Piccolo 2.0: Biz kimiz?

Yazar ekibiyle yakından tanış. İlk etkilendiğin kitap hangisi? Edebiyatın bizim üzerimizdeki gücü nasıl bir şey? Sıkıldığın bir klişeden bahseder misin?
Piccolo 2.0: Biz kimiz?

İlk okuduğunu ve “Bu okuma işi güzelmiş,” dedirten yazılı üretimi hatırlıyor musun? Ya da sana bunu en tutkulu şekilde hissettiren kitap hangisi?

Kitap okumayı sevdiğimi ailemle gittiğim bir pazar kahvaltısında fark etmiştim. Kitabı anımsayamıyorum ama annemin bu tutkuyu yakaladıktan sonra bana ilk okuduğu romanı önerdiğini hatırlıyorum: Şeker Portakalı.

Kitaplar arasında kaybolmak; kendini protagonistle öyle özdeşleştirmek ki Zeze'nin cinsiyetini kız atamak; sayfaları çevirdikçe bambaşka yerlerden doymuş hissetmek ilk o an girmişti hayatıma. Sonrası uzun ve inişli çıkışlı bir yol—sonu hep kelimelere sığınmakla geçen bir tanesi.

—Alara Demirel

✏️ Alara


Çok küçük yaşlardaydım, sanırım altı veya yediydi. İstanbul’da savcı olan dedemin evinde çok büyük bir kütüphanesi vardı, bir odası tamamen kitaplarla doluydu; bana orayı gezdirmişti. Kitaplarla ilk orada tanıştığımı VE o kitaplar arasında gezinirken çok büyülendiğimi hatırlıyorum. 

Dedemin sıra sıra dizilmiş düzenli kitapları beni hem büyülemiş hem de “Bu kadar çok ne yazılıyor?” diye meraklandırarak kitaplara ilgimi arttırmıştı. Seneler sonra sonra İzmir’de ailemin yazlığında halam, yatak odasında başucundan bana bana bir kitap getirdi, elime tutuşturdu: “Bunu oku mutlaka Arda,” dedi. 

Kitabın adı Şeker Portakalı’ydı. İlk kitaplarla yakından tanışmam, dedem ve halam sayesinde oldu. Şeker Portakalı’nın akıcı hikâyesinden çok etkilendiğimi, başka benzer kitaplar var mı diye meraklandığımı anımsıyorum. 

—Arda Erel

Anımsadığım kadarıyla ilk okuduğum kitaplar Muzaffer İzgü’nün Anneannemin Akıl Almaz Maceraları serisinden romanlardı. Anneannemin bana uçsuz bucaksız görünen oturma odasında bu romanlarla “akıl almaz” maceralara atılırdık. 

Belki bu yüzden “Bu okuma işi güzelmiş,” demekle “Bu yaşama işi güzelmiş,” demek arasında çok mesafe yok benim için. 

Yanı başımdaki anneannemle sayfadaki anneannem farksızlaşınca okuduğumuz hikâyeler birlikte yaşadığımız anılara dönüştü. Zaten anneanneme hayalimde her rol çok yakışırdı: bir dans kraliçesi olurdu bir gelin.

—Efe Reis

📚 Şeker Portakalı


Kendimi bildim bileli annem ve ablalarım hep okurdu. Küçükken en sevdiğim aktivitelerden biri onlarla kitap kiralamaktı; annem bizi uzun çarşıya götürür ve istediğimizi seçtirirdi. Babam da ne zaman bizi şehrin büyük parkına götürse oradaki küçük kitapçıdan mutlaka kitap alırdı. 

Annen ve iki ablan da okur olunca genelde sana evdeki kitaplıktan okumak düşüyor. Bazen bir kitap alırken ablamla ortak seçiyorduk ki ikimiz de severek okuyalım. İlk kendi kitabımı da şu an birlikte yaşadığım ablam aldı bana; o ana kadar böyle bir özgürlüğüm olduğunu bilmiyordum ve nasıl kitap seçildiğini de bilmiyordum. 

Beni kitapçıya salıp “Ne istersen al,” deyince panikleyip ondan seçmesini istedim ve o da “Bak, burada yaşına uygun kitaplar var; biraz karıştır, arkasını oku ve seç; ben alacağım,” dedi. Ben de Vanilya Kokulu Mektuplar'ı seçtim. Kitabımı öyle çok sevmiştim ki herkese anlatıyordum. Baş karakter Kıymık’ın yeri hep ayrı olacak. 

Hatta bana kitap alındığını anlattığımda annemin biraz kayıtsız kaldığını hatırlıyorum—öyle öğrenmiştim kendime özel kitap almanın büyük bir mesele olmadığını ve asla reddetmeyeceklerini. 

Şimdi yirmi yaşındayım; hâlâ babam her ay “Bu ay ne kadar harcıyoruz kitaplara?” diye sorar. 

—Elif Sude Çalık

İlk okuduğum değil de çocukken bana okunmasını en sevdiğim kitaptan bahsedeyim istiyorum bu sorunun cevabı olarak. O da Her Güne Bir Masal kitabı. Böyle kalın karton kapaklı ve kocaman bir kitap. İçinde de adıyla müsemma, yılın her günü için bir masal var. Kapağındaki kaval çalan uzun şapkalı ve sivri uçlu ayakkabılar giyen karakteri hâlâ en ince detayına kadar hatırlıyorum. 

Annem o kitabı kaç kere baştan sona seslendirdi bilmiyorum ama her gece bir sonraki günün masalını da okuması için ısrar ederdim. Bunu söylediğimi hatırlamıyorum ama annemin dediğine göre bir gece yine masallardan birinin sonuna gelmişken en çok istediğim şeyin bir gün bu kitabı tek başıma okuyabilmek olduğunu söylemişim.

—İmran Gökçe Şahin

✏️ Arda


İlk defa Meg Cabot’ın Prenses Günlükleri’ni okurken “Bu okuma işi güzelmiş,” demiştim. Bu aydınlanma anından önce kitaplarla daha çok kapaklarındaki ve içlerindeki görseller yüzünden ilgi duyuyordum. 

Mesela Madonna’nın İngiliz Gülleri bana ilk “Bu kitap işi güzelmiş,” dedirten kitaptı, fakat anlatılan hikâyeye kitaptaki çizimler kadar ilgi duymamıştım. Prenses Günlükleri’ni okuduktan sonra da hemen düzenli bir okuma alışkanlığı geliştirmedim. Hatta o günden beri kitaplarla aşk-nefret ilişkisi yaşıyorum diyebilirim. 

Dönemsel olarak edebiyattan çok soğuyup sonra elime aldığım bir kitapla tekrar kitaplara âşık oluyorum. 

Bu şekilde hayatımın farklı noktalarında bana okumayı tekrardan sevdiren kitaplar arasında Orhan Pamuk’un Kar’ı, Kurt Vonnegut’un Sirens of Titan’ı ve Sir Arthur Conan Doyle’un yazdığı Sherlock Holmes’un Maceraları var.

—Melissa Mina Kalyoncu

Sence edebiyatın üzerimizde nasıl bir gücü var? Minik bir betimleme alalım, dilersen sendeki bir örneği de gelsin.

Edebiyat benim hayatımda çok büyüleyici bir yerde duruyor. Gerçekten, edebiyattan büyüleniyorum. Büyülenmek, bana yaptığı bu. Sanatın her türü çok kıymetli ve çok özel ama edebiyat bana insan olmayı, insan olmanın kompleksliliğini ve hayatın zorluklarıyla beraber kolaylıklarını anlattığı için çok büyüleyici gelmiştir her zaman. 

Özellikle başka insanların yerine geçmek; İstanbul’da evimde otururken Afrika’daki bir hikâyenin içine girebilmek, sonra Latin Amerika’ya, Japonya’ya, Afganistan’a, İrlanda’ya savrulmak; insanlarla, onların duygularıyla, yaşamlarıyla tanışmak; ortak duygularımız üzerine düşünmek ve edebiyat sayesinde insanların yaşamlarını kelimeler aracılığıyla pasaportsuz gezebilmek—bu çok kadim bir şey, çok büyüleyici bir şey.

Aynı zamanda edebiyat, benim yalnızlığımı dindiren, onu paylaşan, anlayan da bir tarafta duruyor. Çünkü edebiyat ve kitaplar bizden yalnız kalmamızı isterler. Ama bu yalnızlık, paylaşımcı bir yalnızlık gibi gelir bana. Ya da daha doğru ifadeyle, yalnızlığın anlamını dönüştüren bir yalnızlık. Edebiyat, işte böyle bir anlam inşa eder kişinin hayatında. Çünkü aslında edebiyatla ilgilenirken hem yaşamla ilgileniyoruz hem de bir yazarı okurken onun dünyasına giderken aslında kendi öznel yalnızlığımızı da paylaşmış—hatta belki yalnızlığımızdan kurtulmuş—yalnızlığımızı çoğullaştırmış oluyoruz. Benim için edebiyatın böyle büyüleyici ve yalnızlığıma iyi gelen, hayatımı daima dönüştürücü kılan bir tarafı var.

—Arda Erel

📚 İngiliz Gülleri


Bazen gün geçmedi ki kurgusal bir karaktere âşık olmayayım. Ve bazen yine gün geçmedi ki bir yerden okuduklarımı veya okunacaklardan uyarlananları içselleştirmeyeyim.

Sevgili Salak Günlük'teki Jamie Kelly bana yakın geldikçe daha da o oldum mesela. Desdemona, Othello'ya hikâyelerinden sonra âşık olduktan sonra daha iyi anladım onu. O yüzden edebiyatın gücüne sarıldım ama o maceralara kendim atılmak istedim. Çünkü kadın mücadelesi nispeten açmıştı yolumu artık.

Northanger Manastırı'ndaki gibi okuduklarımdan etkilenip gotik edebiyata sığınıp ben de sandıkların içinden korkunç şeyler çıkmasını bekledim. Edebiyat benim için öyle bir şey—var eden, dönüştüren, değiştiren, içselleştirten.

—Alara Demirel

Edebiyatın gücünün Bovarizm’den ya da Don Kişotçuluk’tan geldiğini düşünüyorum. Belki bu romanlarda edebiyatın hayatı kendi çehresine özendirme gücü çok olumlu bir anlamda gösterilmiyor—çünkü iki örnek de ekstrem örnekler. 

Bovary okuduğu aşk romanlarıyla sarhoş olup kendi orta sınıf hayatını hor görünce intihara kadar giden bir yola girmiş olur. Don Kişot da şövalye öyküleri okuyarak akıl sağlığını kaybeder. Yine de bu iki uç örneğin işaret ettiği normatif bir okuyuculuk var. 

Edebiyat bize arzularımıza nasıl ulaşabileceğimize dair yollar çizer. Bize arzuyu yaşamak için bir bahane sunar. Böylece eğlendirir.

Bu bahane bazen sadece bir fantezidir. Belki anneannemle yaşadığımız da böyle bir fanteziydi. Ama sonuç olarak biz anneannemle bunları “gerçekten” yaşadık. Kim itiraz edebilir?

—Efe Reis

✏️ Efe


Empati gücümü ve açık fikirliliğimi kitaplarla kazandım diyebilirim. Hâlâ her gün öğreniyorum ve gelişiyorum ama insanlarla o kadar da iletişim kurmayı tercih etmeyen biri olarak perspektif kazanmak okumadan imkânsız olurdu. 

Bugün ABD’de yaşayan bir drag queen’in hikâyelerinden tut, 1950’li yıllarda kadın olmanın duygusal yolculuğuna kadar her şeyi kitaplardan öğrenebiliyoruz. 

Her kitapta bambaşka biri oluyorum ve onların dertlerini de ediniyorum. 

Yeni dert edinmek kötü bir şeymiş gibi görünebilir ama dertlerimiz olmasaydı çözüm aramazdık.

—Elif Sude Çalık

Benim için edebiyatın en önemli gücü hangi yaşta olursam olayım yalnız olmadığımı hissettirebilmesi. Kimi zaman gerçeklikten bir çıkış, kimi zaman baş etmesi zor duygulara karşı bir sığınak, kimi zamansa içinden çıkamadığım durumlara farklı bir bakış açısıyla bakmamı sağlayan bir pencere. 

—İmran Gökçe Şahin

📚 Madam Bovary


Edebiyat bence kendimizi bulmamıza, kendimizi tanımamıza yardımcı olan en değerli araçlardan biri. Kitaplarda kendimizle özdeşleştirdiğimiz karakterler hayata karşı yeni bakış açıları edinmemizi ve yaşamadığımız hayatları tatmamıza olanak sağlıyor. Yakın zamanda bunu Kar’ı okurken yaşadım. 

Ka karakteri ne kadar benden uzak olsa da onda kendimle ilgili bir çok doğrunun temsil edildiğini düşünü, onun Kars’ta deneyimledikleri üzerinden kendi politik bakış açımla ilgili birtakım yetersizlikleri fark ettim.

—Melissa Mina Kalyoncu

Bize bir “Bu edebiyat klişesinden sıkıldım,” örneği verir misin? Mesela ben Çocuk Edebiyatı’nın didaktik olması gerektiğinin düşünülmesinden bıktım!

Edebiyatın sunduğu fantezilerden, arzulama bahanelerinden çok sıkıldıklarım var tabii. Bunlardan bence günümüzde en eskimiş olanı manic pixie dream girl klişesi. Kendi hâlinde hülyalara dalan aklı bir karış havada, gizemli kız. 

Hikâyelerde kurgusal erkeklerin hayatına giren ani bir bilmece, çöz çözebilirsen. Genelde de hikâyenin sonunda çözülmeden bir kenarda kalır. Zaten başroldeki erkek karakterin meselesi aslında çok başkadır. Bu kız bir bilmece evet ama çocuksu doğası gereği de hiçbir zaman travmatik bir bilmece değil, esas mesele değil: çözümü için hiçbir sorumluluk talep etmiyor.

—Efe Reis

✏️ Gökçe


Mesela bana bir zamanlar uzun cümleler kurmanın öneminden bahsedilmişti. Ben aslında edebiyatta belirlenmiş bazı kurallara da biraz eleştirel yaklaşıyorum. Düşünelim—uzun cümleler kurabilmek iyi bir anlatıcı olmanın ölçütü müdür? Ölçütüyse bu neden? Kısa cümleler neden iyi bir anlatıcı olmanın ölçütü değildir ki? Bazen kısa cümleleri etkileyici kılmak da çok zordur, ondan olabilir mi? 

Benim çok sevdiğim, çok önemsediğim yazarların kısacık cümlelerini aklımdan çıkaramadığımı hatırlıyorum. 

Burada benim aklıma gelen bu oldu mesela, uzun cümleler kurarsan iyi bir edebiyatçısın klişesi. Bundan sıkıldım ve doğru bulmuyorum.

—Arda Erel

📚 Kargalar


Sadece yazarlar kitap yazsın düşüncesinden sıkıldım. Mesela ben ünlülerin kitaplarını okumaya BA-YI-LI-RIM. Ama hayalet yazar kullanan ünlülerin kitaplarının tadından yenmez çünkü artık hem hikâye vardır hem de anlatım iyidir. Güzel bir hikâyen varsa yaz, yazdıklarını okudukça yavaş da olsa gelişeceksindir zaten. 

Ayrıca sözde çöp kitaplar da vardır; sözde çöp, bomboş ve beyin yormayan kitaplar güzeldirler; arada da lâzımlardır. İsim verip düşman edinmek istemem.

—Elif Sude Çalık

Çocuk Edebiyatı'nın sadece çocuklar için olduğunun ya da yalnızca iyi ve güzel hissettiren konular etrafında dönmesi gerektiğinin düşünülmesinden sıkıldım. İlkokulda okuyup da en çok etkilendiğim kitaplardan birisi Samed Behrengi’nin Kargalar kitabıydı. Sonunda çok üzüldüğümü hatırlıyorum ama aynı zamanda ilk kez o kitapta bana benzemeyen başka bir canlıyla dost olabileceğimi öğrendim. İlk o kitapta bir dostu kaybetmenin ne demek olduğunu, bu kayıp hissiyle nasıl baş edilebileceğini gördüm. Sevgisizliğin ve adaletsizliğin karşısında durulması gereken şeyler olduğunu bana ilk gösteren kitaplardandır Behrengi’nin kitapları.

—İmran Gökçe Şahin

✏️ Melissa


Sıkıldığım bir edebiyat klişesi romanlarda doruk noktalı bir olay örgüsü olma zorunluluğu. Gerçek insanların hayatları doruk noktasız bir şekilde inişli çıkışlı seyrederken romanlarda karşımıza çıkan neredeyse bütün kahramanların bir karakter gelişimi göstermesi ve hayatlarının giriş gelişme sonuç formatını takip etmesi benim ciddi anlamda canımı sıkıyor. 

Hadisesiz romanların normalleştirilmesini istiyorum ki evliliği mutlu sonla bağdaştıran kitaplar okuyarak hayatımızı bu beklentiyle yaşamayalım. (Mesela Kavgam, Karl Ove Knausgaard.)

—Melissa Mina Kalyoncu

“Eksik olduğu için bunu ben yazacağım,” dediğin bir kitap var mı? Veya “Zaten yazmışlardı, o da şu!” dediğin bir tanesi?

Açıkçası Türkçe edebiyatta kadın ve kuir karakterlerin ön planda olduğu iyi yazılmış bir bilim kurgu roman okumayı çok isterim! Ben yazabilir miyim bilmiyorum ama özellikle distopik roman yazma konusunda oldukça elverişli bir coğrafyada yaşadığımızı düşünüyorum. 

Umarım yakın zamanda kadın yazarlar tarafından yazılmış daha çok bilim kurgu roman okuruz kendi edebiyatımızda.

—İmran Gökçe Şahin

Aslında yeni romanımda iddialıyım. Elbette yazdığım romanın benzerleri vardır ama tek bir gecede geçen, böyle yoğun bir romanı okuduğumu hatırlamıyorum. Şimdi onu ben yazıyorum.

—Arda Erel

📚 Annemin Bilmediği Her Şey


Burada biraz etik meselelere girdik. Herhâlde yazmak istediğim kitap okumanın ve yazmanın etiği hakkında olurdu. Eğer edebiyat benim inandığım gibi arzulama bahaneleri üretiyorsa, bize arzumuzu işletecek yollar düzüyorsa bu yolların oluşumunda ve alımlanmasında nasıl etik meseleler etkin bunu araştırmak isterdim. 

Bir yandan herkesin hayatını istediği gibi yaşayacak yollar bulmasının önemli olduğunu düşünürken bir yandan da bazı yolların otoban gibi diğer bütün münzevi yolları eze eze geçtiğini de biliyorum. Edebiyat bu ayrımı nasıl kuruyor veya bu konuda bir şey yapabiliyor mu? Böyle sorular.

—Efe Reis

Türkiye'deki Genç Yetişkin Edebiyatı kitaplarındaki İpek Ongun vurgununu kuir feminist bir tanesini yazarak yıkmak istiyorum. İçimdeki ergenin, şu anki hâlimin ve hep elimi tutan çocukluğumun buna ihtiyacı var.

—Alara Demirel

Evet, var. Üzerinde çalıştığım iki konu var. İkisi de toplumlar tarafından konuşulması “ayıp” konular olduğu için araştırma yaparken okumak için bile kitap zar zor buluyorum. Şimdilik konuları kendime saklamak istiyorum, umarım bir gün kitaplarla karşınıza çıkmış olurum.

—Elif Sude Çalık

🗝 İllüstrasyon: Nilay Çınar


Geçenlerde yılın dijital influencer'ı ödülünü kazanan Bretman Rock, konuşmasında “Burda durup size küçükken televizyonda hiç kendime benzeyen karakterler görmediğim yalanını söyleyemeyeceğim çünkü annem hep The Filipino Channel’ı izlerdi. Bu sebepten televizyonda yalnızca kendime benzeyen karakterleri izleyerek büyüdüm. Eğer televizyonda sizi temsil eden karakterler görmüyorsanız kanalı değiştirin,” dedi. 

Benim kitaplarla ilgili düşüncem de biraz buna benziyor. Eğer okuduklarınızda bir şeyin eksikliğini hissediyorsanız kendiniz için doğru olmayan kitaplar okuyor olabilirsiniz. 

Bence dikkatli baktığımız takdirde çoğu zaman kitaplarda eksik olduğunu düşündüğümüz şeyleri—ve hatta bazen kendimizi bile—anlatılan hikâyelerde bulabiliriz. 

Tabii bu demek değil ki yazmak istediğim kitaplar yok; yalnızca eksik olduğunu düşündüğüm için anlatma ihtiyacı duyduğum bir hikâye yok.

Ben de yazar olma fikrini romantikleştirerek büyümüş her Y kuşağı bireyi gibi hayatımın bir şeyleri deneyimle evresini az çok tamamladığım noktada, çok benzersiz olduğunu düşündüğüm iç dünyamı kağıda dökme fantezisiyle yaşıyorum.

—Melissa Mina Kalyoncu

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

PiccoloPiccolo

BÜLTEN SAYISI

🗝 Piccolo 2.0: Aktivist okur-yazar dergi

Yeni yazarlar, kadro güncellemesi ve dönüşen manifestomuz.

19 Oca 2023

İllüstrasyon: Buse Ustaoğlu

YAZARLAR

Piccolo

Aktivist okur-yazar dergi. Her pazar 12.00'de.

İLGİLİ OKUMALAR