Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD zaferi: Almanya'nın 'güvenlik duvarı' ne kadar sağlam?

AfD, Saksonya-Anhalt seçimlerinde oyunu iki katından fazla artırarak %43,8’le açık ara birinci oldu; Başbakan Friedrich Merz’in CDU’su ise %17,2 ile eyalet tarihindeki en kötü sonucunu aldı. AfD tek başına hükümet kurmaya üç sandalye uzakta ancak sonuç, Almanya siyasetinin aşırı sağla işbirliğini önlemek için yıllardır koruduğu “Brandmauer” politikasını şimdiye kadarki en ağır sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.
Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD zaferi: Almanya'nın 'güvenlik duvarı' ne kadar sağlam?

Almanya için Alternatif (AfD), 6 Eylül'deki Saksonya-Anhalt seçimlerini açık farkla kazandı ve oyunu iki katından fazla artırarak %43,8’le birinci oldu; Başbakan Friedrich Merz’in CDU’su ise %17,2 ile eyalet tarihindeki en kötü sonucunu aldı.

Magdeburg’daki seçim merkezinde ilk sonuçlar açıklandığında AfD’nin başbakan adayı Ulrich Siegmund, “Bu ülkede tarih yazdık” derken bir zafer konuşmasının bildik açılışından fazlasından bahsediyordu. İlk kez AfD bir eyalet seçiminde %40’ın üzerine çıkmış ve Almanya’da bir eyalet hükümetinin başına geçmeye bu kadar yaklaşmıştı.

AfD şu anda tek başına hükümet kurmaya üç sandalye uzakta ancak sonuç, Almanya siyasetinin aşırı sağla işbirliğini önlemek için yıllardır koruduğu “Brandmauer” politikasını şimdiye kadarki en ağır sınavıyla karşı karşıya bırakıyor. Yani Almanya savaş sonrası dönemde ilk kez, bir eyaletin yönetimini devralmaya bu kadar yaklaşmış ve iç istihbarat tarafından “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılan bir partiyle karşı karşıya.

Şimdilik duvar ayakta olsa da AfD’nin 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 milletvekili var ve diğer büyük partilerin tamamı partiyle işbirliğini reddediyor. Fakat AfD’yi iktidardan uzak tutmak artık yalnızca siyasi irade değil, normal şartlarda yan yana gelmeyecek partilerin birbirlerine ne kadar yaklaşabilecekleri meselesi.

AfD’nin zaferi, hatırı sayılır bir seçmen hareketine işaret ediyor. 7 Eylül sabahı açıklanan geçici resmî sonuçlara göre AfD %43,8, CDU %17,2 oy aldı. SPD %9,3, Yeşiller %8,9, Sol Parti %8,6, Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ise %5,3 ile meclise girdi. FDP %2,6’da kaldı. Katılım %77,8’e ulaşarak 2021’in 17,5 puan üzerine çıktı. Nihai sonuç 22 Eylül’de eyalet seçim kurulu tarafından ilan edilecek.

Beş yıl önce ise tablo neredeyse tersiydi. CDU %37,1 ile birinci, AfD %20,8 ile ikinciydi. Bu kez AfD oyunu 23 puan artırırken CDU yaklaşık 20 puan kaybetti.

  • Değişim seçim bölgelerinde daha da sert görünüyor. CDU hiçbir doğrudan milletvekilliği kazanamadı; eyalet Başbakanı Sven Schulze de kendi bölgesini kaybetti. AfD ise seçim haritasının neredeyse tamamına hâkim oldu.

Ancak birinci parti olmak hükümet kurmak anlamına gelmiyor. AfD’nin 39 sandalyesine karşılık mutlak çoğunluk için 42 gerekiyor. CDU 15, SPD, Yeşiller ve Sol Parti sekizer, BSW ise beş milletvekili çıkardı.

AfD nasıl bu kadar büyüdü?

Bunun tek bir açıklaması yok. Ekonomi, göç ve Berlin’e duyulan tepkinin seçim sonuçlarında etkili olduğu düşünülüyor ancak araştırmalar daha derin bir dönüşüme de işaret ediyor: Seçmenlerin önemli bölümü AfD’yi artık yalnızca protesto oyları için seçmiyor; sorunları çözebilecek bir parti olarak görüyor.

  • Seçim günü Infratest dimap’ın ARD için yaptığı araştırmada eyalet hükümetinden memnun olmayanların oranı %66, federal hükümetten memnun olmayanların oranı ise %87 oldu.

AfD aynı zamanda sandığa gitmeyen seçmeni harekete geçirmeyi ve CDU’dan oy almayı başardı. Üstelik destek belirli bir yaş grubuna sıkışmadı. 25 yaş altındakilerin %41’i, 60 yaş üzerindekilerin ise %39’u AfD’ye oy verdi; parti bütün yaş gruplarında birinci çıktı.

  • Bu tablo, AfD’nin yükselişini yalnızca “öfkeli yaşlı Doğu Alman seçmen” kalıbıyla açıklamayı zorlaştırıyor.

DW’nin seçim sonrası analizinde de göçmen karşıtı söylemin parti kimliğinin merkezinde olmasına rağmen sonuçları tek başına açıklamadığı; başarılı kampanya, Merz hükümetinin düşük popülaritesi ve daha önce sandığa gitmeyen seçmenlerin mobilizasyonunun hepsinin etkili olduğu vurgulanıyor.

Siegmund etkisi

AfD’nin başarısında 36 yaşındaki Ulrich Siegmund’un siyaseti kamuoyuna sunuş biçimi de önemli rol oynadı.

2016’dan beri eyalet meclisinde bulunan Siegmund, AfD’nin sert programını klasik aşırı sağ siyasetçilerin öfkeli görüntüsünden daha farklı bir ambalajla sundu: Sosyal medya videoları, kasaba ziyaretleri, selfie’ler ve gündelik hayatın içinden görüntüler.

Kampanyasının ana sloganı “Güzel, eski, güvenli Almanyamı geri istiyorum”du. TikTok’ta geniş bir takipçi kitlesine ulaşırken şehirlerden küçük köylere kadar yoğun bir saha kampanyası yürüttü.

Ortaya, sert siyasi taleplerini genç, rahat ve ulaşılabilir bir profil üzerinden anlatan bir aday çıktı. Bu, AfD’nin kendisini yalnızca öfkeli bir muhalefet hareketi değil, yönetmeye hazır bir siyasi seçenek olarak sunmasına yardımcı oldu.

AfD iktidara gelirse ne değişebilir?

En büyük değişikliklerin göç, eğitim, kültür ve kamu kurumlarında görülmesi bekleniyor.

AfD, düzensiz göçmenlerin daha hızlı sınır dışı edilmesini ve sığınmacılara yönelik politikaların sertleştirilmesini istiyor. Siegmund seçim kampanyasında bir “sınır dışı görev gücü” kurmayı vaat etti. Parti, okullardaki müfredatın “ulusal değerler” doğrultusunda değiştirilmesini ve Alman kimliğinin daha güçlü biçimde öne çıkarılmasını da savunuyor.

  • The Guardian’ın seçim öncesinde incelediği programda devlet okullarında gökkuşağı bayraklarının yasaklanması, bazı ayrımcılık karşıtı programların finansmanının kesilmesi ve kültür fonlarının “Alman kimliğini” destekleyen kurumlara yönlendirilmesi gibi öneriler de bulunuyor.

Ancak programdaki her maddeyi Magdeburg’daki bir hükümet uygulayamaz. Ukrayna’ya Alman desteğini kesmek, Rusya ile ilişkileri değiştirmek veya federal göç hukukunu yeniden yazmak eyalet hükümetinin yetkisinde değil.

Eğitim, kültür, polis teşkilatı ve kamu kaynaklarının dağılımı ise büyük ölçüde eyaletlerin yetki alanında. AfD bu alanlarda Almanya’nın diğer eyaletlerinden belirgin biçimde farklı bir yönetim modeli kurabilir.

'Aşırı sağcı' tanımı nereden geliyor?

Saksonya-Anhalt’taki AfD örgütünü “aşırı sağcı” olarak tanımlayanlar yalnızca siyasi rakipleri değil. Eyaletin Anayasayı Koruma Teşkilatı, AfD teşkilatını 2023’ten bu yana “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırıyor. 

  • Kurum, değerlendirmesini partinin etnik köken merkezli millet anlayışına, göçmenler ve Müslümanlara yönelik söylemlerine ve demokratik kurumlara ilişkin tutumuna dayandırıyor.

Ancak bu sınıflandırma partinin yasaklanması anlamına gelmiyor. AfD seçimlere katılabiliyor ve gerekli parlamenter çoğunluğu bulursa hükümeti de yönetebilir.

Siegmund başbakan olabilir mi?

Evet. Fakat başka partilerden oy alması gerekiyor. Saksonya-Anhalt’ta başbakan halk tarafından değil, eyalet meclisi tarafından gizli oylamayla seçiliyor. İlk iki turda 42 oy gerekiyor. Bu çoğunluk sağlanamazsa süreç üçüncü tura ve olası erken seçim tartışmasına uzanabiliyor.

AfD’nin 39 sandalyesi bu nedenle küçümsenmeyecek bir güç. Tek başına yeterli olmasa da diğer partilerden birkaç milletvekilinin desteği denklemi değiştirebilir.

Diğer tarafta ise AfD karşıtı blok var. CDU, SPD ve Yeşiller birlikte yalnızca 31 sandalyeye sahip. Sol Parti’nin sekiz milletvekiliyle toplam 39’a ulaşılıyor. Beş sandalyeli BSW bu nedenle hükümet arayışında kritik konuma geldi.

BSW şimdilik ne Siegmund’u ne de CDU’lu Schulze’yi destekleyeceğini söylüyor. Parti bunun yerine farklı siyasi kesimlerden destek alabilecek bir başbakan ve değişken parlamenter çoğunluklar öneriyor. Siegmund ise bu modeli reddetti.

Brandmauer'in sonu mu geliyor?

Şimdilik hayır. Fakat onu korumak hiç olmadığı kadar zor. Almanya’da ana akım partilerin AfD ile koalisyon kurmama ve düzenli siyasi işbirliğine gitmeme politikasına “Brandmauer”, yani güvenlik duvarı deniyor. CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti seçim gecesinde bu tutumlarını yineledi.

Saksonya-Anhalt sonucu Brandmauer’ın paradoksunu büyüttü. AfD’yi dışarıda bırakmak için CDU’nun siyasi olarak uzak durduğu Sol Parti veya BSW’nin oylarına ihtiyaç duyulabilir. Duvar böylece AfD ile işbirliği yapılmamasını sağlarken diğer partileri alışılmadık ittifaklara zorluyor.

AfD de tam olarak bu gerilimi kullanıyor: Rakiplerini “seçmenin iradesini yok saymakla” suçluyor ve güvenlik duvarının kaldırılmasını istiyor.

Merz neden doğrudan baskı altında?

Sonuç CDU’nun yalnızca Saksonya-Anhalt’taki yenilgisi değil, Friedrich Merz’in AfD’ye karşı stratejisinin de yenilgisi olarak okunuyor.

  • Merz yıllar önce AfD’nin oylarını yarıya indirme hedefinden söz etmişti. Başbakan olduktan sonra göç politikasını sertleştirerek ve ekonomide değişim vadederek sağdaki seçmeni CDU’ya çekmeye çalıştı.

Saksonya-Anhalt’ta ise bu politika işe yaramadı: AfD iki katından fazla büyüdü, CDU’nun oyu yarıdan fazla azaldı.

Sven Schulze, seçim gecesi Berlin’den “ters rüzgar” aldıklarını söylerken CDU içinde Merz’e yönelik tartışmalar da başladı. ARD’nin analizine göre partinin bazı isimleri şimdiden Merz’in geleceğini sorguluyor; Başbakanlık ise 7 Eylül sabahı liderlik tartışmasını reddetti.

Yine de Saksonya-Anhalt seçimini yalnızca Merz referandumu olarak okumak eksik olur. Eyalet hükümetinden memnuniyetsizlik de yüksek, yerel CDU liderliği de seçmeni ikna edemedi.

Ama Merz’in temel vaadi artık daha zor savunuluyor: AfD’yi geriletmek yerine CDU’nun arkasından izlediği bir partiye dönüştüğü görüntüsü güçleniyor.

Bu sonuç Almanya için ne söylüyor?

Yaklaşık 2,1 milyon nüfuslu eski Doğu Almanya eyaletinin demografisi, ekonomik yapısı ve siyasi tarihi ülkenin batısındaki eyaletlerden önemli ölçüde farklı. Fakat sonucu yalnızca Doğu Almanya’ya ait bir istisna olarak görmek de giderek zorlaşıyor. AfD ülke çapında güçleniyor ve federal hükümetin popülaritesi düşük.

  • Sonuç, Almanya’nın ötesinde de izleniyor. Fransa ve Polonya’dan gelen ilk tepkiler, AfD’nin bir Alman eyaletinde iktidara bu kadar yaklaşmasının Avrupa’daki aşırı sağın yükselişi bağlamında okunduğunu gösteriyor.

Seçim ayrıca AfD’nin önündeki psikolojik bariyerlerden birini kaldırdı. Parti artık anketlerde önde olan ama hiçbir yerde yönetimde olmayan bir hareket değil; bir eyalette seçmenlerin neredeyse yarısının desteğini alan ve başbakanlık hesabı yapan bir siyasi güç.

Bundan sonra ne olacak?

İlk mücadele Magdeburg’da hükümeti kimin kurabileceği üzerine olacak. CDU, SPD ve Yeşiller bir azınlık hükümeti oluşturup Sol Parti ve BSW'den dışarıdan destek arayabilir. Bunun için CDU'nun yıllardır koruduğu siyasi kırmızı çizgilerin en azından uygulamada esnemesi gerekecek.

AfD ise üçüncü turdaki başbakanlık seçiminde başka partilerden bir veya birkaç milletvekilinin desteğini alarak Siegmund'u başbakanlığa taşıyabilir. Siegmund seçim gecesi klasik bir azınlık hükümetine mesafeli dursa da AfD'nin siyasi dönüşümünü destekleyen partilere ve tek tek milletvekillerine çağrı yaptı.

Hiçbir taraf gerekli desteği bulamazsa erken seçim seçeneği gündeme gelebilir. Siegmund şimdiden böyle bir durumda AfD'nin daha da yüksek oy alacağını savunuyor.

Yeni meclis en geç 6 Ekim'de toplanmak zorunda ancak yeni başbakanın seçilmesi için anayasal bir son tarih bulunmuyor. O zamana kadar Sven Schulze ve mevcut hükümet görevlerini vekaleten sürdürecek.

Saksonya-Anhalt'ta seçim gecesi cevaplanan soru AfD'nin bir eyalet seçimini kazanıp kazanamayacağıydı. Artık daha zor bir soru var: Almanya'nın diğer partileri, seçmenin neredeyse yarısının desteklediği bir aşırı sağ partiyi iktidardan uzak tutarken aynı zamanda onun daha da büyümesini engelleyecek bir siyaset kurabilecek mi?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Canlı Gündem

Anbean ekonomi, iş dünyası, teknoloji, politika ve kültür-sanat gündeminin en önemli maddeleri. Kısa, yalın, öz bir şekilde.