
Dağ yolunda ardına keskin virajları dönüyoruz. Son 15 dakikadır bir araba yolculuğundan ziyade sürekli yukarı tırmanılan bir eğlence parkı treninde gibiyiz. Gecenin karanlığında Kommagene Kralı I. Antiochus’un mezarına gidebilmek için ilerliyoruz.
Araba yolunun bittiği yerden yürümeye başlıyoruz. Çantalarımızda termoslar, yaz ortası olmasına rağmen kışlık ceketler ve bazı atıştırmalıklar var. Yaklaşık yarım saat sürecek olan yürüyüş için kafa lambamı açtığımda taşlarla döşenmiş 2.000 yıllık antik bir patika karşımda beliriyor. Bu yoldan gecenin karanlığında yürümek insanı adeta bir zaman tüneline sokuyor. Dağı saran karanlıkta bir Kommageneli, bir Romalı veya bir Persli olabilirim. Beni onlardan ayıran tek şey üstümdeki kıyafetler ve kullandığım teknolojik aletler. Ancak muhtemelen bu muazzam anıt mezara gelirken 2.000 yıl önce onlar da en az benim kadar heyecanlı ve meraklılardı diye düşünüyorum. Kahta ve köylerinin ışıkları uzaktan gecenin karanlığında parlıyor.

Bir süre sonra patika sonra eriyor ve dağın üstünde bir terasa varıyorum. Sağımda dağlara ve arkasındaki uçsuz bucaksız Mezopotamya topraklarına bakan, eskiden bir tapınağın yer aldığı sahneye benzer bir düz alan var. Soluma döndüğümde ise Nemrut’un alacakaranlıkta beliren dev heykelleri karşısında bir süre donup kalıyorum. Dağı koruyan bir aslan, iki kartal, Kommagene Kralı Antiochus, bereket tanrısı Kommagene, tanrıların tanrısı Zeus, Zeus’un oğlu bilgelik tanrısı Apollon ve Zeus’un başka bir oğlu Herakles beni karşılıyorlar. Depremler ve doğal nedenlerle gövdelerden ayrılmış heykellerin kafaları bile ortalama bir insan boyutundalar. Gövdelerinin ardında ise yaklaşık 50 metrelik yüksekliğinde, kırma taştan oluşturulmuş Tümülüs yükseliyor. Bu tümülüsün içinde ise Kommagene Kralı I. Antiochus’un mezar odası olduğu biliniyor. Ancak bugüne kadar bu mezar odasına ulaşılabilmiş değil. Eskiden yapılan tüm çalışmalar tümülüse ve heykellere zarar verme riski taşıdığı için durdurulmuş.

Heykellerin etkileyiciliğinden ve alacakaranlığın mistik ortamından sıyrılmam için 2.150 metrede esen sert rüzgâr oldukça yardımcı oluyor. Toros dağ silsilesinin artık sonundayız. Bundan sonra Mezopotamya’nın bereketli toprakları başlıyor. Buz gibi havada güneşin doğumunu beklerken Kommagene Krallığını düşünüyorum. Dönemin iki süper gücü olan Persler ve Romalılar arasına sıkışmış ufak bir krallık nasıl böyle görkemli bir eser bırakabiliyor sorusunun cevabını arıyorum. Aslında sorumun cevabı çok basit: denge. Kommagene dengeler üstüne kurulu bir krallık. Bu iki süper güç tarafından yutulmamak için ikisinin de kültürel ve ticari olarak ortağı oluyor. Oluşturduğu tarafsızlık politikasıyla hem doğunun hem de batının kavşak noktasına dönüşüyor ve ticaretle zenginleşiyor. Zaten Nemrut’daki heykelleri ilk gören uzmanların yaşadığı en büyük kafa karışıklığı Pers kıyafetli Yunan tanrılarıyla karşılaşmak.
Öte yandan iktidarını sarsılmaz hâle getirmek için de tanrı-kral imajını kuvvetlendirmek istiyor. Ülkenin dört bir yanına tanrılarla el sıkışan kabartmalarını yollatıp kendine bir kutsiyet yüklüyor. Her iktidar sahibi gibi ölümsüzlüğü isteyen I. Antiochus milattan önce 34 yılında hayatını kaybettiğinde ise belki de bu kutsiyetten dolayı birleştirmeye çalıştığı hatta akrabaları olarak gördüğü Yunan ve Zerdüşt tanrılarının yanına gömülüyor. Tabii bir tanrı krala yakışır şekilde. Öncelikle tanrıları birleştirdiği tapınağın yer aldığı dağda kendisine bir mezar odası yapılıyor. Bir teoriye göre yakılıyor ve külleri bu odaya yerleştiriliyor. Daha sonra 150m çağında, 50 metre yüksekliğinde 30.000 metreküp kırık taşla bu mezar odasının üstü kapatılıyor ve dağa yeni bir zirve yapılıyor. Üstelik bu taşların dağdan değil başka bir yerden elde edildiği tahmin ediliyor. Bu kadar taşın günümüzden yaklaşık 2.000 yıl önce 2.150 metre yükseklikteki dağa nasıl çıkartıldığı ve nasıl bir insan gücü kullanıldığı ise tam bir gizem. Mezarı koruma görevi ise tümülüsün doğu ve batısına yerleştirilmiş dev tanrı heykellerine veriliyor. Böylece I. Antiochus doğu ile batıyı ölümüyle birleştirmeye devam ediyor. Her gün doğan güneş önce doğu terasındaki heykelleri selamlıyor sonra da batarken batı terasındaki heykellerle vedalaşıyor.

Gecenin en soğuk vaktindeyiz, tek istediğimiz bir an önce güneşin ısıtıcı ışıklarına kavuşmak. Ancak doğu terasında, sırtımızı dev heykellere dönerek izlediğimiz manzara o kadar büyüleyici ki bir yandan da güneşin doğuşunu yavaşlatarak anın keyfini uzatmak istiyoruz. Arada arkama bakıyorum, ışık arttıkça Tümülüs ve heykellerin görkemi daha da ortaya çıkıyor. Ufuk giderek kızıldan sarıya dönüyor ve sonunda gece sona eriyor.
İlk ışıkları dağın zirvesine vuruyor ve hızla aşağı iniyor. Güneş sanki acelesi varmış gibi davranarak dağların arasından adeta fırlıyor. Hepimizin içinde bulunduğu ikilem gün doğumunu mu yoksa ışıkların dağa vuruşunu izlemek mi. Nereye dönüp izleyeceğimizi bilemeden fotoğraflar çekiyoruz. Güneş yükseldikçe zehir gibi soğuktan kurtuluyoruz. Adeta yeniden hayata dönüyoruz. Aslında tanrılar ve I. Antiochus dışında biri daha daimi olarak dağda bulunuyor. Onlarla kavuşabilmemizi sağlayan Amerikalı arkeolog Theresa Goell ise hayata gözlerini yumduğunda külleri bölgedeki köylüler tarafından dağın zirvesinden havaya serpiliyor. I. Antiochus’un ebedî istirahatgahında yeni bir komşusu daha oluyor.
Yavaş adımlarla tümülüsün çevresinden yürüyerek batı terasına geçiyoruz. Buradaki heykellerin vücutları daha tahrip olmuş durumda. Ancak I. Antiochus’un kendini tanrılarla el sıkışırken resmettirdiği kabartmaların bazıları burada sergileniyor. Şansımıza batı terası da bomboş. Bazı gün batımlarında yüzlerce kişiyi ağırlayan alan sanki bize özel ayrılmış durumda. İleride bir gün, gün batımında bu defa batı terasında tanrılarla ve Kommagene Kralı I. Antiochus’la buluşmak üzere sözleşip aşağı inmeye başlıyoruz. Grubun en arkasında giderken arkaya bakıyorum. Dev Tümülüsün gölgesindeyim. İnsanın binlerce yıldır peşinden koştuğu ölümsüzlüğü belki de I. Antiochus böyle bulmuştur diye geçiriyorum aklımdan.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ruta bu hafta rüzgârın hızına kapılıyor, dağa savrulan küllerin peşine düşüyor, Nemrut'u keşfediyor.
09 Mar 2022

YAZARLAR

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR


