
Sanat tanımlama açısından bugün tartışmalı olsa da o, aslında yaşamsal bir akışı ifade eder. Yani bir anlamda onu toplum kimliğinin ön plana çıktığı, dış faktörlerle birlikte kendini sınırların dışına çıkarmaya iten bir kavrayışlar bütünü olarak değerlendirebiliriz. Sanat bir anlamda; insan yaratıcılığının, hayal gücünün ve düşünce temsilinin ifadesi. İnsan yaşamıyla eş zamanlı filizlenen bu kavram, çevresel faktörlerin etkisiyle dünyadaki insani rüzgarı kimi zaman fırtınaya çevirip kimi zaman onun durulup sakinleşmesine zemin hazırlıyor. Günün sonunda toplum ve kültürle doğrudan ilintili olan bu kavram, hayatın her noktasında kendini göstermeye meyl ediyor.
Bugün, neyin sanat olup neyin olmadığının net bir tanımı bulunmuyor. Çünkü o, somut bir tanımlamanın içine sığamayacak kadar geniş bir dal. Sanat bazı dönemlerde her ne kadar insanlar tarafından ulaşılmaz, bazen de anlaşılmaz görülse de aslında insanın yaşamıyla ve yaptıklarıyla ilişkili bir alan. Birçok sanat tarihçi onun erişilmez bir konuma yerleşmesinin olumsuz bir davranış olduğunda hemfikir çünkü sanatı hiçbir zaman toplumdan ayırmak mümkün değil.
Sanatın insanla yaşıt olduğunu söylemekle beraber bu çalışmada tartışılan nokta elbette ki bu dönem değil. Sanatın bir bilinç doğrultusunda icra edildiği döneme vurgu yaparak çalışmayı şekillendirmek en doğru olan. Konuyu bilinçli olarak hayata geçirilen, sanatçı ve eser ilişkisi doğrultusunda icra edilen bir kavram olarak değerlendirmek bu çalışmanın kapsamının genişlemesine engel olup amacının ötesinde bir tartışma yaratmasına da mani olacaktır.

Sanatın ne olduğu her dönem tartışılsa da bazı kuramcılar tarafından buna izleyicinin karar vermesi gerektiği düşünülür.* (*Sanat Tarihçisi Arnold Hauser’in düşünceleri örnek gösterilebilir.) Bu düşünceye eklenen bir önemli nokta da izleyicinin bilinci ve zihinsel sürecidir. Yani onun her zaman doğru karar verici olup olmadığı tartışılır şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bazı durumlarda seyircinin kişisel eğitimi, içinde bulunduğu topluluk ve psikolojisi, korkuları, kaygıları ve daha birçok faktörle yönlendirildiği çok zaman önce yapılan kültürel çalışmalarla araştırılmış ve ortaya konmuştur.
Sanatın odağına estetik girdiğindeyse bir anlamda gerçek bilinç ve çaba ortaya çıkar. Yani sanatın kimlik kazanması, tartışılması ve kendini beğendirme çabası gerçekliğin ta kendisi olarak toplumsal hayatın içinde şekillenir. Bilinçli bir yaratma çabası olarak da ele alabileceğimiz bu kavram, Thomas Munro bu noktaya şu şekilde değinir “Sanat, doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir.” Dolayısıyla sanat, geçirdiği bazı dönemlerde izleyicisine bir şeyler anlatmayı amaçlasa da bazı akımların da öne sürdüğü gibi yalnızca sanatçının yaptığı eserden ibarettir. Bu tartışmalar asırlardır sürüp gitse de benim fikrim sanatın yaşananlara duyarsız kalmadığı yönünde. Çünkü insan bilinci kalıtsal faktörlere ek olarak yaşadıklarıyla ve öğrendikleriyle de şekillenir. Bununla birlikte dış faktörlerin hepsi bir şekilde sanatçıyı etkiler ve eserin gerçek kimliğine katkıda bulunur ki bu oldukça kapsamlı başka bir araştırma konusu olarak karşımıza çıkar. Resim, seramik, heykel, mimarlık, fotoğrafçılık, tasarım, edebiyat, müzik, sinema gibi disiplinleri kapsayan, derin bir yaratım süreci olarak değerlendirildiğinde, elbette ki o çok boyutlu bir akış olarak yer bulacaktır. Her bir dal, kendi içinde değişik süreçlerden geçmiş ve bu zamanlardan beslenmiştir. Bu noktada hatırlatmak isterim ki çalışmada sanata bakışı değerlendirmenin ötesinde sanatın temsili ve topluma ulaşmasıyla ilgileniyoruz. Medyanın ve araçlarının sanatı nasıl karşıladığı, nasıl anlattığı, ona nasıl ulaştığı ya da ulaştığı noktanın ne kadar yeterli olduğu konusudur temel anlamda tartıştığımız asıl sorunsal. Medya sünden bugüne sanatın ifadesini nasıl biçimlendirdi, onu topluma anlatırken ne denli yaratıcı ya da yeterli oldu. Medya sanatı topluma anlatırken ne denli ayrıştırdı?
Sanatın tanımı yapılırken sanatçının gözardı edilmesi mümkün değildir. Onun varlığı ve ulaştığı bilinç ya da estetik düzeyi doğal olarak esere yansır ve onun toplumla yüzleşmesine olanak sağlar. Sanatçı dili, anlatımı ve bakış açısıyla eserin anlatmak istediğinin ta kendisi olarak yer bulur. Çünkü form, kendini bulurken en temel anlamda sanatçının yeterliği ya da onun varlığıyla hayata geçer. Çünkü sanatçı var olanın ötesine geçerek kendi kurgusunu, güttüğü estetik kaygısıyla ortaya koyar. Onu gerçekliğe bir eleştiri olarak dahi sunsa üretimini kendi hislerine, hayal gücüne ya da anlatmak istediğine dayanarak oluşturur anlatmak istediği hiçbir şey olmasa bile. Çünkü o çevresinden ayrı düşünülemez tıpkı yarattığı eseri gibi.
Haftaya görüşmek dileğiyle, hoşça kal!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



