Okul Yemeği Programları

Son 18 senesini Türkiye Cumhuriyeti topraklarında geçirmiş biriyseniz, hayatın pek çok açıdan iyiye gitmediğinin farkındasınızdır. Fakat Türkiye’deki kalıcı eşitsizliklere geleceksek –eğitim, sağlık, gelir dağılımı, sosyal güvenlik ve siyasal katılım– çok daha geriye bakılması gerektiği aşikâr. Çünkü hangi hükümet geldiyse başa, kendi çıkarlarını her daim halkın çıkarlarından üstün tuttu. Ve de unutulmamalıdır ki, ülkenin azımsanamayacak kadar büyük bir kesimi uzun süredir derin yoksulluk ile karşı karşıya ve bu derin yoksulluk, nesilden nesile aktarılıyor. Genellikle de bu döngüye girmiş asıl kesim, kimlik bazlı ayrımcılığı sosyal ve ekonomik hayatın her alanında yaşayan, Romanlar gibi azınlıklar.
Döngüyü Kırmak
İnsan dahil tüm canlıları ele aldığımızda, içine doğulan aileyi kimsenin seçme lüksü yok ve kişinin adalet anlayışı hangi temele dayandırılırsa dayandırılsın, dünyaya yeni gelmiş çocuğun herhangi bir yoksunluğu hak etmediği tartışılamaz bir gerçek.
Çocukların doğduğu ailenin şartlarına bağlı olarak deneyimlemeye başladıkları yoksunluklar, açlık, beslenme yetersizliği veya sağlıksız beslenme, gidebildikleri okul, yoksul okulların kendini zar zor döndürmeye çalışırken sağlayabildiği eğitimin kalitesi ve sosyal ortam gibi faktörler birleşerek; çocuğun yoksulluk döngüsünü kırmasında potansiyel olarak en önemli rolü oynayabilecek olan okul ortamına ve eğitim hayatına bağlanma olasılıklarını kısıtlıyor.
Devlet okullarının en önemli işlevi, geçmişte olduğu gibi eğitimin yalnızca belirli bir kaymak tabakaya mahsus bir durum olmaktan çıkarıp, herkese aşağı yukarı benzer şartlarda ve kalitede bir eğitim sunmak. Bu nedenle de yoksulluk döngüsünün kırılmasında önemli bir rolü var. Aynı zamanda çocuklara ortak bir sosyal alan yarattığından ötürü, kafalarını aile fanuslarından çıkarmaları için büyük bir fırsat. Okul üzerinden yürütülen sosyal programlar, çocuğun hem okulla hem de toplumla kurduğu ilişkiyi olumlu yönde etkileyebilir. Günümüz dünyasında birçok ülkede “Okul Yemeği Programları” yürütülüyor. Bu programlar, okul ortamında imkânları yeterli olmayan öğrencilere yeterli beslenme olanağı sağladığı ve ayrıca bütün öğrencilere de sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırdığı gibi, sosyal bir şekilde yemek yeme pratiği de aşılamakta. Bütün bu sebeplerden ötürü de uzun vadede kalıcı eşitsizliklerin önüne geçilmesinde etkili olduğu söylenebilir.
İhtiyaç ve Çocuk Yoksulluğunun Önüne Geçilmesi
Kalıcı eşitsizliğin ve derin yoksulluğun nesilden nesile aktarımını daha çocukluk döneminden saptayan ve bunu tersi yönünde dönüştürebilen okul yemeği programları sayesinde, Türkiye gibi her dört çocuktan birinin yoksul olduğu bir ülkede bu konuda olumlu adımlar atılabilir.
Çocuk yaşta yoksulluk, aynı zamanda çocukların eğitime devam edememelerini de beraberinde getirmekte. Çünkü eğitim alınması gereken bir yaşta çalışmaya ve yetişkin sorumluluğu üstlenmeye başlayan çocuklar, aileden miras kalan yoksun şartların yükünü taşımak zorunda. Bu durum, ileride vasfı ve sosyal güvencesi olmayan bireyler yaratıyor; yoksulluk adeta garantileniyor. Aynı zamanda bu şekilde yetişen bireylerin, ileriki zamanlarda sağlığa erişime olan imkânlarının da kısıtlı olacağı ortada.
Okulda verilen sıcak bir öğle yemeğinin, toplam çocuk sıcak yemek tüketiminin %16’sını karşıladığı ve bunun da yoksul bir ailenin çocuğu için yaptığı harcamanın yaklaşık %10’una tekabül ettiği, Dünya Bankası ve Dünya Gıda Programı’nın 2009’da “Rethinking School Feeding: Social Safety Nets, Child Development and Education Sector” adlı çalışmasında ortaya çıkan bir istatistik. Aynı zamanda okul yemeği programları, devamsızlık ve okul terkinin azaltılmasında da etkili. AÇEV, KA-DER ve ERG’nin ortak yürüttüğü bir araştırma, 1999-2005 döneminde 436.614 çocuğun ilköğretimi bitirmeden çalışma hayatına atıldığını gösteriyor. Okul yemeği programları Türkiye’de devamsızlığın ve terkin önlenmesinde önemli bir adım olabilir çünkü bu sorunun en büyük kaynağı yine ekonomik koşullar. Hayatının büyük bir bölümünü derin yoksulluk ve Romanlar üzerine çalışmalara adamış gazeteci ve Derin Yoksulluk Ağı'nın kurucusu Hacer Foggo, okuduğu bir makalede öğretmenlerden birinin okuldaki Roman çocuklar için şu sözleri dile getirdiğini söylüyor: “Fazla devamsızlık yapıyorlar, çünkü arkadaş seçimleri yanlış ve otoriteye karşılar.” Foggo buna yanıt olarak şunları dile getiriyor: “Neye göre arkadaş seçimleri yanlış bu çocukların? Otoriteye karşı olmaları ya da, yargılanacak bir durum mu? Belki kâğıt toplayıcısı babasıyla işe gidiyor bazen ve diğer insanların bakışları altında eziliyor.”
Beslenme Bozukluğu ve Hastalıklar
Okul yemeği programları beslenme bozukluklarının engellenmesinde ve sağlıklı yemek yeme alışkanlıklarının erken yaştan oluşturulmasında oynadıkları rol sayesinde uzun vadede beslenme bozukluklarının sonucunda ortaya çıkan kronik hastalıkların oluşumlarını da engelliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Health Policy for Children and Adolescence raporuna göre Türkiye, 11-15 yaş çocukların sağlık şikâyetlerinin (baş ağrısı, karın ağrısı, yorgun ve sinirli hissetme, endişeli hissetme, uyku bozukluğu, baş dönmesi) en yüksek olduğu ülke. 11 yaş erkeklerin %54’ü, kızların %67’si bir haftada birden fazla sağlık şikâyetinin olduğunu söylüyor. 13 yaşta ise bu rakam kızlar için %76’ya, erkekler için %56’ya çıkıyor. Diğer yandan aynı rapora göre ailenin geliri düştükçe çocukların sağlık şikâyetleri artıyor. Rapor bu durumun çok çeşitli faktörlere dayanabileceğini vurguluyor, ki bu faktörlerden biri gıda yoksulluğu olarak ortaya konuyor.

Görsel: Frank Lukacovic
Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığını Azaltmak
Okul yemeği programları uzun vadede toplumsal cinsiyet ayrımcılığının azaltılmasında da etkili. Çünkü okullaşmaya ve okul devamlılığına olan olumlu etkisi en çok kız çocuklarında görülüyor. Örneğin, Pakistan’da 1998-2004 döneminde her ay, en az 20 gün okula gelen kız öğrencilere kumanya olarak 4 litre yağ verilmesi, okullaşma oranını %135 artırdı. İlkokul çağında kız çocuğu olan aileler, en az bir kızını okula göndermeye başladı. Daha öncesine bakıldığında ailelerin %48’inin hiçbir kız çocuğunu okula göndermediği görülüyor. Bangladeş’te ise kumanya dağıtımı kız çocuklarının okullaşmasını %44, erkek çocuklarının ise %28 oranında artırdı. Bu nedenle kolaylıkla denilebilir ki, okul yemeği programları sayesinde aynı olumlu etki Türkiye’de de görülebilir.
İstihdam ve Organik Tarıma Etkisi
Okul yemeği programları ayrıca çiftçiye ve organik tarıma katkı sağlayacak şekilde de düzenlenir ve de yemeklerin okul mutfağında pişirilmesi sağlanırsa, okul çevresinde yaşayanlar için de yeni istihdam olanakları sağlanması mümkün. Bu şekilde küçük üreticilere eğitimler verilip, gıda tedarik sistemini öğrettikten sonra da kooperatifleştirilmeleri sağlanabilir.
Dünyadaki Okul Yemeği Projeleri
Dünya üzerindeki değişik gelir ve kalkınmışlık düzeyine sahip yüzün üzerinde ülke, bugün devlet okullarına devam eden öğrencilerine ücretsiz okul yemeği sağlıyor. Bu programlar, dünya üzerindeki örneklerden de anlaşıldığı gibi, bir kez kurulduktan sonra faydaları sebebiyle benimsenip, yasal alanda da desteklenir hale geliyor.
Şili Okul Yemeği Sistemi
Şili’deki tedarikçiler, etkin ve saydam bir ihale yöntemiyle belirleniyor. Ülke çapında ayrı ayrı 90 bölgeye bölünmüş ve her bir ihale 30 bölgeye 3 yıl boyunca servis sağlayacak firmalar belirleniyor. İhale için katılım sağlayan firmalar, bölgenin kültürel yemek yeme alışkanlıklarına bakarak menüler hazırlıyor.
Sistemin başarılı olmasının iki nedeni var: İlk olarak, ihaleye katılacak olan firmalar yalnızca belirli kilometreler içerisinde bulunan firmalar içerisinden seçiliyor. Bu şekilde hem yerel bir firma kalkınırken, hem de ulaşım maliyetleri düşüyor ve iki taraf da kârlı çıkıyor. İkinci olarak ise, teklif seçimini bir grup insandan ziyade bir yapay zeka yapıyor. Örneğin, beslenme açısından önem taşıyan (daha sık taze meyve vermek vb.) ek düzenlemeler içeren teklifler fazladan puan kazanıyor. Yöntem tarafsız, çünkü ihale sürecinde herhangi bir insan bulunmadığı için bir baskı uygulanması da imkânsız.
Türkiye’de Uygulamak
-Okul yemeği programlarının kalite ve sürdürülebilirliğini garantilemek için yapılması gereken birkaç şey var ve bunların başında yasal dayanaklar geliyor. Türkiye gibi düzenli bir şekilde bakanların değiştiği ve genellikle de yeni gelenin, bir önceki bakanın yürüttüğü projeleri iptal ettiği bir ülkede bunun gerçekleşmesi şart.
-Başka ülkelerdeki örneklere bakıldığında, bakanlıklar arası koordine çalışmalar görülüyor. Bu nedenle bu projelerin bir an önce yürürlüğe girmesi için Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın bir arada çalışması gerekiyor. Bu şekilde bir işbirliği sağlandığı vakit, projelere sağlanacak olan bütçenin daha büyük olacağı da tahmin edilebilir.
-Toplumun sahiplenebilmesi de bu konuda önemli. Çocuklar arasında görülen eşitsizlik ve yoksulluğun hak edilmemiş olduğu fikri de genel bir kanı olduğu için, atılması gereken en kolay adımlardan biri. Çünkü siyasi görüşü ne olursa olsun, insanların genel adalet anlayışına hitap edebilen programlar bunlar.
-Yerelde de aktif bir hale gelmesi gerekiyor programların. Yani okul yönetimlerinin, halk sağlığı uzmanlarının, sivil toplum örgütlerinin ve velilerin de denetlemelerde yetkili kılınması önemli. Örneğin, Brezilya’da belediyenin yürütücü kadrosundan bir, belediyenin yasama kadrosundan bir, veli temsilcilerinden iki, öğretmenlerden iki ve sivil toplumdan bir kişinin katılımıyla yedi kişilik denetleme komitesi kurulmakta ve bunlar yemeğin beslenme standartlarına, hijyen gerekliliklerine uygun olup olmadığını denetlemekteler.
-Hedeflemenin bireyden çok, toplumsal bir şekilde yapılması önemli. Bu şekilde sağlanan programlar planlamak, programdan yararlanan öğrencilere karşı bir damgalama ya da dışlama mekanizmasının oluşumunu engellemek için gerekli. Okul dahilinde sınıf içinde tek tek kişilerin hedeflenerek, parasız okul yemeğinin sağlanması damgalama olgusunu yaratabilir ve programdan yararlanmaya ihtiyacı olan kesimlerden öğrencilerin bir dışlanma korkusu ve utanç yüzünden programa katılımları kesilebilir. Bu yüzden hedeflemenin en alt birimi en azından okullar olmalı.
Devlet Okulu?
Türkiye’de fiilen parasız devlet okulu kalmamış durumda. Okulların kamu kaynakları dışındaki gelirleri, verilen eğitimin kalitesini de birebir etkiliyor. Bu durumda parasız devlet okulu kavramının yeniden tartışılması gerek.
Türkiye’deki devlet ilköğretim okulları, OECD kriterlerine göre devlete bağımlı özel kurum statüsündeler. Binayı sağlayan, öğretmenine maaş veren, elektrik, su ve yakacak masrafını karşılayan devlet. Ancak hizmetli maaşından sınıfların araç gereçlerinin, tahtalarının bakımına ve alımına dek diğer bütün konularda okullar özel statüde. Devlet okulları temel ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı konusunda denetlenmiyor, devlet okullara eksiklik var mı diye sormadığı için bir bütçe gönderme de söz konusu değil.
Gerçek Maliyet
Tüm bu olumlu yanlarını saydıktan sonra ise, projenin maliyetinin göz ardı edilemeyecek boyutlarda olduğunu belirtmek doğru olur, fakat okul yemeği programlarının uzun dönemdeki etkileri de ölçülemeyecek derecede iyi boyutlara ulaşıyor. Bu nedenle yapılması gereken, maliyet analizlerinde takılıp kalmak yerine bu programların hayata geçirilmediği takdirde kaçırılan fırsatların maliyetini göz önüne getirmek. Çocuk yaştan itibaren bireylerin yaşam kalitesinde belirleyici bir rolde olan okul yemeği programları, uzun vadede kamusal düzenden emek piyasasına ve demokrasi kalitesine kadar birçok alandaki eşitsizliği olumlu yönde değiştirip, ülke refah düzeyine ve barışına katkı sağlayacaktır. Şayet günümüzde olduğu gibi, bu programları bir şekilde hayata geçirmeden devam edersek, derin yoksulluk sorunu işin içinden çıkılamayacak bir düzeye gelecek, bu da bu döngünün içinde kapana kısılmış bireylerde büyük bir nefrete dönüşecektir.
Kişisel ve kısa vadeli çıkarlarımızı bir kenara bıraktığımız sürece, hiçbir şey için geç değil. Bütün değerlerin üstünde bir değer olmalı, o da canlıların yaşam hakkı. Ülke, din, millet, gelenek… Bunların hepsi yalnızca sonradan, insan zihninde yaratılmış ve bizi dört duvar sarmış terimler. Hiçbir canlı, hak etmediği bir cezayı çekmemeli ve aynı şekilde hiçbir kimse kendini, bir diğerinden üstün görmemeli. Bunu göz önünde bulundurarak yaşamamız gerekiyor bu gezegende. Geçmişe göre bir nebze daha ılımlı bir insan topluluğu içerisinde yaşıyor olsak da, nefret sorunu halen çözülmeyi bekliyor.
Kaynaklar:
- OECD Family database. OECD Directorate of Employment, Labour and Social Policy Division. Online Erişim: www.oecd.org/els/social/family/ database ve OECD üyesi olmayan Avrupa ülkeleri için Eurostat
- Dünya Sağlık Örgütü (2008) Health Policy for Children and Adolescents (HBSC) Inequalities In Young People’s Health Behaviour In School-Aged Children -International Report From The 2005/2006 Survey, World Health Organization Child and Adolescent Health Research Unit, Denmark: WHO Regional Office
- Dünya Bankası ve Dünya Gıda Programı (2009) Rethinking School Feeding
- Dünya Gıda Programı. Learning From Experience: Good Practices From 45 Years of School Feeding
- Epstein, Rafael, Lysette Henrı´quez, Jaime Catala´na, Gabriel Y. Weintrauba, Cristia´n Martı´nezd, Francisco Espej (2004) A Combinatorial Auction Improves School Meals in Chile. International Transactions in Operational Research
- Devlet İlköğretim Okullarında Ücretsiz Öğle Yemeği Sağlamak Mümkün mü?: Farklı Ülke Modelleri ve Türkiye’ye Yönelik Öneriler
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş

