yarattığı gerçeklik hissiyle beni büyülemişti. Fakat  zafer yolculuğuna Venedik ve Toronto Film Festivalleri'nde başlayan, uğradığı her festivalde, değerlendirildiği her ödül listesinde ve tanıdığım herkesin yorumlarında devam eden yeni filmi Nomadland'in nasıl bu kadar beğenildiğine de yine aynı sebeplerle inanmakta zorlanmıştım. Tahminimce aynı stilde olan bir film, nasıl bu kadar geniş kitlelerce beğenilebilir, göklere çıkarılabilirdi? Sevmeyecek olmaktan korkarak izledim Nomadland'i ama geride kalan bu uğursuz yılın en iyisi olduğunu anlamam uzun sürmedi. Chloé Zhao'nun senaryosu, yönetmenliği ve kurgusu kadar Frances McDormand'ın oyunculuğunun da bunda etkisi büyük.

Fern, eşinin ölümünün ve çalıştığı fabrikanın kapanması sonucu kasabasının gerçek anlamda haritadan silinmesinin ardından ekonomik krize yenik düşmüş ve evini kaybetmiş, yıllarca çalışmasına rağmen hiçbir güvencesi olmayan, sahip olduğu neredeyse hiçbir şey kalmayan bir kadın. Yaşamını, kendi emeğiyle bir karavana dönüştürmeye başladığı minibüsünde geçirmeye ve kendini “evsiz değil, evi olmayan biri" olarak tanımlamaya başlıyor; Batı ABD'de eyaletten eyalete, kasabadan kasabaya yollara düşüyor. Onlarca farklı işte çalışırken görüyoruz onu, yollarda karşılaştığı yüzlerce insanla sohbet ederken… Kapitalizmi çoktan insanî değerlerin önüne koymuş ABD ekonomisinin yok ediciliğinden kaçan insanlarla, alternatif bir yaşamla tanıştıkça kendi kök salma arzumuzu, sahip olma tutkumuzu ve ait olma hissimizi sorgulamaya başlıyoruz. Filmin en iyi yanlarından biri de karşımıza çıkan her durumun, her insanın gerçek olması. Gerçeği yansıtması demiyorum bakın, gerçek olması - çünkü tıpkı ilk iki filmindeki gibi Chloé Zhao, Frances McDormand ile David Strathairn dışındaki tüm oyuncu kadrosunu Fern gibi göçebe yaşam süren gerçek insanlardan oluşturmuş ve onlara kendilerini oynatmış.  

Gerçek anlamda büyüdüğünü ilk kez 18 yaşındayken, liseyi bitirmek için geldiği ABD'de hissettiğini söyleyen Pekin doğumlu Chloé Zhao, bu büyümenin o zamana kadar kafasındaki romantize edilmiş ABD imajının yıkılmasıyla gerçekleştiğini söylüyor. Belki de Zhao'yu bir yabancı olarak gören, sözde-gerçek Amerikalıların da aynı yıkıma ihtiyacı var; belki de bu yüzden Chloé Zhao'nun filmleri ABD'yi ABDli yönetmenlerden daha iyi anlıyor, anlatıyor.

★★★★★

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🎥 2020’nin en iyi filmini buldum!

Altın Küre Ödülleri'nin hemen öncesinde, 2020 sinema yılının ilk tam notunu verdim.

28 Şub 2021

🎥 2020’nin en iyi filmini buldum!

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR