Roma Sikkelerinde Siyaset ve Propaganda

Roma İmparatorları kendilerini halkın ve ülkenin hamisi olarak gördüklerinden ve de halkın ve askerlerin desteği olmaksızın iktidarlarını koruyamayacaklarını bildiklerinden, her fırsatta buna yönelik mesajları sikkeler yoluyla vermeye çalışmışlardır.
Roma Sikkelerinde Siyaset ve Propaganda

Yazı: Oğuz Tekin

Orta İtalya’da bir şehir devleti olan Roma’nın devasa bir imparatorluğa dönüşmesi pek kolay olmadı. Bir yandan iç savaşlar, öte yandan dış düşmanlar bu dönüşümde büyük bir mücadeleyi gerektiriyordu. Dişi Kurt ve İkizler (Remus ve Romulus) ile Aeneas efsaneleri devletin kuruluş mitleri olarak toplumda derin izler bırakan unsurlardı. Bin yılı aşkın bir zamana yayılan devlet, Krallık, Cumhuriyet ve İmparatorluk gibi üç farklı rejim tarafından yönetildi. Değişen sadece rejimler değildi; sonradan Bizans olarak adlandırılan farklı bir kültüre dönüşme sürecinde dini ve dili de değişti. Roma’nın egemen olduğu coğrafya, kabaca Akdeniz coğrafyasıdır yani batıda Cebelitarık Boğazı’ndan doğuda Levant’a (Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Filistin’in yer aldığı bölge), kuzeyde Avrupa ülkelerinden, güneyde kuzey Afrika’ya değin uzanan büyük bir coğrafya. Bizans da yaklaşık olarak aynı coğrafyaya yayılmıştır; biraz daha daraltılarak Osmanlı İmparatorluğu’nun da aynı coğrafya üzerinde konumlandığı söylenebilir. Romalılar, Akdeniz’i öylesine benimsemişlerdi ki onu -Geç Antik Çağ’da- “Bizim Deniz” anlamına gelen Latince Mare Nostrum olarak anıyorlardı. Mediterraneum olarak literatüre geçmesini ise MS 6.-7. yüzyılda yaşamış Sevillalı Isidorus’a borçluyuz.

Roma’yı kitaplardan, ansiklopedilerden okumak gibi sikkelerden okumak da mümkündür aslında. Çünkü, Romalılar neredeyse tüm kültürel ve siyasal yaşamlarını sikkelere yansıtan nadir toplumlardan biridir. Bir Romalı için sikke sadece bir ödeme aracı değildir, aynı zamanda bir haber alma ya da olup biteni anlama ve yorumlama aracıdır. Elden ele dola şan sikkeler, devletin resmi yayın organı gibidir. Siyasal olaylar, değişen imparatorlar, inşa faaliyetleri, saç modası, revaçta olan tanrı ve tanrıçalar, askeri zaferler, iç savaş, siyasal seçimler, halka yapılan yardımlar gibi toplumda etki yaratan olaylardan ya da olgulardan haberdar olmanın bir yolu da sikkelerdi. Ancak, sikkeler yoluyla verilen mesajları iyi anlayabilmek ya da doğru yorumlayabilmek için sikke üzerindeki sembolleri de bilmek ve doğru yorumlamak gerekmektedir. Çünkü, Romalılar, başka pek çok toplumda olduğu gibi, sembollere büyük önem veriyorlardı; ufak bir obje ya da bir harf ya da harflerden oluşan kısaltmalar bir olayı anlamanızı ya da bir figürü teşhis etmenizi sağlıyordu. Bu nedenle hem sikkelerin üzerindeki tasvirleri yorumlamak hem de verdiği mesajı anlayabilmek için sembollerin de tanınması, teşhis edilmesi gerekiyor. Kuşkusuz sikkeler yoluyla verilen mesajların bir kısmı propagandaya yöneliktir. İster Cumhuriyet döneminde olsun, ister İmparatorluk döneminde, iktidarı elinde tutanlar propagandayı her zaman etkin bir şekilde kullanmışlardır.

Romalılar ve Yemin

Kuşkusuz sikke üzerinde tasvir edilen sahneleri yorumlayabilmek için Roma tarihini bilmek de büyük avantaj sağlayacaktır. Örneğin, Roma sikkelerinde karşımıza çıkan bir olgu “yemin töreni”dir. Yemin, bir anlamda söz vermek, taahhütte bulunmak gibidir. Ama bu taahhüdün, toplumda kutsal olarak kabul edilen tanrılar tanrıçalar üzerinden yapılması gerekiyordu ve yerine getirmeyi taahhüt ettiğiniz eylemi veya işi yerine getirmediğinizde cezasını çekmeyi de göze alıyorsunuz demektir.

Roma sosyo-kültürel tarihi bilindiğinde, sikke üzerinde tasvir edilen sahnenin bir yemin töreni sahnesi olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Roma kültüründe ya da hukukunda “yemin”, daha ziyade iusiurandum veya sacramentum sözcükleriyle ifade edilmekte olup yeminin türüne göre farklı isimler de alabilmektedir. Hukuki boyutu olan işlerde yemin, her zaman bir devlet memurunun (magistratus) önünde edilirdi. Yemin, kuşkusuz bireysel olarak da icra edilebilmekte ve kişiyle tanrı arasında bir tür taahhüdü göstermektedir. Romalı askerler, komutanlarına veya imparatora itaat edeceklerine, hizmetten ve vatanları için ölmekten kaçınmayacaklarına dair yemin ederlerdi; itaatsizliğin cezası büyüktü. Üzerine en çok yemin edilen tanrılar ya da mitolojik fi-gürler arasında Juppiter (Zeus), Herculis (Herakles) ve Dioskur kardeşleri (Castor ve Pollux) sayabiliriz. Günümüze kalan kayıtlardan erkeklerin daha çok Herculis ve Pollux’a, kadınların ise Castor üzerine yemin ettikleri anlaşılmaktadır; ancak bu ayrımın nedeni açık değildir.

Resim 1: Altın sikke. Ön yüzde Janus başı, arka yüzde yemin sahnesi. Numismatica Ars Classica, 83, 233


Roma’nın Cumhuriyet dönemi sikkelerinde karşımıza çıkan bir sahne, İkinci Kartaca Savaşı (MÖ 218-201) başlarına tarihlenen altın bir sikke emisyonunda yer alır (Resim 1). Sikkenin ön yüzünde Dioskur Kardeşlerin ters yöne bakan başları yer alırken, arka yüzde ayakta karşılıklı duran iki asker ellerindeki kılıçları, aralarında çömelmiş figürün kucağındaki domuza doğru uzatmışlardır. Bu bir yemin sahnesi olup Romalılarla müttefiklerinin düşmana karşı ittifakını işaret etmektedir. Aslında burada yapılan bir propagandadır. Siyasal bir olay, sikkeler yoluyla duyurulmaktadır. Roma, Kartacalılara karşı savaşın sadece Roma’yı değil müttefiklerini de ilgilendirdiğini düşünüyor ve bu savaşın ittifakla daha kolay kazanılabileceğini öngörüyordu. Muhtemelen sağdaki figür Romalıları, soldaki figür ise müttefikleri temsil ediyordu. Böylece, Romalılar ve müttefiklerinin ortak düşmana karşı yaptıkları güç birliği, sikkelere de yansımaktadır. Arka yüzde, alttaki ROMA yazısı ile sikkenin Romalılara aidiyeti vurgulanır. Ancak, sikkelerin üzerinde bu tasvirin, bir yemin sahnesi olduğunu işaret eden bir yazı yoktur, sadece görsel bir sahne vardır. Ama antik edebi kaynaklardan Romalıların yemin eylemlerini nasıl gerçekleştirdiklerini bildiğimiz için, bu tür sikke tasvirlerini ya da sahnelerini kolayca yorumlayabiliyoruz.

Bu arada vurgulanması gereken bir nokta da, Romalıların, MÖ 1. yüzyıl ortalarından önce nadiren ve ancak önemli olaylar için altın sikke basmış olduğudur. Altın sikkenin düzenli basımı ancak Caesar döneminden itibarendir. Romalılar daha sonraki yıllarda da müttefikleriyle yaptıkları ittifakları sikkeler üzerinde tasvir ettikleri yemin sahneleriyle göstermişlerdir. Örneğin, MÖ 1. yüzyılın başlarına tarihlenen gümüş sikkelerde (denarii) ön yüzde İtalya’yı temsil eden bir kadın başı, arka yüzde iki veya çok sayıdaki asker, aralarında çömelmiş figürün kucağındaki domuza kılıçlarını uzatırken resmedilmiştir. Bunlar, tarafları temsil eden askerlerdir. Bu sikkeler bize, yemin törenlerinde domuzun kurban edildiğini göstermektedir. Aslında, MÖ 1. yüzyılda yaşamış olan Romalı şair Vergilius (Virjil), Romalılarla Sabinler arasındaki yemin töreninde domuz kurban edildiğini yazar. Sabinler, İtalya’nın yerli halklarından olup Romalılarla mücadeleleriyle bilinirler. Ama sonunda Romalılarla yaptıkları bir ittifak anlaşması vardır. İşte bu ittifak anlaşması yeminle güvence altına alınmıştır. Keza yine bir Romalı tarihçi Livius da (MÖ 1.-MS 1. yy) herhangi siyasi bir anlaşmanın yapılmasından sonra, bunun, bir domuzun kurban edildiği yemin töreniyle tamamlandığını ve yemini bozan kişinin ya da tarafın Juppiter tarafından ölümle cezalandırıldığını yazar.

Marius'un Seçim Reformu

Romalılar iç siyasete yönelik propagandayı da her fırsat bulduklarında yapıyorlardı. MÖ 2. yüzyıldan önce yapılan seçimlerde bir Romalı neye ya da kime oy verdiğini seçim memuruna söylüyor ve bu kayıt altına alınıyordu; yani gizlilik yoktu. Roma toplumunda plebler, patrici sınıfına göre, bir hayli geride olan bir sınıftı. Romalı devlet adamı Marius, MÖ 119’da pleblerin haklarını koruma vaadiyle pleb tribunu seçilmişti. Marius’un ilk işlerinde biri seçimlerin daha adaletli ya da demokratik bir şekilde yapılmasıydı. Bunun için de gizli oy uygulamasının daha sağlıklı yapılması için büyük çaba sarf etti. Gizli oylama, aristokratların etkisini azalttı ve seçmenlerin seçme özgürlüğünü genişletti; seçimler daha rekabetçi bir ortamda gerçekleşti. Aslında, gizli oylama Marius’tan önce başladı ama yine de bir türlü şeffaflık sağlanamıyor, tartışmalar çıkıyordu. Oy pusulasını alan seçmen sandığa giderken bazı müdahalelerle karşılaşıyordu: “şu yönde oy kullan”, “ne yazdın”, “sakın şöyle yapma” gibi son dakika müdahaleleri kaçınılmaz oluyordu. İşte, Marius, sandığa giden bu koridoru daraltarak, sadece seçmenin girebileceği dar bir hale getirdi. Böylece seçmen olmayanların geçitte durmasını ve seçmenlere müdahaleyi önlemiş oluyordu. Yasa, Senato’nun şiddetli muhalefetine rağmen kabul edildi. Marius’un seçimlere getirdiği bu yenilik bir propaganda malzemesi olarak da kullanılmış ve sikkelere yansımıştır. Gümüş bir sikkenin (Resim 2) ön yüzünde -sağ boşluktaki ROMA yazısından da anlaşılacağı üzere- Roma başı yer alır; yani Roma’yı temsil eden tanrıçanın idealize başı. Fakat esas olan arka yüzdür. Arka yüzde, bir seçim sahnesi tasvir edilmiştir. Bu sahne, Marius’un seçim reformuna bir atıftır. Soldaki figür platforma doğru yaklaşmakta ve alçak bir platformda oturan seçim memurundan oy pusulasını almaktadır. Sağdaki figür ise yüksekçe bir masa üzerinde duran oy sepetine oyunu atmaktadır. Sikkenin yukarı boşluğunda yer alan NERVA yazısı ise sikke darbından sorumlu darphane yöneticisinin adıdır. Cumhuriyet döneminde darphane yöneticilerinin adı da sikke üzerinde sıklıkla yer alırdı; İmparatorluk döneminde bunu görmeyiz.

Resim 2: Gümüş sikke.

Ön yüzde Roma başı, arka yüzde seçimde oy kullanma sahnesi. Roma Numismatics. 18, 825

Resim 3: Gümüş sikke.

Ön yüzde Caesar’ın başı, arka yüzde dinsel objeler Numismatica Ars Classica 125, 453

Resim 4: Gümüş sikke.

Ön yüzde Brutus başı, arka yüzde iki hançer arasında özgürlüğü sembolize eden başlık (pileus) Numismatica Ars Classica, 120, 646


Caesar: Ömür Boyu Dictator!

Antik Roma siyasetinde propagandayı kullanan iktidar güçleri arasında diktatörleri (dictator) gösterebiliriz. İkinci Kartaca Savaşı (MÖ 218-201) devam ederken, tüm devlet işlerinin ve ordunun tek bir magistratın kontrolünde olmasına karar verilmişti. Bu görev Roma tarihi boyunca, devletin içine düştüğü olağanüstü kriz dönemlerinde çok sayıda kişi tarafından üstlenilmiş olup consul’lük, praetor’luk, tribunus’luk, quaestor’luk gibi sürekliliği olan bir görev değildi. Dictator genelde iki consul’den biri oluyor veya Senatus’un kararı ve onayıyla consul’ler tarafından atanıyordu. Yasal bir görev olan, yetki ve görevleri belirlenmiş dictator’a 24 lictor eşlik ediyordu. Taşıdıkları fasces’lerin arasında her zaman bir balta da bulunmaktaydı. Dictator’un görev süresi –olağanüstü haller dışında– altı ay ile sınırlıydı. Adı en çok duyulan dictator’lar arasında Sulla ve Caesar’ı (Sezar) sayabiliriz. Ancak Roma tarihinde dictator’lar bu iki isimle sınırlı değildir; çok sayıda dictator kriz dönemlerinde görev yapmıştır. Cumhuriyet döneminin önemli şahsiyetlerinden olan Caesar, Senato tarafından önce consul, daha sonra da ömür boyu dictator atanmıştı. Oysa, normal koşullarda dictator’lar altı ay için görev yaparlardı. Gümüş bir sikkenin (Resim 3) ön yüzünde Caesar’ın başı ve etrafında Latince “ömür boyu dictator” (CAESAR DICT PERPETVO) yazısı yer almaktadır. Sikkenin arka yüzünde törenlerde kullanılan bazı dinsel semboller var; hepsi Caesar’ın gücünü temsil ediyor. Din, devlet adamlarının destek göreceği sosyal hayatın en önemli unsurlarından biriydi. Caesar’ın bu sembolleri sikkesinin üzerine koymasının nedeni budur. Ancak, Caesar’ın, gücü tek elde toplaması ve kendisini altı ay yerine ömür boyu dictator seçtirmesi Cumhuriyet ilkelerine ve yönetimine karşı bir darbe olarak algılanmış ve başı Brutus’un çektiği bir grup muhalif tarafından öldürülmüştü. Böylece Cumhuriyet kurtulmuş, Romalılar özgürlüğe kavuşmuştu. Bu olay Brutus tarafından bir propaganda malzemesi olarak kullanıldı ve sikkeler yoluyla halka duyuruldu. Bir gümüş sikkenin (Resim 4) ön yüzünde Brutus başı ve Brutus’un adıyla birlikte darphane yöneticisinin ismi de (L. Plaetorius Cestus) yer almaktadır. Sikkenin arka yüzünde verilen mesaj önemlidir. Burada iki hançer arasında bir pileus yer almaktadır. Pileus, mitolojide Dioskur kardeşlerin giydiği ve özgürlüğü sembolize eden bir başlıktır. Bu tasvir, Caesar’ın öldürüldüğü 15 Mart 44’e bir atıftır. Aslında 15 Mart yerine Martın ortası daha doğru bir ifadedir; çünkü EID MAR, Martın ortasını işaret eden bir tarihtir. Dolayısıyla bu sikke, Caesar’ın öldürülmesinin Romalılar için özgürlüğün bir ifadesi olduğunu gösteren bir propagandayı yaymaktadır. “Sen de mi Brutus!” sözü ise Shakespeare’in oyunundan bir alıntıdır. Caesar’ın bu sözleri söyleyip söylemediğine dair bir kanıt yoktur. İhaneti, kalleşliği ima eder! Caesar’ın öldürülmesinden sonra, Brutus Roma’yı terketmek zorunda kaldı ve Caesar’ın destekçileri ile karşıtları arasındaki olası bir iç savaş için Küçük Asya ve Yunanistan’dan paralı asker toplamaya başladı. Sonunda, MÖ 42’de, Philippi’deki savaşta yenildi ve öldürüldü.

Caligula'nın Kız Kardeşleri

Tiberius’un ölümünden sonra, tahta kimin geçeceği sorunu, Senato’nun önünde duran önemli bir konuydu. Tiberius, tahta Germanicus’un oğlu Caius Caligula ve kendi oğlu Drusus’un oğlu (torunu) Tiberius’un geçmesini vasiyet etmişti. Tiberius henüz 17 yaşında bir delikanlıydı, Caligula ise 27 yaşındaydı. Senato, Germanicus’un oğlu Caligula’yı (MS 37-41) imparator seçti. Caligula, Mısır kültürüne hayran bir imparatordu, hizmetçilerinin dahi Mısırlı olmalarına özen gösteriyordu. Dahası, Roma’nın Mısır üzerindeki en büyük zaferinin anısına neredeyse 40 yıldır düzenlenen Actium Şenlikleri’nin kutlanmasını bile yasaklamıştı! Caligula’ya ait en ilginç öykülerden biri de “Incitatus” (hızlı) adlı yarış atına ilişkin olandı. Caligula bu ata o kadar önem veriyordu ki koşum takımlarında en değerli mücevherler ve ipek kumaş kullanılıyordu. İmparator, vereceği ziyafet için misafirleri onun adına davet ediyor ve atla beraber yemek yeniyordu. Yemi altın kapta sunuluyor ve hiçbir lüksten kaçınılmıyordu. Caligula’nın bu çok sevdiği atını consul yapacağı bile söyleniyordu!

Caligula’nın üç kız kardeşi vardı: Agrippina, Drusilla ve Iulia. Bu üç kız kardeşten Drusilla, 21 yaşın da bir hastalık neticesinde öldü. Caligula’nın onunla bir kardeşten ziyade karı koca ilişkisi içinde olduğu rivayet edilirdi. Drusilla’nın ölümüne çok üzülen imparator, onu tanrıça ilan etti, adına tapınak yaptırdı, doğum gününü tatil ilan etti. Geri kalan iki kız kardeş, Agrippina ve Julia, çok geçmeden ağabeyleri Caligula’yı ortadan kaldırmak için başarısız bir suikast girişiminde bulundular. Sonuçta her ikisi de sürgüne gönderildi. Bronz bir sikkedeki sahne (Resim 5), kız kardeşlerinin başına gelen felaketlerden önce tasarlanmış ve basılmış bir sikkedir; Caligula’nın kız kardeşlerine olan düşkünlüğünü ve onların aynı za manda Romalılar için de önemli birer figür oldukları mesajını verir. Aslında, Caligula, imparatorun takma adıdır, gerçek adı Germanicus’tur. Burada resmi görülen sikkenin ön yüzünde Caligula’nın portresi yer alır. Başın çevresinde Caligula’nın adı ve unvanları yer alır. Önemli olan sikkenin arka yüzüdür. Arka yüzde ayakta duran üç kadının kimliği, yanlarında isimlerinin de yazması nedeniyle bellidir; bunlar Caligula’nın kız kardeşleri yani Agrippina, Drusilla ve Iulia’dır. Soldaki Agrippina, ortadaki Drusilla ve sağdaki de Iulia. Ama aslında fiziki görünümleri gerçek değil yani kendilerini değil Securitas (güvenlik), Concordia (ahenk) ve Fortuna’yı (talih) temsil ediyorlar. Yani burada, “güvenlik”, “ahenk” ve “talih” gibi soyut kavramların kişileştirilmiş olduklarını, yani insan formunda tasvir edilmiş olduklarını görüyoruz. Roma sanatında soyut kavramların kişileştirilmesi, yani personifikasyon, o kadar yaygındır ki sikkelerde çok sayıda örneği her zaman karşımıza çıkabilir. Birbirine benzeyen üç kadın figüründen hangisinin Securitas, hangisinin Concordia, hangisinin Fortuna olduğunu ellerinde tuttukları veya yanlarında bulunan sembollerden anlıyoruz. Aslında Roma dünyası adeta semboller dünyasıdır. Yani pek çok şey semboller veya simgeler yoluyla anlatılır. Soldaki ilk fi-gürün elinde bir cornucopia yani bereket boynuzu vardır; ancak cornucopia, onun Securitas’ı temsil ettiğini anlamak için yeterli değildir; çünkü Roma sanatında pek çok tanrı ve tanrıça bereket boynuzu ile betimlenir. Buradaki ipucu genç kadının kolunu yasladığı kısa sütundur. Çünkü, Roma sanatında Securitas figürü bir sütuna (cippus) yaslanırken tasvir edilir. Ortadaki figür yine bir bereket boynuzu ve bu sefer bir de kap (patera) tutuyor. Çünkü, Concordia figürü patera ve bereket boynuzuyla betimlenir. Sağdaki figür de yine bir bereket boynuzunun yanı sıra bir de gemi dümeni tutuyor. Roma sanatında bereket boynuzu ile birlikte dümen tutan figür Fortuna’dır. İmparator Caligula, kız kardeşleri aracılığıyla Roma halkına güvenli, ahenkli ve talihli bir toplum vadettiği imajını vermektedir. Numismatikle ya da sikkelerle uğraşanlar, bir anlamda kodları okuyarak figürleri ve sahneleri yorumlayabiliyor!

Resim 5: Bronz sikke.

Ön yüzde Caligula’nın başı, arka yüzde kız kardeşleri Numismatica Ars Classica, 94-96, 96


İmparatorların Cömertliği

Senato, Germanicus’un oğlu Caligula’yı (MS 37-41) imparator seçti. Caligula, Mısır kültürüne hayran bir İmparatordu, hizmetçilerinin dahi Mısırlı olmalarına özen gösteriyordu. Dahası, Roma’nın Mısır üzerindeki en büyük zaferinin anısına neredeyse 40 yıldır düzenlenen Actium Şenlikleri’nin kutlanmasını bile yasaklamıştı!

Roma imparatorları kendilerini halkın ve ülkenin hamisi olarak gördüklerinden ve de halkın ve askerlerin desteği olmaksızın iktidarlarını koruyamayacaklarını bildiklerinden, her fırsatta buna yönelik mesajları sikkeler yoluyla vermeye çalışmışlardır. İmparatorlar, iktidarları süresince bazen tahta yeni geçtiklerinde, bazen taht yıl dönümlerinde askerlere ve halka para veya yiyecek dağıtırlardı. Bu da bir tür propagandadır. İmparatorların para veya yiyecek dağıtımları Latince donativum, congiarium ve liberalitas sözcükleriyle ifade edilmektedir. Askerlere ya da muhafız birliklerine yapılan dağıtımlar daha ziyade donativum, halka yapılan ödemeler ise congiarium veya liberalitas olarak adlandırılmaktadır. Ancak, sikkelerde donativum yazısı görülmez; daha ziyade congiarium ve liberalitas yazıları görülür. Nero’dan (MS 54-68) Septimius Severus’un (MS 193-211) iktidarına değin sikkelerde congiarium sahnelerini görmek mümkündür.

İmparator Nero’nun (MS 54-68) bronz bir sikkesinin (Resim 6) ön yüzünde portresi, adı ve unvanları yer alırken, arka yüzünde bir congiarium sahnesi tasvir edilmiştir. İmparator yüksekçe bir platform üzerinde sella curulis denen makam koltuğunda oturmakta, hemen önünde oturan kişi dağıtımın kaydını tutmaktadır; aşağıda, merdivenin başında, çocuğuyla birlikte gelen Romalı bir vatandaş, kendisine verilen para yardımını almaktadır. Sahnede başka figürler de vardır. İmparator ile kayıt memuru arasında ayakta duran figür Minerva (Athena) olup ileriye doğru uzattığı sağ elinde kutsal kuşu olan baykuş bulunmaktadır. Kayıt memurunun hemen önünde ayakta duran figür ise cömertliği temsil eden Liberalitas’tır; sağ elinde kare formunda bir hesap tableti (tessera-abacus) tutmaktadır. Halka para dağıtımı, bir fotoğraf karesi gibi karşımızda durmaktadır. Sahnenin etrafındaki yazı (CONG I DAT POP) ise neyin resmedilmiş olduğunu açıklamaktadır. CONG, bunun bir congiarium yani para dağıtım sahnesi olduğunu işaret ediyor. CONG yazısından hemen sonra gelen ve ilk olduğunu işaret eden I sayısından İmparator Nero’nun ilk kez bir para dağıtımı yaptığını anlıyoruz. Sonraki DAT(um) kısaltması “vermek, dağıtmak” anlamında, sonraki POP(ulo) ise “halk” sözcüğünün kısaltmasıdır. Yani yazının tamamı, “Halka yapılan ilk para dağıtımı” gibi bir anlam ifade ediyor. Benzer bir sahneyi İmparator Commodus’un altın bir sikkesinde de görmekteyiz. Ön yüzde yine imparatorun portresi, adı ve unvanları yer alırken, arka yüzde bir congiarium sahnesi betimlenmiştir. Anca bu kez yazı Congiarium değil, Liberalitas’tır. Yani imparatorun halka cömertliğine referans verilmektedir. Osmanlı Devleti’nde de padişahların tahta çıktıklarında cülus bahşişi dağıttıklarını veya başka özel durumlarda (sünnet töreni gibi) hediye veya para dağıttıklarını biliyoruz.

Fetih ve Propaganda

Kuşkusuz askeri başarılar ve fetihler de propaganda unsurları olarak sikkelere yansımıştır.

Bir Roma sikkesinde, yerde çömelmiş veya oturmuş, üzgün, başını ellerinin arasına almış bir kadın, ülkesinin zapt edilmiş olduğunu ima eder ve zapt edilen ülkeyi temsil eder. Romalılar, ülkeleri veya şehirleri kadın olarak tanımlarlardı. Titus, MS 69’da, babası Vespasianus tarafından Yahudi İsyanı’nın bastırılması için Iudaia’ya (Filistin bölgesi) gönderilmişti. Titus, bir yıl sonra, MS 70 Eylül’ünde Kudüs’ü almayı başardı. Birkaç ay sonra da (MS 71 yılı Haziran) Roma’ya döndü ve babasıyla birlikte büyük bir zafer alayı düzenledi. Bu, büyük yankı uyandıran bir zafer oldu. Sikkelerde (Resim 7) ön yüzlerde Titus başı yer alır; arka yüzlerde ise bir palmiye ağacının altında oturan ve yas tutan, Yahudi ülkesinin, Judaia’nın yani günümüz Filistin’inin kişileştirilmiş hali yer alıyor. Yazı, Judaia Capta’nın kısaltması olan IVD CAP’tır yani “Judaia ele geçirildi”. Aslında, Judaia’da daha önce, İmparator Augustus zamanında Provincia Judaia adıyla bir Roma eyaleti oluşturulmuştu; daha sonra eyaletin adı Syria Palestina oldu.

Resim 6: Bronz sikke.

Ön yüzde Nero başı, arka yüzde halka para dağıtım sahnesi (congiarium) Numismatica Ars Classica 2020, 902

Resim 7: Bronz sikke. Ön yüzde Titus başı, arka yüzde Judaea’nın fethi sahnesi. Classical Numismatic Group, 18, 1053


Romalılar, dünyayı sadece fiziki olarak değil, duygularıyla da fethetmenin önemini biliyorlardı. Bu düşünce Romanizasyon’da vücut bulan güçlü bir unsurdu. Propagandanın amacı Romanizasyonu yani Romalılaştırmayı gerçekleştirmekti. Nitekim, iktidarı perçinlemek için yapılan tüm icraatlarda, propaganda çarpan etkisi sağlıyordu. Sikkeler, propagandayı en etkili ileten araçlardı. Roma sikkelerinde propagandayı anlatabilmek için bu yazıda verilen örnekler sadece bir fikir verme amacı gütmektedir; Cumhuriyet döneminden İmparatorluk dönemine Romalıların propagandayı ne denli sıklıkla kullandıklarını gösteren yüzlerce örnek bulunmaktadır.

Keza, inşa faaliyetlerinin duyurulması hiç de az görülmeyen bir propaganda konusudur. Nitekim Nero sikkelerinde Ostia Limanı ve Macellum (Forum); Titus sikkelerinde Flaviuslar Tiyatrosu olarak da bilinen Colosseum; Traianus sikkelerinde ise Traianus Forumu, Traianus Sütunu ve Traianus Yolu (Via Traiana) personifikasyonu (Resim 8) betimlenmiştir. Ancak, Roma propagandası, Geç Antik Çağ’da sürdürülebilir olmaktan çıktı. Dil ve kültür bakımından farklı olsa da Roma’nın devamı olan Bizans Devleti’nin sikkelerinde ise siyaset propagandasının yerini Hristiyan semboller (haç, khristogram) ve kutsal figürlere odaklanan (İsa, Meryem, Azizler) din propagandası aldı. Aslında yüzlerce yıl sonra ilk ortaya çıktığında, propaganda teriminin asıl kullanım alanı yine dinsel alandı, siyasal propaganda daha sonra görülür. Dolayısıyla, sikkeler aracılığıyla yaptıkları eylemlerin birer propaganda olduğu açıksa da, Romalılar, yaşadıkları dönemde propaganda terimini bilmiyorlardı! Zira propaganda terimi Latince “yaymak” anlamında kullanılan propagare’den ancak 17. yüzyılda türetilmişti.

OĞUZ TEKİN - Koç Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Eski Çağ'da Propaganda, Mübadele, Alman Birliği

Toplumsal Tarih Dergisi'nin 332. sayısından Eski Çağ, göç tarihi ve Avrupa tarihi yazıları

13 Oca 2023

Eski Çağ'da Propaganda, Mübadele, Alman Birliği

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR