Salacak Sahillerinde Bir Saat: Kız Kulesi Gazinosunda Ne Var Ne Yok?
Mehmet Selahattin, 8 Ağustos 1931*
Telaşlı yolcuların şuraya buraya koşmaları, düdük sesleri, yandan çarklıların fışırtısı ve arada bir yalvarır gibi sesler:
“Sev beni 40 paraya!”
“Hatırla beni 100 paraya!”
“Unutma beni 5 kuruşa!”
Koltuğunda paketler, bohçalar, sepetlerle erkek kadın bir sürü insanın birbiri üstüne yığıldığı bu daracık yolda sesinin ahengini bozmadan “Sev beni 40 paraya!” diye haykıran genç satıcıya yaklaştım. Öndeki işportada kağıtlara sarılı bir şeyler vardı.
“Nedir bunlar?” dedim.
Gülerek gösterdi:
“Şuradakiler sev beni. Buradakiler hatırla beni. Şu büyücekleri de unutma beni.”
“En ucuzu hangisi?”
“Sev beni.”
“Tanesi kaça?”
“40 paraya efendim. 40 paraya sev beni!”
Kendi kendime “Zavallı sev beni. 40 paraya kadar düştü ha!” dedim ve aldım yürüdüm.
Parlak düğmeli bir memur daracık bir demir kapının önünde gırtlağı yırtılırcasına izahat veriyor:
“Salacak ikinci vapur, Üsküdar’a gitmez!”
Adamcağız istediği kadar nefes tüketsin, soran sorana;
“Hu, baksanıza! Beylerbeyi vapuru burası mı?”
“Çengelköyü’nden son vapur kaçta geliyor köprüye?”
“Altınkum postası hangisi?”
“Amanın dedim yanlışlık olmasın, Hisar’a gideceğim!”
“Oğlum şu bilete bakıversene. Beykoz gidip gelme mi?”
Zavallı adam hepsine ayrı ayrı cevap veredursun biz de Salacak vapuruna geçip yerleştik. İnsan sandalda belki bu Salacak vapurundan daha emniyetli oturur. Durduğu yerde öyle sallanıyor ki ayakta iseniz diz üstü kapaklanmak işten değil.
Eski vapurların “ejder-i bahri”, “peleng-i derya” gibi şatafatlı isimleri vardı. O devre yetiştiğine şüphe olmayan bu vapur karikatürlerine bir isim koymak icap etse acaba ne derlerdi? “Kaza-yı bahri” mi yoksa “bela-yı derya” mı? Fakat ne dersiniz, korktuğuma uğramadım. Kazasız belasız “tarik-i çarhı-ı azimet” eyledik. Ver elini Kız Kulesi deyip kendimizi verdik. Fakat yelken açsak daha çabuk gideceğime şüphe etmiyorum. Amerikalı tayyareciler bir rekor daha kırsalar bizim Salacak’a sefer yaptığımız zaman zarfında yeni dünyaya iki defa gidip gelecekler.
“Haydi Salacak!”
Ne dersiniz, gelmişiz yahu! Yalnız Salacak’a gelmekle iskeleye yanaşmak aynı şey değil. Birkaç tornistan, birkaç tornayt, sekiz on defa gerilip ilerleme, Yaradan’a sığınıp bir iki tos vurmadan sonra o iş de oldu.
Ooh, hele şükür ayağımız karada. İskeleden gazinoya üç dakika içinde vardık. Ben burada Kız Kulesi gazinosunun mevkiinden filan bahsedecek değilim. Buna dair çok şey yazıldı. Hava güzel, kuş bakışı manzara güzel, sık ağaçlı bahçe, fıskiyeli mermer havuz hep güzel. Yalnız bir şey var ki o güzel değil: Bir bardak soğuk içki için müşteriyi masa başında dakikalarca bekletmeleri. Mesela servisler biraz daha itinalı yapılabilir. Gazoz isteyen bir müşterinin önüne çay getirilmez. Sonra bazı içkilerin fiyatı ateş pahası. Bu sıcakta insanı habire terletmek doğru mu?
Yanımda oturan bir gence dikkat ettim. Evvela bir kadeh bira getirtti. Birasını ara sıra yudum yudum içerken cebinden çıkardığı küçük bir şişeyi lık lık dikerek zevkini tamamlıyordu.
Burada mezelerin de pahalı olduğuna işaret etmek isterim. Bu sebepten birçok kimseler mezelerini beraberlerinde getiriyor. Fiyatlar biraz mutedil olsa bu zahmeti çeken bulunmazdı. Ha bakınız saza diyecek yok. Allah için söylemek lazımsa alaturka musikinin bütün haklı şöhretleri hep burada toplanmışlar. Çaldıklarını, seve seve dinletmek hünerini biliyorlar. Zaten buraya gelenlerin çoğu da bu sazın hatırı için geliyor.
Gurup zamanı gazino hakikaten Babil’in Asma Bahçeleri’ni andıran bir hâl alıyor. Güneş, Sarayburnu’nun serviliklerinde kızıl bir tuğ gibi kaybolurken gazinonun gökteki yıldızları kıskandıran allı, yeşilli, morlu, sarılı ampulleri bir anda yanıyor. Denizin üstüne aksi düşen bu ateşli fanuslar Kız Kulesi’nin karşısında tarihin Çırağan şenliklerini andıran bir hâl alıyor.
Buraya insan yalnız başına gelmeli ve kendini dinlemeli. Düşünmek için denize karşı bu kameriyeden daha asude bir köşe bulamazsınız. Fakat görüyorum ki ziyaretçiler arasında düşünmek için gelenler çok az, âdeta yok denebilir. Mevkiin sükûnunu kırbaçlayan kahkahalar, sazın ahengini bozacak akortsuz sesler işitiyorsunuz. Bütün bunlar eğer başınızı dinlemeye gelmişseniz keyfinizi kaçırmak için birebir. Acaba gürültüsüz eğlenmek bize nasip olmayacak mı?
* Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
seyyar, işporta, salacak, kız kulesi, sev beni, new yorktan istanbula
23 Ağu 2022

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


