Sinemada Gelinen Son Nokta

"Hatta sinemayı geçiyorsun, ileride caminin karşısı..." Deniz biter mi kardeşim? Bitti.
Sinemada Gelinen Son Nokta

Haberler bölümünde yer vermediğimiz, bu hafta çıkan taze bir haber vardı aslında. Kendisi çarpıcı bir konuya yelken açıyor ve üzerine özel olarak konuşulması gerektiğini düşündüğüm için bu bölüme sakladım. Öncelikle haberden bahsedeyim.

  • Amazon Prime, live-action bir God of War dizisi üzerinde çalışmaya başladığını duyurdu.

Bu kulağa nasıl geliyor? İyi, iyi... Güzel yani. Seriyi seven ve tüm oyunlarını elden geçirmiş biri olarak söylüyorum, heyecan verici. Fakat bugün bahsedeceğim şey, God of War serisinin iç dinamikleri ya da dizi üzerine tahminlerim değil.

Kaynak: Santa Monica Studios

Sinema, neredeyse 120 yıllık bir geçmişe sahip ve bu geçmiş de dönemlere ayırılabilir. Her dönemde farklı bir tema, farklı bir janra hâkim oldu bu dünyaya. Örneğin 1940 ve 1950’li yıllarda savaş hakimken 1960’lı yıllarda aşk, 1970-1990 döneminde ise mafya ile çete savaşları vardı. Elbette kısa geçiş dönemleri yaşansa da 2010 senesinden günümüze kadar gelinen noktada net bir süper kahraman hikayeleri dönemi yaşıyoruz. Garip de bir dönem; çünkü izleyici, daha evvel sınırları çizilmiş, kuralları konulmuş ve belli bir çerçeveye oturtulmuş, sadece 5-6 farklı şablona ait onlarca aynı filmi izledi ve yine ilginçtir, çoğunlukla beğendi…


“Belli bir şablona göre derken?..”

Kaynak: Know Your Meme

Marvel Sinematik Evreni üzerinden bunu anlatmak, çok fazla filme ev sahipliği yaptığı için daha kolay olacak. Dikkatli bir şekilde bakacak olursanız, her filmde olay sıralamaları, neredeyse birebir örtüşecek şekilde ilerler. Yalnızca karakterler ve mekanlar değişir. Örneklendirme adına Marvel’ın göz bebeği, mahallenizin dostu Örümcek Adam’ı ele alalım.
Serinin ilk iki filminde de karakterimiz normal hayatına devam etmeye çalışırken bir okul gezisi vuku bulur ve kahramanımız bir sebepten ötürü bu geziden ayrı düşmek durumunda kalır. Bir yandan sevdiği kız ile vakit geçirmek isterken diğer tarafta ise kötü adam olduğunu henüz bilmediği karakter ile bir şekilde etkileşim halindedir. Bu olaylar ilerlerken kimliğini, belli seviyede yakın olduğu insanlara açıklamak durumunda kalır. En sonunda ise kötü adamın gerçek kimliğini öğrenir ve bununla baş etmek zorunda kalır. İki filmi de temelde ayıran tek nokta, final sekanslarıdır.
Genel hatlarıyla bu olay örgüsünü, karakterlerin yaşlarına ve konumlarına binaen sadece mekân değişiklikleri yaparak başka Marvel filmlerinde de görebilirsiniz. Buna en büyük örnek, Iron Man (2008) filmidir. Örnekler çoğaltılabilir.


“E peki, bunu yapan bir tek süper kahraman filmleri mi yani Sinemacı Adam?!”

Tabii ki de değil. Tüm janralara baktığınızda birbirinin kopyası yüzlerce, hatta belki binlerce iş görebilirsiniz. Dini ögelerle bezenmiş korku, avanak-romantik-komedi, kurşun geçirmez savaş kahramanı filmleri… Liste uzar gider. “Peki, bu iş nasıl oldu da bu hale geldi?” Gerçekten birçok sebebi var. Bugüne kadar oldukça yaratıcı, aklı başından alan, sayısız işin yapılmasından tutun da bu sektörde elle tutulur bir iş yapmak istedikten sonra harcanacak paranın her geçen gün katlanarak artıyor olmasına kadar. Bunlardan biri de sinemanın sözde sahiplerinin dışarıya kapalı oluşu. Konuyu dört koldan serdiğime göre, artık uçlarından tutup paket haline getirebilirim.


“Sadede gel!..”

Sene 2006-2007 civarlarında Amerika’da çok genç bir eleman var. Adı da Neil Druckmann. Naughty Dog isimli oyun şirketinde bir oyun yazılımcısı kendisi. Sinema da çok büyük tutkusu. İstiyor ki bir filmi olsun. Tabii filminin olması için önce bir senaryo şart. Oturuyor, karalıyor bir şeyler. Bitirdiğini düşündüğünde de sağa sola gidip sunuyor projesini. Onlarca yapım şirketi geziyor. Tabii ses, seda yok. Bir geri dönüş alamıyor genç Druckmann. Sonra diyor ki “Ya, ben bir oyun şirketinde çalışıyorum zaten. En iyisi bunu bir oyun senaryosu haline getireyim. Nasılsa programlama da biliyorum. Duruma göre hareket ederim, nedir yani? Hem belki içinde yer aldığım şirket, oyunu yapmaya da karar verir.
Elbette çok üstünkörü anlattım bu hikâyeyi; fakat bahsettiğim senaryo, ikinci oyunuyla birlikte tarihin en çok ödül alan oyunu “The Last of Us”ın senaryosu.

The Last of Us dizisi, HBO’da halihazırda yapım aşamasında ve 2023 senesinde yayına girmesi bekleniyor. Hani demiştim ya bir önceki paragrafta, “Onlarca yapım şirketi geziyor Druckmann.” diye. Bu şirketlerden biri de Warner Bros. Peki, HBO hangi medya kuruluşuna ait? O da Warner Media. Ne değişti de bu karar alındı peki? Çünkü artık The Last of Us, milyonlarca seveni olan hazır bir marka. Yok mu başka oyundan devşirme yapım örnekleri?

  • Halo: En köklü oyun serilerinden biri. 24 Mart tarihinde Paramount Plus platformunda ilk sezonuyla yayında olacak.
  • Arcane: Geçtiğimiz sene Netflix'te animasyon türünde izlenme rekorları kırdı. Şahane iştir. Önümüzdeki haftalarda kendisi hakkında kaleme alacağım bir yazı sizi bekliyor olabilir.
  • Castlevania: 4 sezon süren şahane bir animasyon diziydi. Bu oyun serisinin geçmişi, neredeyse 40 yıla dayanıyor.
  • The Cuphead Show: Zorluğu ile dillere pelesenk olan oyunun dizisi, geçtiğimiz ay Netflix'te yayına girdi.
  • Witcher: RPG (Rol yapma oyunu) dediğinizde akla gelen ilk isimlerden biri ve tarihin en çok ödül kazanan ikinci oyun serisi konumunda. Üçüncü sezonunun eli kulağında.
  • Uncharted, Tomb Raider, Assassin's Creed ve daha birçok marka da başarısız bir şekilde beyaz perdeye yakın tarihlerde uyarlandı.

“Sadet ve saadet farklı şeyler.”

Kaynak: Medium

Daha evvel de oyun senaryoları, beyaz perde ya da TV ekranlarına uyarlandı elbette; fakat bu denli sık yaşandığı bir dönem, tarihte hiç olmamıştı.

  • Yakın zamanda yayına girmiş ya da girecek olan bunca oyun uyarlaması yapımı görüyor olmak,
  • Netflix ve Amazon Prime gibi sektörün dev platform yöneticilerinin de zaman zaman çıkıp, "Artık eskisi gibi hikayeler gelmiyor. Yeni yazarlar çıkmıyor." açıklamaları,
  • Risk planlaması çerçevesinde yeni bir marka yaratmak yerine, hazır markalara harcanan devasa paralar,
  • Seyircinin bu yapımları talep ediyor olması,
  • Uyarlamalarda birçok işin kendiliğinde çözülme kolaylığı,
  • Ve en önemlisi: Oyun sektörünün son 10 senede gelir-gider tablosunda sinema sektörünün fazlasıyla önüne geçmiş olması.

Tüm bunların ışığında sinemada -en azından şu an için- yeni hikayelerin üretilememesi, kısaca denizin bitmesi sonucu, yüz yılı aşkın süredir ana akım adına dışarıya kapalı olan bu sektör, daha 5-6 yıl öncesine kadar burun kıvırdığı ve kapısından içeriye asla adım attırmadığı oyun sektörünün kapısını kendisi çalmak zorunda kaldı. Hani dönemlerden bahsetmiştim ya, kim bilir belki de bundan 50 yıl sonra, "Oyun senaryolarının sinemadaki altın çağı" olarak adlandırılacak döneme girmişizdir bile.

Bundan rahatsız olmasam da mutlu değilim elbette. Yanlış anlaşılmasın, oyun senaryolarından bahsetmiyorum. Bu, "Sinema camiasında yeni kalemler yetişmiyor." safsatasının tüm dünyada -neredeyse- kabul görmesini kastediyorum. Çünkü emin olun; kendini göstermeye çalışan, çok yetenekli kalemler, yönetmenler var ve tabiri caizse kendilerini yırtıyorlar bir yerlere gelebilmek için. Fakat bu sektörün yeniliğe kapalı oluşu... Velhasıl bağımsız bir yönetmen olarak sana karşı kalbim biraz kırık, sinema ve camiası. Ama muhakkak bir gün bizim de çiçeklerimiz açacak. Üstelik üç ayak üstünde, kaliteli bir lens eşliğinde...

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Show BusinessShow Business

BÜLTEN SAYISI

Kırık Kalpler Durağı: Sinema

Oyun dünyasının sinemaya intikali, bir garip aşk hikayesi "Being the Ricardos", haftanın haberleri, öneriler ve daha fazlası.

16 Mar 2022

Warner Bros.

YAZARLAR

Oğuz Altınöz

Yazar - Show Business

Show Business

Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR