"The One": Genetik Eşleme Yoluyla Gerçek Aşkı Bulmak İster Miydiniz?

Netflix'te geçtiğimiz hafta yayına giren, sadece ilk 4 bölümünü izlediğim ve beklentilerimin üzerinde çıkan The One'ı size kısaca anlatmak isterim.
Uyarı: Yazının buradan sonraki kısmı spoiler içermektedir.
Aşk Satanlar: DNA Üzerinden Flört
Rebecca Webb, MatchDNA isimli bir şirketin CEO'su. MatchDNA'in altında çalışan "The One" uygulaması, tam başarı gösteren tek genetik eşleme yoluyla flört algoritmasını içeriyor. Yani bir nevi Tinder ama genetik serpiştirilmiş hali... Bu fikrin doğuşu da iki arkadaşın doktora araştırmaları sırasında gerçekleşiyor. Ancak fikrin çalışıp çalışmadığını anlamaları için çok büyük bir DNA veri setine ihtiyaç duyuyorlar ve böyle bir şeyi toplayacak bütçeleri bulunmuyor. Akıllarına ilk gelen isim de DNA setleriyle iş yapan bir şirkette çalışan arkadaşları Ben. Tek çaresinin bu olduğunu düşünerek Webb, Ben'in bilgisayarından bu DNA setlerini sadece teorilerini test etmek için çalıyor. Kendi DNA'sını sisteme koyup eşlemeye çalışarak deneyen Webb çıkan sonucun üzerine ortağıyla beraber eşini görmeye ve algoritmanın gerçekten ne kadar çalıştığına bakmaya gidiyor. Oraya varınca gerçekten de ilk dokunuş ve bakışta birbirlerine tutulunca algoritmanın mükemmel çalıştığı anlaşılıyor. Ancak yasadışı yollarla bu kişinin DNA'sını kullandıkları için Webb onunla tanışıyor ama ona genetik eşi olduğunu söylemiyor. Hayatının aşkı da Tenerife'li bir sörfçü olduğundan oradaki hayatını bırakamıyor ve ikili ayrılmak zorunda kalıyor. Sonucunda yasadışı yollarla denenmiş olsa da algoritmanın çok iyi çalıştığını gören ikili, MatchDNA'yi kuruyorlar.
Çok şey söylediğimi mi düşünüyorsunuz? Yanılırsınız, daha neler neler!
İlişkiler ve Cinsel Yönelimler, Genetik Eşe Karşı!
Hikayenin en ilginç tarafı aslında hem çift ilişkilerine farklı bir ışıkla yaklaşması hem de insanların ne kadar yaratımsal-bilimsel yargılara bağlı kaldığına dair sunduğu teori diyebilirim.
Bir yanda ana olay örgüsünü yönlendiren ana karakterimiz Rebecca Webb var. Bu işin getirdiği soğuk ve katı dış görünümünün yanında aynı zamanda da tanrısal bir rol oynamanın getirdiği şefkatli ve özverili bir maske takan ve hayatının aşkından vazgeçmek durumunda kalan bir Webb. Böylesine bir denklem yaratıp kendisinin faydalanamaması ironisi her bölümde hakimiyetini git gide arttırıyor.
Diğer tarafta Ben'in cinayeti üzerine çalışan polis Kate'in bir yandan da The One üzerinden eşlenmesi var. Ben'in cinayetinde Webb'in parmağı olduğunu düşünen Kate, bir yandan da kendini Webb'in üretimi olan bir ürün üzerinden hayatının aşkıyla eşlenmiş buluyor ama talihsiz bir şekilde bu kişi de ölümcül bir kaza geçirip komaya giriyor. Algoritmayı Webb yönetebildiği için de bu onun eline ciddi bir koz vermiş oluyor. Burada da "The One"ın aslında masum bir uygulama gibi gözükse de yaratıcısına büyük bir güç biçtiğini izleyiciye göstermiş oluyor.
Öte yanda odağımızda Hannah ve gazeteci kocası var. Hannah kendini tutamayıp kocası Mark'ın DNA'sını MatchDNA'ye gönderip genetik eşini öğreniyor ve bu kadarıyla da kalmayıp o kadınla tanışıyor. Mark'ın tanışmasından delicesine korkarken hayat onları yine de karşı karşıya getiriyor ve bu Hannah'yi çıldırmanın eşiğine sürüklüyor. Mark'ın ısrarı üzerine böyle bir şey yaptığını söyleyen Hannah, kendisinin Mark için 'o kişi' olup olmadığını merak ettiği ve eğer değilse de 'o kişi'ye kendini benzetmek istediğini, bunun Mark'ın hoşuna gideceğini düşündüğünü söylüyor. Bunun üzerine Mark Hannah'ya zaten 'o kişi' olduğunu söylüyor ama Hannah için nafile. Bu da karakterlerinin kendi muhakemelerine ve hislerine ne kadar itimat edip, ne kadarını insan yapımı bir denkleme bıraktıklarını sorgulatıyor.
Sanırım diziyi en sürükleyici kılan unsur, insanlığın kesin olarak bir kişinin onlar için "doğru insan" olduğunu bildiklerinde ilişkilerin getirdiği birtakım zorlukları görmezden gelme eğiliminde olduğu fikri. Adeta geleceğe gidip gelmiş gibi, biraz kaderci bir tonda...
Bir Adım Ötesi: Bilimsel araştırmalara göre aşıkken insanların hormonal hareketleri ve bağışıklık sistemlerindeki değişiklikler üzerinden aşkın anatomisi çıkarılabiliyor. Dizinin söylediği ve üzerine benim de incelediğim araştırmalara göre serotonin seviyelerimiz ve bağışıklık sistemimizi etkileyen genlerimiz kime aşık olduğumuza etkide bulunuyor. Tıpkı birinin kokusunun da aşkla ilinti olduğu teorisinde olduğu gibi. Bunun üzerine de yaratılıştan size en uygun insanı bulmayı vadeden bir sistem kuruyor bize The One.
Aslında günümüzde de Tinder, Bumble, Hinge gibi uygulamaların yanında genetik eşleme üzerine kurulu flört uygulamaları bulunuyor fakat dizideki kadar etkili bir algoritma henüz yazılmamış. Bir de işin bilimsel tarafında bahsi geçen algoritmanın bu kadar basit olmadığını da belirtmeden geçmeyelim. Tabi eğer mümkünse, dizi üzerinden aklıma düşen şu sorular ile sizi bırakıyorum: Eğer böyle bir teknoloji gelişirse, kişi başına DNA eşlemesi yapılabilecek tek bir kişi mi var? Ya da hiç kimseyle %99 uyum yakalayamama şansımız var mı?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Netflix'in Şifre Politikası Değişikliği, McKinsey Kültürel Çeşitlilik Raporu, Haftanın Yenisi: The One.
20 Mar 2021

YAZARLAR

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR




