Oyunbozan deprem bölgesinden bildiriyor

Cumartesi sabah 8.15, eşim Çınar’ın beklediği arabaya, ona aldığım kahve ve kendime aldığım kafeinsiz içecek ile biniyorum. Deprem sahasından döneli 10 gün olmuş. Arabaya bindiğimde Çınar ailesiyle konuşuyor, konu deprem. Ben saha dışındaki yaşama uyum sağlamak için çaba içerisindeyim. "Enkaz" kelimesini duyuyorum ve kapıyı çarparak kapatıp hışımla arabadan çıkıyorum.
Deprem sahasında çalıştığımızı bilen veya dolaylı yoldan duyan herkesin sorduğu ilk soru hep “Nasıldı?” oluyor. Bu soruya kısılarak bakan, merak eden, ama en çok çekilen acıları duymak isteyen gözler eşlik ediyor. Bu çok insani bir davranış, biliyorum. İnsanlar travmatik olaylarda, beklenmedik ölümlerde, hastalıklarda, kazalarda bütün detayları sormak istermiş. Çünkü asıl derdimiz, ölmemek, hayatta kalmak. Bu nedenle anlamlandıramadığımız ölümlerle ilgili her detayı bilmek istermişiz. Bunu geçtiğimiz yıl bu çalışmayı yapacağımı bilmeden aldığım Duygular, Yas ve Aktivizm başlıklı derste öğrenmiştim. Her ne kadar bu sorunun çok insani bir yerden geldiğini bilsem de deprem bölgesinde geçirdiğim 35 gün sonrasında “Nasıldı?” sorusunu duymak bana çok fazla geliyor.
"Hadi İkimiz de Kendimize Sarılalım mı?"
Deprem bölgesine gönüllü veya bir sivil toplum çalışanı olarak giderken belirli etik sorumluluklara gidiyoruz. Ancak maalesef fayda sağlamak isterken, fark etmeden zarar verebiliyoruz.
Sahada çalışmak psikolojik olarak çok yorucu bir deneyim. Sürekli olarak travma tutmaya çaba sarf ettiğimiz için, vücudumuz bir süre sonra “savaş-kaç-don” tepkisinden don'u seçiyor ve tek hedefi hayatta kalmak olacak şekilde sadece verilen bütün işlere koşmaya odaklanıyor. Bu nedenle de çoğunlukla yaptığımız işleri ve gördüklerimizi sevdiklerimizle paylaşmak isteyebiliyoruz. Ama bunu etiği göz ardı etmeden yapmak zorundayız.
Konuşmamız Gerek Derneği olarak mart ve nisan aylarında Hatay ve Kahramanmaraş’ta genç kızlar ve kadınlara yönelik saha çalışmaları gerçekleştirdik. Bu işi bireysel ve kurumsal bağış alarak yürüttüğümüz için yaptığımız eylemleri, bağışları nasıl ulaştırdığımızı şeffaf bir şekilde görselleştirmemiz gerekiyordu. Bizimle sahaya gelen ve çekim yapan kişiye ilk söylediğimiz şey "Lütfen olabildiğince depremzede ve çocukların yüzünü çekmeyelim" oldu. Çekimi özellikle çadır kentlerde çalıştığımız günlerden birinde değil, mobil olarak ürün dağıttığımız günlerden birinde yaptık.
Eğer bir depremzede içerikte gözüktüyse ve izin almadıysak da bu görüntüyü sosyal medyaya koymamak için özellikle çaba sarf ettik. Sonra bir takipçimiz çıkıp "Hiçbir depremzede gözükmüyor, bağışlarımız nereye gidiyor?" diye yorum yaptı. Bu yorumlara üzülmekle beraber derneğin etik anlayışı ve koruma politikasına uyumlu bir şekilde çalışmayı önceliklendirdik.
Fotoğrafların dışında bir de çocuklara dokunma ve sarılma eylemi var. Bu konuda saha boyunca bize süpervizyon veren, Uzman Klinik Psikolog Leyla Akça Atik’ten çok destek aldık. Bize, “Tabii ki çocuklar sizi güvenli hissettikleri için sarılmak isteyebilirler ama sarıldığınız çocuğun sizden başka herkesin güvenli olduğuna inanabileceği düşüncesini aklınızdan çıkarmamanız gerekiyor” dedi. Bu çok zor bir şey. Sahada kaç kere bana koşarak sarılan çocuklara, “Hadi ikimiz de kendimize sarılalım” diye yönlendirme yaptığımı hatırlamıyorum bile. Çünkü ben iki gün sonra orada olmayacağım ve benim o sahayı nasıl bıraktığım kimi zaman gitmemden bile daha önemli.

Kadın çemberleri
Dernek olarak sahada temel olarak dört görev üstlendik. Bağışlarla oluşturduğumuz ve içinde iki paket hijyenik ped, farklı bedenlerde iki adet pamuklu iç çamaşırı, kolonya ve havlu içeren regl bakım paketleri dağıttık, genç kızlar ve kadınlarla regl odaklı kadın çemberleri yaptık, çadır kent liderleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla toplu yaşam alanlarını nasıl daha regl dostu hâle getirebileceğimiz konusunda bilgilendirme görüşmeleri yaptık, son olarak da TabuKamu ile ortak hazırladığımız sahada çalışan sivil toplum çalışanlarına ve orada yaşayan çocuklara yönelik iki ayrı bilgilendirici kaynağı toplu yaşam alanlarına asılmak üzere dağıttık.
Kadın çemberlerinde depremden etkilenen genç kız ve kadınlarla beraber güvenli sohbet alanları oluşturduk. Konu regl olmak gibi birleştirici bir yerden açıldığı zaman, yaş fark etmeksizin kadınların deneyimlerini ve duygularını çok daha rahat paylaştıklarını gözlemledik. Özetle, deprem gibi büyük bir travma sonrasında regl üzerinden beden farkındalığına yönlendirerek hep beraber duygu paylaşımının faydasını deneyimledik.

Maalesef deprem sonrasında sağlanan insani yardımlar yine toplumsal cinsiyet göz önünde bulundurulmadan yapıldı. Bazı çadır kentler dışında hijyenik pede erişim oldukça kısıtlıydı. Birçok kadın doğum kontrol iğnesi olmak istemesine rağmen bu hizmete erişemediklerini dile getirdi. Çadır kentlerde yeterli sayıda ve güvenli tuvaletin bulunmadığına biz şahit olduk.
Son olarak, her ne kadar Konuşmamız Gerek Derneği’nin deprem sahasında odağı genç kızlar ve kadınlar olduysa da sahadaki oğlan çocukları ve erkeklerden “hocam bize niye bir şey yok?”, “kadınlaraymış” gibi, beklentileri olduğunu gösteren tepkilerle karşılaştık. Sahada erkeklerin de duygu ve ihtiyaçlarını konuşabilecekleri alanlara ihtiyaç var. Bu nedenle, erkeklik çalışan kişi ve kurumların sahada orta ve uzun vadeli çalışmalarını planlayarak aksiyon almaları kritik önem taşıyor. Biz dayanışmaya hazırız.
Konuşarak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Bahar Aldanmaz
Bahar, Koç Üniversitesi sosyoloji ve psikoloji bölümlerini bitirdikten sonra Şikago Üniversitesi’nde sosyal bilimler yüksek lisans programından “Modern ve Geleneksellik Arasında Türkiyeli Genç Kadınlar: Evlilik, Seks, ve Eşitlik ile ilgili Tutumlar” başlıklı tezi ile mezun oldu. Daha sonra iki sene Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde araştırma ve eğitim uzmanı olarak çalıştı. Şu anda Boston Üniversitesi’nde Fulbright bursiyeri olarak sosyoloji doktorası yapıyor. Bahar aynı zamanda Türkiye’de regl tabusu ve yoksulluğunu yok etmek için çalışan tek sosyal girişim olan Konuşmamız Gerek’in yönetici ortağı.

Oyunbozan
Toplumsal cinsiyet eşitliği. Keşke bunun için oyunbozan olmamız gerekmeseydi. Biz, oyun bozmak için konuşmayı tercih eden iki feminist doktora öğrencisiyiz. Regl yoksulluğu ve tabusu başta olmak üzere, konuşulmayan konuları konuşmaya karar verdik. Sen de Konuşmamız Gerek’tiğine inanıyorsan, artık buradayız.
İLGİLİ OKUMALAR




