Ortak yazılı sınav sistemi: Ortak sınav ortak fayda getirir mi?

İki hafta önce Millî Eğitim Bakanlığı; öğrencileri, öğretmenleri, velileri ve tüm eğitim ortamını ilgilendiren önemli bir uygulamayı yürürlüğe koyduğunu açıkladı. Buna göre ortaokul ve lise öğrencileri, bu yılın (2026-2027) ilk sınavlarından başlamak üzere derslerin neredeyse tamamında aynı takvime göre sınava girecek. Sınavlar, öğretmenlerin çevrimiçi portal üzerinden erişebilecekleri soru havuzundan seçilerek hazırlanacak. Üstelik havuz, sınavlardan yalnızca dört gün önce öğretmenlerin erişimine açılıyor.
Karar çok yeni açıklandığı ve sınavlar da önümüzdeki hafta başlayacağı için bilmediklerimiz bildiklerimizden daha fazla. Henüz öğretmenler bu sistem üzerinden sınav hazırlamadı. Bu yüzden soruların kalitesi hakkında konuşmak için erken olsa da nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan, 11 milyonu ilköğretim, 6 milyonu lise olmak üzere, 16 milyon öğrenci ve aileleri ile 1.5 milyon öğretmeni ilgilendiren bu değişikliği hemen konuşmaya başlamamız önemli.
Öğretmen algoritmanın bir değişkeni mi?
Önce sistemin nasıl işleyeceğine bakalım. 8. ve 12. sınıflar hariç tüm ortaokul ve lise öğrencileri (7. ve 11. sınıf İngilizce dersleri hariç) ortak derslerden ortak yazılı sınavlara girecek. Sınavlar Türkiye genelinde aynı takvime göre yapılacak. Yani örneğin ülkedeki tüm 7. sınıflar aynı gün sosyal bilgiler sınavına girecek.
Diğer yandan bu, bütün öğrencilerin aynı sorularla sınava gireceği anlamına gelmiyor. Bakanlık her ders için farklı konu ve soru dağılımları belirlemiş. Öğretmenler sınavlarını bu dağılımların arasından seçerek oluşturacak. Öğretmenler sistemin sunduğu soruları en fazla iki kez değiştirebilecek, ayrıca sınava kendi hazırladıkları iki soruyu ekleyebilecek. Sistem tarafından otomatik olarak sunulan ve kolay, orta ve zor olarak sınıflandırılan soruların güçlük düzeylerini belirleme konusunda öğretmenlerin seçim hakkı oldukça sınırlı.
Mesleğin günlük detaylarına aşina olmayanlar için anlaşılması kolay olmayan bir süreç ile karşı karşıyayız. Öğretmen sınav sorularını belirlerken, hangi kazanımın hangi zorluk seviyelerinden kaçar soruyla ölçüleceğine kadar inen ayrıntıdaki seçme katmaları arasına sıkışıyor. Sınav hazırlamayı bir algoritma hâline getiren bu düzenleme, öğretmeni de bu algoritmanın bir değişkenine indirgemiş. Böylece sınavın içeriği ile güçlük düzeyinin büyük ölçüde Bakanlığın belirlediği seçenekler çerçevesinde şekillenmesi garanti altına alınmış.
Ortak standartlarla merkezî kontrol arasında
Aslında Millî Eğitim Bakanlığı ölçme değerlendirmeyi merkezileştirme adımlarına iki yıl önce başlamıştı. Seçtiği bazı seviyelerde sınavları Türkiye ve il genelinde, Bakanlık tarafından hazırlanan sorularla uyguladı. Bakanlığın ölçme-değerlendirme konusuna özel bir önem verdiğini biliyoruz. Ölçme-değerlendirme merkezleri etkin çalışıyor, öğrenci ve öğretmenlere çevrimiçi ölçme araçları sunuluyor. Bu çalışmaların eğitimin niteliğini artırmak açısından önemli bir potansiyeli olduğu da ortada.
Açıklanan hedefler son derece önemli. Okullar arasında ölçme değerlendirmede ortak standartlar oluşturmak, sınavların geçerli ve güvenilirliğini sağlamak, beceri temelli ve açık uçlu soruların kullanımını yaygınlaştırmak, öğretmenleri nitelikli soru havuzuyla desteklemek.
Üstelik sistem yalnızca sınav hazırlamakla sınırlı değil. Sınav sonuçlarının öğrenci, sınıf ve şube düzeyinde analiz edilmesi, öğrencilerin hangi öğrenme hedeflerine ulaştıklarının, hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduklarının belirlenmesi de amaçlanıyor. Böylece ölçme-değerlendirmenin yalnızca not vermek için değil, öğrenmeyi geliştirmek amacıyla kullanılması hedefleniyor.
Bunların eğitimde ihtiyaç duyduğumuz, pedagojik olarak son derece değerli hedefler olduğuna katılıyorum. Ancak bu hedeflere ulaşmak için sınav hazırlama yetkisini merkezileştirmek zorunda olduğumuzu düşünmüyorum.
Nasıl ölçtüğümüz, nasıl öğrettiğimizi etkiliyor
Eğitimde alacağımız her karar için "Bu uygulama öğrencinin yararına mı?", "Bu uygulamayı kimler hayata geçirecek?" sorularının cevaplanması kritiktir.
İkincisinden başlayalım. Bu uygulamanın yürütücüsü öğretmendir. Öğretmen yürüttüğü öğretim sürecinin sonunda Bakanlığın sunduğu sorulardan sınıfına uygun olanları seçerek bir sınav hazırlayacak. Bunu da dört gün gibi sınırlı bir zamanda yapacak.
Oysa ölçme-değerlendirme öğretimden bağımsız bir süreç değildir. Nasıl ölçtüğümüz, nasıl öğrettiğimizi etkiler. Dolayısıyla sınavı merkezileştirdiğimizde yalnızca ölçme yöntemini değil, öğretimi de şekillendirmiş oluruz. Oysa ideal olan ölçmek için öğretmek değil, ölçmeyi öğrenmenin destekleyici parçası hâline getirmektir.
Merkezî sınavların okullarımıza etkisi için bu eleştiriyi yaparız. LGS ve YKS o kadar belirleyicidir ki ortaokul ve lise eğitimi, öğretim yöntemleri ve ölçme-değerlendirme uygulamaları bu sınavlara göre şekillenir hale gelmiştir. Şimdi benzer bir merkezi belirleyiciliğin yazılı sınavlara taşınma riski var.
Öğretmen özerkliği öğrencinin yararınadır
OYSS sınav sistemi çok yakın bir zamanda duyuruldu. Bu büyük değişikliği asıl anlayacak, uygulayacak olan öğretmenler, okullara henüz resmi yazı gelmeden, sosyal medyadan haberi duydular. Oysa okulların seminer dönemleri tam da bu işler için ayrılmış değil midir? Öğretmenlerin sistemi tanımaları, örnek soruları incelemeleri, uygulamanın sınıflarındaki karşılığını tartışmaları için sene başındaki seminer döneminde sistem tanıtılabilir, örnek sorular üzerinden öğretmenlerden geri bildirimler alınabilirdi.
Bakanlık, yeni sistemi hayata geçirmeden önce 11 ilde, 1.999 okulda, iki ders alanında (din kültürü ve felsefe) pilot uygulama yaptığını açıkladı. Ancak tüm ortaokul ve lise derslerini kapsayan böylesine büyük bir değişiklik öncesinde, farklı branş ve sınıf seviyelerinin ihtiyaçlarının değerlendirilmesi ve öğretmenlere sistemi tanımaları, tartışmaları ve hazırlanmaları için yeterli zaman tanınması gerekirdi.
Bakanlığın ölçme değerlendirmenin niteliğini artırma hedefi son derece önemli. Ancak bu hedefe ulaşmanın bir başka yolu da öğretmenlerin bu alandaki mesleki yeterliliklerini geliştirmek, onları nitelikli kaynaklarla desteklemek olabilir. Öğretmenlerin mesleki özerkliğini koruyarak da ortak standartlar geliştirmek, ölçme-değerlendirmenin niteliğini artırmak mümkün.
Yanlış anlaşılmasın, öğretmen özerkliği, öğretmenin dilediğini yapması değildir. Mesleki bilgi ve deneyimine dayanarak öğrencilerinin ihtiyaçlarına uygun kararlar verebilmesidir.
Ayrıca bu sistem okullar arasındaki farklılıkları görmezden geliyor. Örneğin uluslararası programlar uygulayan, yabancı dilde eğitim veren okullar da bu sınavlara tabi olacak, meslek liseleri de. Bu okulları ortak ölçme standartlarına bağlamak adaletli bir sistem kurmak değil, okulları vasatta eşitlemektir. Oysa ki bu öğrencilerin farklı öğrenme ihtiyaçları var ve bu ihtiyaçlar ancak öğretmenleri nerede derinleşeceğine, nerede destekleyeceğine ve buna bağlı olarak nasıl sorular hazırlayacağına karar verirse karşılanabilir.
İşte bu nedenlerle öğretmen özerkliği en çok öğrencinin nitelikli eğitim alması açısından önemlidir. Öğretmeni sınıfında öğretim yapmaya yetkin görüp ölçme değerlendirme sürecini tasarlamaya yetkin görmemek önemli bir çelişkidir.
Sınav analizlerini nasıl kullanıyoruz?
Buradan ilk sorumuza dönelim. Bu uygulama öğrencinin ne işine yarayacak? Yine Bakanlığın açıkladığı amaçlarla devam edelim. Sınav sonuçlarının analiz edilmesi. Her sorunun puanının sisteme girilmesi. Öğrencinin ve velinin öğrenme hedefleri üzerinden veri alması. Bunlar elbette önemli. Böylece öğrencilerin hangi konularda zorlandıkları daha görünür hâle gelebilir. Ancak asıl mesele bu verilerin toplanması değil, nasıl kullanılacağı.
Sınavın analizinin öğrenci yararına yapılması, yani öğrencinin sonuçlarından kendi öğrenmesine yönelik çıkarımlarda bulunabilmesi için en önemli ve de birincil kaynak öğretmendir. Öğretmen yalnızca hangi soruların yanlış yapıldığını değil, öğrencilerin nerede, neden zorlandığını, öğrenmenin nasıl desteklenebileceğini de değerlendiren uzmandır.
Dolayısıyla daha önemli olan şey bu verilerle ne yapacağımızdır. Soruları yalnızca dört gün önce gören, sınavın hazırlanmasında kontrolü sınırlanan öğretmenden sınav sonrasında eksikler üzerinde çalışmasını, öğrencilere geliştirici geri bildirimler vermesi, gerektiğinde ek çalışmalar planlaması bekleniyor. Oysa ölçme değerlendirme yalnızca öğrencinin neyi bilip bilmediğini tespit etmek değildir. Öğrenmenin devamını planlamaktır. Öğretmen bunu her bir öğrencisini ve sınıfını tanıyarak, öğretim sürecine yayarak yapar. Tam da bu yüzden öğretmenin mesleki kapasitesini güçlendirmek, nitelikli kaynaklar sunmak, pedagojik olarak çok daha işe yarar bir seçenek.
Merkezileşmenin asıl kazanını kim olacak?
Öğretmenler için nitelikli soru havuzu çok faydalı bir kaynak. Bu kaynak her sınavdan önce öğretmenlerin kullanımına açılabilir. Öğretmenler kendi hazırladıkları ya da havuzdaki sorulardan sınavlarını oluşturabilir. Sınav analizleri ve nitelikli geri bildirim vermek için dijital altyapı sağlayabilir.
Devlet olmak elinde güç bulundurmak demektir. Millî Eğitim Bakanlığı da güçlü bir yapıdır. Uzman kaynağı, teknolojik altyapı, iletişim ağı, bütçe gibi değişkenlerin tümü üzerinde güçlü bir kontrole de sahiptir. Henüz soruları görmedik ama bu kadar güçlü kaynakları olan bir bakanlıktan çok nitelikli sorular beklemeliyiz. Umalım ki bu uygulama, en azından soru kalitesi düzeyinde öğretmenlerin ve öğrencilerin yararına olsun.
Bir uygulama teknik bir merkeziyetçilik ile hayata geçiriliyor ise bundan en çok devlet yararlanır. Daha çok veri toplar, daha kolay izler, karşılaştırır. Farklı amaçlar için kullanır. Bu yüzden son sorumuz şu olsun: Bu kadar büyük bir değişikliğin sonunda Bakanlık mı daha çok şey öğrenmiş olacak, yoksa çocuklar mı?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ayşe Alan
Çeşitli okullarda tarih öğretmenliği, bölüm başkanlığı ve idareciliğin yanı sıra İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Merkezi’nde (SEÇBİR) proje koordinatörü olarak çalıştı. Tarih Vakfı “20.yy Dünya ve Türkiye Tarihi Öğretmen Kılavuz Kitabı”, Eğitim Reformu Girişimi “Düşünme Eğitimi İçin Öğretmen Kılavuz Kitabı” ve Bilgi Üniversitesi Yayınları “Ayrımcılık: Örnek Ders Uygulamaları” kitaplarının yazarlarından.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


