Rahim muharebeleri: Kahraman erkek 'anormal' doğuma karşı, kadınların ihtiyaçları nerede?

Kadınların doğurganlık ve doğum süreçlerinde özne olma hakkının sınırlandığı, “normal” olanın ne olduğuna ilişkin kadınlar hariç herkesin sesinin duyulduğu, ataerkil normların tıbbi pratikler aracılığıyla yeniden üretildiği bir alanın ortasında duran kadın doğum uygulamalarının ardındaki sistemik yapıyı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülnihal Bülbül ile konuştuk.
Rahim muharebeleri: Kahraman erkek 'anormal' doğuma karşı, kadınların ihtiyaçları nerede?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Geçen haftalarda Süper Lig maçlarında futbolcuların "Doğal olan normal doğum" pankartlarıyla sahaya çıkmaları çok tartışıldı; özellikle kadınlar tarafından bir sınır aşımı olarak görülerek eleştirildi. 

Öte yandan kadınların bedenlerine dair iradesi, yüzyıllardır farklı biçimlerde sınanıyor. Kimi zaman kültürel normlarla, kimi zaman dinî öğretilerle, kimi zaman yasa, kimi zaman da tıp eliyle… Bugün geldiğimiz noktada ise kadınlar; devlet, tıp ve aile kurumu içindeki patriyarkal dinamiklerin sermaye odaklı sağlık politikalarıyla kol kola verdiği bir ortamda nerede, nasıl ve kiminle doğum yapacaklarına dair karar alma haklarını dahi savunmak durumunda kalıyorlar.

Kadınların doğurganlık ve doğum süreçlerinde özne olma hakkının sınırlandığı, “normal” olanın ne olduğuna ilişkin kadınlar hariç herkesin sesinin duyulduğu, ataerkil normların tıbbi pratikler aracılığıyla yeniden üretildiği bir alanın ortasında duran kadın doğum uygulamalarının ardındaki sistemik yapıyı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülnihal Bülbül ile konuştuk.

Doğumun tıbbileştirilmesi, kadının rızasının ikinci plana atılması, doğurganlığın ulusal söylemler çerçevesinde şekillendirilmesi ve kadının tercihini temel alan doğum pratiklerinin dışlanması doğum pratiklerini nasıl etkiliyor? Bunu kadın bedenine yönelik yapısal bir eril kontrolün göstergesi olarak değerlendirebilir miyiz?

Doğumun hastanelere taşınması ile beraber doğum hızla medikalize edildi. Tüm dünyada yaygın bir şekilde oldu bu; özellikle sağlığın ticarileştiği ülkelerde doğumun özel hastanelere taşınmasıyla beraber gelişti. Böyle bir gelişme, hızla sezaryen oranlarını da artırdı. 

Bireyin tercihlerinin değil piyasanın koşullarının dayattığı tercihlerin öne çıktığını, bunun da zaten eril tahakkümle sıkı bir ilişki içinde olduğunu görüyoruz. Burada doğurganlığı ulusal, dinî referanslarla desteklediler ancak sezaryen oranlarının artması, doğurganlığı olumsuz etkilediği için kadınlara "Sezaryen olmayın, 'normal' doğurun", doktorlara da "'Normal' doğurtun" baskısı gelmeye başladı. 

Fakat pratikte bu böyle olmuyor. Doğumu yapan kadın, uysal bir bedene indirgendiğinde tüm sorumluluk doktora yükleniyor; doktor da bildiği, eğitimini aldığı medikal alanın araçlarıyla süreci yönetiyor.

Kadınlar, doğum sürecinde bedenleri ve süreç hakkında yeterince söz sahibi olabiliyorlar mı? Türkiye’de doğumun yönetilme biçiminde sizce kadın özne olarak yeterince tanınıyor mu?

Türkiye’de bir kadın, ekonomik düzeyi iyiyse merak edip araştırarak, doğumu hangi hastanede, hangi doktor ya da ebeyle yapacağı gibi konularda kendi seçimlerini yaparak doğumu üzerinde söz sahibi olabiliyor. Doğurma kapasitesine inanan kadın, kendisine düşen sorumluluğu üstlenip, bazen zor da olabileceğini kabullenerek kendisi için güvenli bulduğu bir yerde doğumunu yapabiliyor. Burada pek çok etken var tabii fakat kişiye özel tercihler işin içine girdiğinde, özellikle son dönemde doğumun maliyetinin çok arttığını da söylemek gerekiyor.

Öte yandan Türkiye'de çok yaygın bir vajinal doğum korkusu iklimi oluşmuş durumda. Bu biraz da annelerden bugün doğurgan dönemlerinde olan çocuklarına geçen kötü doğum hikayelerinden kaynaklanıyor. Doğumun hastaneye taşındığı dönemi gören ilk jenerasyon için hastanelerin koşulları daha kötüydü. Bu dönemde kadınlar, büyük bir salonda birbirlerinin doğumuna şahitlik ederek, bağırış çağırış içinde çoğu oldukça travmatik şekilde doğurdu.

Aynı dönemde kadın bedeninin ihtiyaçlarının farkında olmayan erkek egemen bir doğumhane anlayışı gelişirken ebeler de geri planda kalmaya başladı. Hâliyle o dönemin kadınlarının aktaracakları güzel doğum deneyimleri olamadı.

Ataerkil toplumsal yapı, kadın doğum pratiğini nasıl etkiliyor? Kadın doğum alanındaki bilgi üretimi kimler tarafından şekillendiriliyor?

Erkekler tarafından şekillendirildi ve büyük ölçüde öyle devam ediyor. 

Obstetrik bakış, doğumu kadına ait özel bir deneyim olarak değil de bedensel bir acı, patolojik bir durum olarak algılar. Bu da doğuma tıbbi müdahalenin gerekliliğini meşrulaştırır. Tıbbi uygulamalar, kadının doğurma eylemine el koyar. 

Bir ülkede kadın haklarının göstergelerinden biri de ebelerdir. Ebe, bir kadın doğum uzmanın yanında yardımcı elemanı gibi çalışıyorsa bu bize çok şeyi anlatıyor aslında. Esasında kadınların güçlü olduğu toplumlarda ebeler de güçlü ve mesleklerinde başat rol üstleniyorlar. Sorumluluk alarak vajinal doğumun gerçekleşmesi için çalışıyorlar; bir zorluk ya da riskli bir durum olduğunda, medikal yardım ve operasyon ihtiyacı doğduğunda ise işi jinekologlara bırakıyorlar. Buna uygun altyapısı olan ülkelerde vajinal doğum sayısı da daha yüksek oluyor.

Doğum ve doğurganlık üzerine medya ya da siyasetçiler tarafından dile getirilen “en az üç çocuk” gibi söylemlerin kadınlar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu söylemlerin kadınların daha doğurgan olmasını sağlamadığı aşikar. Bunu toplam doğurganlık hızımıza bakarak net olarak söyleyebiliriz. 

Hayat koşulları, kapitalizmle beraber giderek zorlaşıyor. Tek maaşla geçinmek mümkün olmadığı gibi iki maaşla ancak temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor insanlar. Ayrıca çalışan kadın için bebeğin bakımını üstlenecek kurum ve kuruluşlar yeterli değil ve olanlar da kapatılmaya çalışılıyor. 

Bunun arka planında, kadınların özel alanda—yani evde—kalması ve asli görevlerinin çocuk doğurmak ve bakımını üstlenmek olması gerektiği fikrini yaygınlaştırma çabası var.

Doğum sırasında yapılan epizyotomi, suni sancı, sezaryen gibi müdahalelerde hastaya bilgi verme ve rıza alma süreçleri nasıl işliyor sizce?

Eskisine göre çok daha iyi noktadayız. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Şimdilerde kadınlar internet ortamından çok şey öğrenebiliyor; çeşitli uygulamalardan haberdar olup, çevrimiçi eğitimler alabiliyorlar ve doktorlarını, tıbbi uygulamaları sorgulayabiliyorlar. Hasta memnuniyetinin önemsenmesi, gelen taleplerin karşılanması ihtiyacı ile beraber tıbbi uygulamaların sorgulanır olması karşısında doktorlar da bilgi verme ve onay alma noktasında daha özenli ve dikkatli hâle geldi. 

Tabii sadece hasta memnuniyetine dayalı bir sistemin başka sorunlar yarattığını da unutmamak lazım. Kanıta dayalı bilimsel bir yol izlemek çok önemli. Gerektiğinde tıbbi müdahalelerin yapılacağı konusunda doktoruna güvenen bir kadın, doğum sürecine de güvenle yaklaşacağı için süreç çok daha rahat ilerleyecektir. 

Yani bu konuda karşılıklı güzen ilişkisinin  kurulması çok değerli. Doktor da hastasına güvenmek ister. Doğum süreci öyle öngörülemezdir ki dakikalar içerisinde değişebilir; doktorun ayrıntılı bilgilendirme yapmak için gerekli zamanı olmayabilir. 

Öte yandan günümüzde doğum yapan bir kadının desteklenmesi için çok daha fazla olanak sunulabilir. Gebeliği sırasında vücudunun doğuma hazırlanması için yoga, pilates gibi çeşitli egzersizler, ağrı ile baş etme yöntemleri, doğum destekçileri, birebir ebe desteği, gerekirse epidural anestezi gibi... Bu imkanlar sağlanmadan kadınların vajinal doğuma zorlanması büyük bir haksızlıktır.

Kadın doğum uzmanlığı, doğrudan kadın bedenine ve deneyimine odaklanmasına rağmen alandaki erkek hekim sayısının çok yüksek olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında kadın doğum uzmanları arasında kadınların sayısı hiç de az değil hatta İstanbul’da yarı yarıya diye hatırlıyorum. Fakat yöneticiler erkek olduğu için erkek egemen bir yönetim altında kadınların ihtiyaçlarının daha az görünür olduğunu düşünüyorum. 

Ebelere gelince, onlar oldukça pasif bir rollerdeler. Doktorun bir yardımcısı gibi, doğumda sorumluluk alamaz hâldeler. Sistem buna izin vermiyor çünkü. Ebelerin aktif katılımı olmadan vajinal doğumun artmasından söz edemeyiz.

Tarihsel olarak kadınların sahip olduğu bir doğum bilgisine dayanan ebelik bugün neden ikincil bir konuma düşürüldü peki?

Tarihsel süreçte doğumun ebelerin elinden alınması 19. ve 20. yüzyıllarda başlıyor. Gülhan Balsoy’un bu süreci anlattığı Kahraman Doktor İhtiyar Acuzeye Karşı kitabını okumanızı öneririm. 

Bu dönemde gelişen teknolojik imkanlar, doğumu medikal bir alana taşıdı; doğumda doktor sayısı arttıkça başat rolü doktorlar almaya başladı. Tabii buna paralel olarak doğumda anne ve bebek kaybı da azaldı. Tıbbi müdahaleler hayat kurtarıcı oldu. Fakat bu bakış açısı aynı zamanda kadının kendi bedeniyle olan ilişkisinde, doğal bir şekilde doğum yapabilmesine alan tanımakta problematik olmaya başladı. Her doğumu medikal bir olay olarak algılar olduk. 

Sağlık sisteminin özelleşmesiyle, kadınlar doğuma girecek doktoru kendisi seçip onun 7/24 hazır olmasını talep etmeye başladı; ebelerle ilişkiler ise zayıfladı. Doğumun medikal bir olay olarak tanınması, merkeze sadece doktoru koydu ve "onsuz olmaz" algısını yarattı.

Sisteme karşı alternatif doğum modelleri ya da bakım biçimleri geliştiren kadın profesyonellere karşı ne tür tepkiler gözlemliyorsunuz? Kadın sağlık çalışanlarının sesinin duyulmasının önünde ne tür engeller var? 

Doğumun tüm sorumluluğunu üstlenen doktor olduğu için her şey bir noktada doktorun uygulamalarına bağlı olarak değişiyor. Doktorların aldığı eğitim daha çok müdahale üzerindedir. Doğal, fizyolojik süreçlerin yönetiminde ebeler ve doğum destekçileri (doula) kadının yanında yer alır. 

Yakın zamanda, ebelerin de desteğiyle, doulaların sahadan çekilmesine karar verildi. Bu iyi bir gelişme olmadı; sayıca ve koşulları bakımından sınırlı olsa da doulalar doğumda kadınlara destek olma konusunda kritik bir rol üstleniyorlardı. Ebeler ise son yıllarda daha aktif olma yolunda adımlar atmaya başlasa da doğumun yönetiminde sorumluluk alma konusunda daha alacakları çok yol var. Sağlığın ticarileşmesiyle doktorun yükünün arttığı bu sistem içinde ebelerin yerlerini alması oldukça zor görünüyor.

Kendi mesleki deneyiminiz üzerinden bakarsanız kadınların doğum süreçlerinde güçlendirilmesi için ne gibi değişimlere ihtiyaç var?

Öncelikle doğumhanelerin kadınların ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi lazım. Doğum odaları soğuk ve medikal alanlar olarak tasarlanıyor. Odaların ısısı artırılmalı, sessizliği sağlanmalı. Tercih edilen bir müzik katkı sağlayabilir. Dekorasyon önemli. Ev gibi, güvende hissettirecek doğum odaları gerekiyor. Bir sıcak su havuzu olmalı; suda doğum imkanı, çeşitli pozisyonlar için olanaklar sağlanmalı. 

Her kadın, gebeliğin başlangıcından itibaren kendisine destek olabilecek bir ebe ile çalışmaya başlamalı; doğuma hazırlık eğitimlerine partneriyle beraber katılmalı. Bu eğitimlerle beraber kendi seçimlerini yapabilme şansını bulabilir. Desteklenmiş, doğumuna sahip çıkan bir kadın süreçte motive olur, doğuma da daha aktif katılır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

İrem Çağıl

1981 yılında Ankara'da doğdu. Ortaokul ve lisede Fransızca eğitim aldı. Mimarlık ve görsel tasarım üzerine Ankara ve Milano'da lisans/yüksek lisans yaptı. Bir süre İstanbul'da mimar/tasarımcı olarak çalıştıktan sonra kurumsal hayatı bıraktı. Avrupa ve Asya'yı bisikletle ve yürüyerek katettiği çok sayıda geziden sonra Sinek Sekiz adında küçük ve bağımsız bir yayınevi kurdu. Burada yayın yönetmenliği ve editörlük yaptığı 15 sene boyunca ekoloji, cinsiyet eşitsizliği, alternatif eğitim gibi konularda, literatürün temel kitapların Türkçe'ye çevrilmesi, dağıtılması yanında yoğun bir şekilde kırsal kalkınma alanında çalıştı. 10 sene güney Ege'nin küçük bir köyünde yaşadıktan sonra 2024 yılında kızıyla birlikte İspanya'ya taşındı. Valencia'da yaşıyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?

Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.

23 Tem 2026

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Melisa Gülbaş

·

22 Tem 2026

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Batur Ozan Togay

·

21 Tem 2026

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Birol Oğuz

·

20 Tem 2026

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?

Melisa Gülbaş

·

20 Tem 2026

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?