Paris'te Bir Sorel

ve Sinan
Paris'te Bir Sorel

Kırmızı ve Siyah'ı tam metin olarak ilk kez okuyabildim. Stendhal, Napolyon sonrası özgürlüklerin tekrar kısıtlandığı ve onun deyimiyle gericilerin ve ikiyüzlülerin başa geçtiği bir dönemde çok karamsar bir hayat yaşamış. Julien Sorel bu karamsarlığın; dile, kemiğe, ete, bedene büründüğü biri. Taşrada yaşayan, yükselme heveslisi, Paris'i gözünde büyüten ve taşra ikiyüzlülüğünden usanmış biri.

İstanbul'a taşradan gitmenin de insana böyle hissettiren bazı yanları olabiliyor. Aslında ben yaşadığım şehri "taşra" olarak görmüyorum ama meslekte aktifken İstanbul'da mesleğini yapanlar geri kalan tüm şehirlere taşra derlerdi. Şimdi komik geldi bunu hatırlamak. 

Sonra sonra o büyük İstanbul'a gidince bazen insan Paris'te salon davetlerine katılmış Julien Sorel gibi olabiliyor. Julien bir din adamı olmasına rağmen giyim kuşamını değiştirmişti. Bu yaşam biçiminin ihtişamından gözleri kamaşmıştı. 

kaynak : pinterest

Bunları anlatmamın sebebi İstanbul'daki giyim kuşam değil elbette. Evet farklı bir yaşam kültürünün olduğu bir çevre var. Ahlat Ağacı'nın kamera arkasına denk geldiğimde düşündüklerim bunların bir karmaşası oldu. 

Julien'in taşrada konuşabildikleri kısıtlıydı ama orada da onun gibi kimsenin olmayışından doğan bir avantajı vardı. Taşrada tekti, her şeydi. Paris'te ise onun gibi bir çok kişi, hatta çok daha iyileri var ve Julien bazen bir kimse bile değil. 

Kırmızı ve Siyah'tan yani Napolyon sonrası Fransız gericiliğinden bu yana Julien Sorel'in taşrasında bir şey değişmiş midir? Sadece Fransa için söylemiyorum, zaten nasıl bilebilirim, ama kendi yaşadığımız taşra çevrelerde bir değişiklik olmuş mudur? Nuri Bilge Ceylan'ın Sinan'ı gibi sıkışmış boğulmuş ve bizi de aynı derecede boğan arkadaşlarımız yok mu?  Onlara hiç yardımımız dokunuyor mu? Sanmam.  Kendimiz de hep aynı çevrelerde bazen hiç yenilenmeyerek bir hayat sürmüyor muyuz? Julien Sorel, romandaki gibi bir son yaşamayıp taşrasına geri dönseydi acaba hayatı nasıl devam ederdi. O büyük hayatları, ülkeleri ve görevleri gördükten sonra yine de küçük bir hayatı kabul edebilir miydi, merak ediyorum.

Sinan'ın bu soru karşısında yaptığı belli. Yıllardır küçümsediği, beğenmediği, eleştirdiği babasının hayatının bir kopyasına taşrada devam etmek. "Her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar." Orhan Pamuk'un söylediği bu söz hakkında erkekler ne düşünür bilmem.

Sevgilerimle, görüşmek üzere. Azize...



Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Kırmızı ve Siyah ve Taşra Üzerine

Julien Sorel ve ikiyüzlülük

19 Oca 2022

@pedrofigueras

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR