Şehrin Takımı: Bursaspor

Şehrin Takımı'nın üçüncü konuğu Bursaspor! Bursaspor taraftarları İbrahim Başol, Sanem Vatansever, Gizem Nur Kale ve Çağlar Ergin sorularımızı yanıtladı.
Şehrin Takımı: Bursaspor

Ülkemizde malum herkes şehrinin takımını desteklemiyor. Bursasporlu olma hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?


İbrahim Başol: Çok küçük yaşlarda aile içi ve yakın çevrede iletişimde bulunduğumuz insanların büyük bir bölümünün Bursasporlu olması nedeniyle ikinci bir takımın adını dahi duymadan Bursaspor’a gönül verdim ve yıllar geçtikçe Bursasporlu olmanın sadece bir takımı tutmak değil, koca bir şehrin belki de en büyük markasına aidiyet duygusuyla sımsıkı bağlı olmanın belki en önemli göstergesi olduğunu fark ettim.

Sanem Vatansever: Benim hikayem aslında şehrinin takımını destekleyen ve savunan çoğu insanla hemen hemen aynı diyebilirim. “Babadan evlada bir miras” olarak kısaca tanımlayabilirim. Detaya girecek olursam; kendimi bildim bileli bizim evin bir köşesinde Bursaspor atkısı asılı dururdu, evin bir aksesuarı gibiydi. Tabii bunun ne anlama geldiğini anlamam biraz zaman almıştı. Farkına vardığım zaman babamla birlikte Bursaspor maçları izlemeye başladım. Bu, zamanla Bursaspor maçlarına gitmeme ve Bursaspor taraftarı olmama sebebiyet verdi. Ayrıca, çevremdeki herkes Bursasporluydu. Bildiğim, tanıdığım herkes Bursaspor taraftarıydı. Bu da Bursasporlu olmamda önemli ve etkin bir rol oynadı. Bir de kız çocuğu olarak bunun savaş kısmı var. Kime “Bursaspor taraftarıyım” desem, “Kızlar hiç futbol takımı tutar mı?” karşılığını alıyordum. Ve “Evet” cevabını vererek bunu bir inat savaşı haline dönüştürdüm. Bu inat beni daha keskin bir Bursaspor taraftarı olmaya itti.  İyi ki Bursasporluyum, iyi ki kendi şehrimin takımını destekliyorum. Ve bununla gurur duyuyorum.

Gizem Nur Kale: Benim biraz garip aslında. Ailemizde kimse futbolla ilgilenmiyordu. Babamın bile futbolla ilişkisi milli takım maçlarından ibaretti. Ama mahallemizde formaları çekip maça gidenler olurdu. İnternetten de kendi kendime sürekli Bursaspor tribününün videolarını izlerdim. O dönem çocuk yaşımda amcama yalvardım “Ne olur beni maçlara götür, babam götürmüyor”  diye. Gidiş o gidiş, Galatasaraylı amcam Bursasporlu oldu. Sonra da her iç saha maçında yerimizi aldık zaten.

Çağlar Ergin: Babadan Bursasporluluk benim durumum. Altı yaşında ilk maçıma abim ve babam götürdü. O gün bugündür her hafta çoğu zaman fiilen, şu an pandemi yüzünden ekran başında ama sürekli  kalben o maça gidiyorum. Ölene kadar da böyle devam edecek belli ki.

Bursaspor’un çok tutkulu bir taraftarı olduğunu biliyoruz. Pandeminin olmadığı bir hayatta Bursaspor taraftarları olarak maç günü neler yapıyorsunuz? Diğer günlerde Bursaspor’a dair faaliyetleriniz var mı?


İbrahim Başol: Maalesef pandemi ile birlikte futbolun belki de en çekilmez tarafını, yani tribündeki boşlukları çok daha iyi gördük. Taraftar ve tribün futbolun seyir zevkini yüzde yüzden fazla artıran en büyük faktör bence. Şu anda maç günleri eski günlere göre son derece düşük ve keyifsiz geçiyor ama arada sırada üç-beş kişilik çekirdek arkadaş grubuyla maç seyrediyoruz. Ancak Bursaspor’un içinde bulunduğu durum nedeniyle bundan da zevk aldığımız söylenemez. Bunun dışında pandemi nedeniyle bir araya gelemediğimiz arkadaşlarla oluşturduğumuz platform-Kahvehane*-üzerinden biri maç günü olmak üzere, en az iki gün Bursaspor konuşup yayın yapıyoruz. Amatörce başlamasına rağmen oldukça yüksek etkileşim aldığı için pandemi sonrası da devam edecek gibi görünüyor. Bunların dışında Bursaspor ile ilgili olarak aktif bir organizasyon içinde değilim.

Sanem Vatansever: Maç günü dediğimiz bizim için maçın oynanacağı gün değil, ondan birkaç gün önce mağlubiyet/galibiyet istatistikleriyle başlayan günlerin toplamı aslında. Maça doğru yaklaşılan günlerde bu istatistikler yerini heyecana, galibiyet inanç ve ateşine bırakırdı. Maçın oynanacağı gün illa taraftarın toplandığı alanlar vardır. Orada toplanılır; besteler, eğlenceler yapılırdı. Sonra hep beraber maça girilirdi. Benim için de daha sabahtan hazırlık aşaması “bugün için acaba hangi formayı giysem ya da forma giysem mi veya hangi atkıyı taksam?” sorularıyla başlardı. Sonra maça kim veya kimlerle girilecekse bir buluşma ayarlardık, maç öncesi Bursaspor üzerine konuşurduk ve besteler söyleyerek maça girerdik. Bu artık rutin bir maç günü programıdır.

Gizem Nur Kale: Son yıllarda şahsi olarak Passolig’i protesto ettiğim için futbol maçlarından ziyade basketbol maçlarına gidiyordum. Haliyle girdiğim son futbol maçı Atatürk Stadı’ndaydı. O günlerden birine tanık olsaydınız şehir takımı tutmanın tüm güzelliklerini görürdünüz. Şehir maç günü Bursasporla nefes alırdı. Basketbol için de rutin haline getirdiğimiz bir maç günü programı var. Heyecanla kalkılır, öğlen vakti kulaklığı takıp moda girerek salonun karşısındaki publardan birine gidilir, orada dostlarla buluşulur. Zaten o gün o çevrede olan hemen herkes birbirini tanır. Maç saati yaklaştıkça çevreye yeşil-beyaz formalı insanlar akın eder, bir yerlerden beste sesleri gelmeye başlar. Yavaştan maça geçilir. Maç kazanılırsa keyfe maçtan sonra kaldığı yerden devam edilir. Bu basit rutini o kadar özledik ki.

Çağlar Ergin: Totem olayına çok inanırım ben. Belli dönemlerde farklı farklı totemler uyguladım. Eminim birçok taraftar da bunu yapıyor. Hatta, olduğundan değil de, şampiyonluk sezonu bizi o totemler şampiyonluk yolunda tuttu diye avuturum kendimi. Bursaspor eski Atatürk Stadyumu döneminde çok samimi bir ortama sahipti. Maçtan önce Altıparmak’tan aşağı sallanır, stadyumun çevresinde maç kritiği yapılır, maça öyle girilirdi. O birlik beraberlik insanı bağlı tutuyordu. Bugün bu konuda biraz yıprandık.

Şampiyonluğu dışarıda tutarsak, Bursaspor taraftarı olarak en unutulmaz anınız nedir?

İbrahim Başol: O kadar çok unutulmaz anım var ki saymakla bitmez ancak 2003 yılında Sakarya’da küme düştüğümüz günü ve tabii ki 16 Mayıs 2010’da şampiyonluğun geldiği o Beşiktaş maçı sonrasını asla unutamam. Belki de en çok üzüldüğüm ve en çok sevindiğim anlar da bunlar olabilir.

Sanem Vatansever: Birçok maça gittim; farklı farklı yenilgiler, galibiyetler, olaylar gördüm ve doğal olarak birçok anı biriktirdim ama “en unutamadıklarım” listesinin birinci sırasında kesinlikle kadın ve çocuk taraftarların gittiği o ilk maç gelir. Galatasaray’a karşı oynadığımız oldukça gergin maça tribünler resmen damga vurmuştu. O dönem Sercan Yıldırım da Galatasaray’a transfer olmuş ve transferden sonra ilk kez Bursa’ya gelip maça çıkmıştı. O yüzden normal halinden çok daha gergin bir maç olmuştu. Kadın taraftarların oluşturduğu baskı Bursaspor’un 1-0 kazanmasına sebep oldu. Ve hatta bu baskıdan sonra Fatih Terim eldivenlerini çıkarıp sertçe yere fırlatmıştı. Bu olayı hiç unutamıyorum ve her hatırladığımda da kahkahalara boğuluyorum. Bu gergin tribün hali o zaman ülke gündemine bile girmişti. Kesinlikle o tribünde yer alıp buna şahit olduğum için çok farklı hissediyorum ve unutamıyorum.

Gizem Nur Kale: Bir dönem taraftar ceza alınca sadece kadın ve çocukların maça alınması gibi bir uygulama vardı. Bizim taraftar da küfür ettiği için ceza almıştı. Sonraki maça kız arkadaşlarımızla annelerimizi yanımıza alıp gitmiştik. 20.000 Bursasporlu kadını bir arada görünce inanılmaz duygulanmıştım. Çünkü şunu fark etmiştim: Aslında gerçekten bu kadar kadın tribünlerde Bursaspor için mücadele etmek isterken toplumsal roller ya da üzülerek söylüyorum ki kendini güvende hissetmemeleri sebebiyle buradan uzak kalmış. Hepsinin gözlerinde inanılmaz bir coşku ve aşk vardı. Ama asıl olay şu: TFF seyircisiz oynatmak yerine kadınları maça davet ederek şunu demek istiyordu “Ha boş tribüne oynamışsınız ha kadınlara, bir şey farketmez.” Fakat o hafta maça giden kadınlar tüm şehirde seslerini yankılatan bir tribün yaptılar, üstüne bir de toplu halde küfür ederek bir hafta daha kulübü cezaya soktular. Hatta o dönemki teknik direktörümüz Daum ona küfrettiğimiz için bu şehrin kadınlarının ve çocuklarının psikolojik ve pedagojik tedavi görmesi lazım demişti. Cümle aleme “kadın taraftar” diye bir kavramın aslında olmadığını, kadın erkek fark etmeksizin bu şehirdeki herkesin “Teksaslı” olduğunu öğretmek işte budur.

Çağlar Ergin: Belli başlı maçlar ve sezonlar var. Ben taraftar olarak maç bazında düşününce Twente serisi, Manchester United deplasmanı ve garip gelecektir ama Batalla’nın yağmurlu bir Bursa akşamında Mersin İdman Yurdu karşısında son dakika attığı golle gelen galibiyeti unutamıyorum. Sezon sezon bakınca da Şenol Güneş teknik direktörlüğünde geçen sezon ve Mustafa Er yönetiminde kendi öz evlatlarımız ile mücadele ettiğimiz bu sezon unutulmayacaktır.

16 Mayıs 2010’a gidelim. Trabzonspor futbol tarihimizde benzer bir hikaye yazmıştı ancak dönemin koşulları da düşünülünce Bursaspor’un da bir devrim yaptığını söyleyebiliriz. O güne nasıl gelindi ve o gün yaşadıklarınızı nasıl hatırlıyorsunuz?


İbrahim Başol: Bahsettiğim gibi belki de tarihimizin en mutlu anıydı ama öyle bir çok kişinin dediği gibi Trabzonspor’un sayesinde falan elde edilmiş bir şampiyonluk değildi. Takımların sahaya çıkan kadrolarına etki eden birçok faktör var ve bunların sahadaki başarıya oranı çoğu kez birbirine benzer. Özellikle bizim gibi şehir takımları için başkan, yönetim, teknik direktör, kadro yapısı, mali durum, taraftar, yerel medya, kurumsal yapı gibi birçok faktör bir araya geldiği için başarı da bununla birlikte gelmiş oldu. En başta sezonun bitimine çok fazla süre varken taraftarın inanmışlığı, başkan rahmetli İbrahim Yazıcı’nın süreç yönetimi, Ertuğrul Sağlam’ın soğukkanlı yapısı, futbolcu grubunda kariyerli, ahlaklı, lider, yetenekli ve genç futbolcuların eşit dağılımı ve kesinlikle tribünlerin takıma pozitif anlamda büyük güç vermesi; o sene yerel medya ve şehrin önemli dinamiklerinin de ortaya çıkmasıyla şampiyonluk da bir şekilde gelmiş oldu. Aslında böylesine büyük başarıları yaşamadığımız için oldukça yabancı bir duyguydu şampiyonluk bizim için. Maç sonu sevinmelerine, kupa başarılarına ve bunun gibi anlık duygu değişimlerine alışıktık ama şampiyonluk gerçekten çok farklı bir duyguymuş. Ağladım, sevindim, şükrettim… Bunun bir parçası olduğum için gurur duydum ve hala guru duyuyorum. Allah inşallah o günleri bize tekrar gösterir.

Sanem Vatansever: Geniş bir ekonomiyle, süper transferlerle gelinmedi; doğruya doğru. Devrim… 16 Mayıs 2010 gününü yaşadıysak, inanarak ve mücadele ederek yaşadık. O güne gelinmeden önce Bursa kenti olarak büyük bir inanç kültürü oluştu. Kentin hangi sokağına girseniz, hangi köşesinden geçseniz illa Bursaspor bayraklarını görürdünüz. Bursaspor bayrağının dalgalanmadığı tek bir sokak/cadde yoktu o zaman. Hatta okul binalarında bile Bursaspor bayrakları asılıydı. İşe, okula, gezmeye giden herkesin üstünde de Bursaspor forması veya atkısı vardı. Bu inanç kültürünün etkisiyle herkes Bursaspor’u daha mücadeleci ve güçlü olarak hatırladı. Bahsettiğim bu kültür, Bursaspor’a şunu söylüyordu: “Ya şampiyon olacaksın, ya şampiyon olacaksın!” Tabii bu zamanla takıma yansıdı ve herkes inançlı ve mücadeleci ruh haline bürünerek o devrimin yaşanılmasına sebep oldu. O devrim inanarak geldi. O güne gelecek olursam eğer; hiçbir şey hatırlamıyorum desem yeridir. Az çok hatırladığım; o gün nasıl hazırlandığımız, neler düşündüğümüz ve “Şampiyon olduk” diyerek şehir merkezinde koşturmalarımız, anlık yaşadığımız kalp krizleri… 16 Mayıs 2010 gününe dair aklımda parça parça görüntüler var sadece.

Gizem Nur Kale: Yaşım itibariyle o dönem olan bitenin çok farkında değildim açıkçası. Tek farkettiğim o sezon şehirde yeşil beyaz olmayan tek bir sokak yoktu. Takım ona inananların sırtında yükseliyordu adeta. Şampiyonluk günü statta yer bulamadık. Tophane’den stadı görmeye çalışıyorduk. Bir yandan radyodan Fenerbahçe maçını dinliyorduk. Son dakikalar şehirde tam bir ölüm sessizliği… On binlerce insan var ama kimse konuşmuyor, herkes Fenerbahçe maçına kilitlenmiş durumda. Sonra o ölüm sessizliğini birden bir haykırış yırttı. Top sesleri, çığlık sesleri, her şey birbirine karıştı. Hala yazarken tüylerim diken diken oluyor. Istemsizce birden yere çöküp ağlamaya başlamıştım. Birisi darbuka getirmiş onu çalmaya başladı, ben yanında yere oturmuş ağlıyorum. Saatlerce ağladım, yani küme düşünce bu kadar ağlamamışımdır. Sabaha kadar binlerce insan şehri turlayıp besteler söylemiştik. Sorsan o gece baktığım gökyüzündeki yıldızları bile hatırlıyorum ama o hissi kelimelerle anlatmak mümkün değil.

Çağlar Ergin: Bursaspor’un başarılı bir sezon geçireceği, şampiyonluk elbette değil ama Avrupa kupalarına katılma hakkı elde edebileceği sinerji bir önceki sezonun ortasında Ertuğrul Sağlam’ın teknik direktörlük görevine getirilmesi ile beraber aslında belliydi. Takım yarım sezon içinde oynadığı futbol ve yakaladığı hava ile gelecek sezon için herkeste merak uyandırıyordu. Şampiyonluk senesinin yaz transfer döneminde kadroya çok doğru isimler katıldı. Normalde dünya genelinde de böyledir, transfer başarı oranı %60 skalasına geldiği zaman başarılı sayarsınız kendinizi. O sezon Bursaspor bu oranların da üstünde bir transfer başarısı göstererek çok uyumlu bir kadro planlaması sağladı. Batalla, Ergic, Zapotocny gibi isimler bu sezon katıldı takıma. Onların yanında Ömer Erdoğan, İbrahim Öztürk, Ali Tandoğan, Ivankov, Mustafa Keçeli, Hüseyin Çimşir gibi tecrübeli oyuncular ile beraber alt yapıdan çıkan ve genç yaşta transfer edilen Ozan İpek, Sercan Yıldırım, Volkan Şen gibi isimlerle hem camia hem saha içi enerjisi müthiş tuttu. Son hafta Beşiktaş ile içeride oynadığımız maça giderken herkes çok mutluydu. Taraftar pankart bile açtı bununla ilgili. “Öyle mutluyduk ki bu sene şampiyonluğun canı cehenneme” şeklinde. O mutluluk, o gurur ve istek o gün futbol şansını Bursaspor’un yanında tuttu. İşin sonunda da aslında sezon boyunca gösterdiği performans ile şampiyonluğu hak eden de bizdik zaten. Ben 18 yaşındaydım o sene. Şampiyon olduk ve ertesi sabaha kadar geçen süreçte inanın sevinçten, göz yaşından başka bir şey hatırlamıyorum. Kendimizi kaybettik.

İbrahim Yazıcı, Ertuğrul Sağlam ve Pablo Martin Batalla. Bu üç ismin sizde yarattığı çağrışımları paylaşabilir misiniz?


İbrahim Başol: Rahmetli İbrahim Yazıcı’nın başkanlık yaptığı her iki dönemi de yaşadım. İlk döneminde de yanılmıyorsam 1989 yılında amatör kümeden gelen ikinci Bursaspor takımı da o zamanlar 1. Lig adıyla oynanan Süper Lig’e yükselme başarısı göstermişti ancak federasyon aynı ligde aynı anda iki ayrı takım bulunamayacağı üzerine bir kural getirdiği için arkamızdan ikinci sıradaki takımı lige çıkartmışlar ve Bursaspor gençlerinin büyük başarısı maalesef tarihe karışmıştı. Şampiyonluk dönemi ise geçmişten gelen mali sıkıntıları kendine has üslubuyla takıma hissettirmeden yöneten büyük Başkan İbrahim Yazıcı bence o günlerin yani şampiyonluğun en büyük mimarıdır. Bunu sonradan kulüp yönetimine talip olanlardan ve seçilenlerden çok daha iyi anlıyoruz. Hataları elbette vardı ama böylesine mütevazı bir kadro ile bu başarıya gideceğini herkese o günlerde çok net hissettirmişti.

Ertuğrul Sağlam ise Beşiktaş’ta haksız bir şekilde görevine son verildikten sonra şampiyonluk öncesi devre arası geldiği Bursaspor’da sürekli yükselen bir ivme ile şampiyonluğa uzandı. İkinci Bursaspor dönemi de dahil olmak üzere tartışılmaktan hiçbir zaman kurtulamadı ancak özellikle şampiyonluk dönemi saha içi yönetimi ve taraftarlarla barışık yapısı nedeniyle belki de bizim için olduğu kadar Ertuğrul Sağlam için de tekrarlanması zor bir başarı gelmiş oldu.

Pablo… Üzerine her şeyin söylenebileceği muhteşem insan, muhteşem kaptan ve muhteşem bir karakter. Elbette bunların üzerine bir de rekorları alt üst eden saha içi performansı olunca unutulması imkansız bir futbolcu izlemiş olduk. Belki tarihimizin en iyisi değil ama kesinlikle tarihimizin en başarılı yabancı futbolcusu. Dilim yabancı futbolcu demeye de varmıyor çünkü o kadar çok bizden biri ki bunu onunla birlikte Bursa’da aynı havayı soluduğumuz o günlerde hep hissettik. Batalla şampiyon olmamıza büyük katkı koydu, çok yetenekli ve mükemmel bir futbolcu ama biz Pablo’yu başka türlü seviyoruz. Nasıl olduğunu anlatamam ama aile içinden biraz daha içinden gibi sanki.

Sanem Vatansever: Kısa ve öz: İbrahim Yazıcı, dik duruş ve devrimin ayak sesi. Ertuğrul Sağlam, inanç ve mücadele ruhu. Pablo Martin Batalla; efsane, karakter ve vefa.

Gizem Nur Kale: İbrahim Yazıcı, şampiyon başkan. Sadece futbol başarısından dolayı değil ama. İbrahim Yazıcı kesinlikle şampiyon ve lider ruhlu bir adamdı.

Ertuğrul Sağlam; minnet. Kızdığım çok nokta olmuştur ama bizim rüyalarımızı gerçekleştirdi. Bu sebeple ona minnettarım.

Pablo Martin Batalla; abi, kardeş, dost… Çünku gidişi bende iyi bir futbolcuyu değil çok sevdiğim bir dostumu kaybetmişim etkisi yarattı. Asla yeri doldurulamaz bir insan.

Çağlar Ergin: Sırasıyla dik duruş, adam gibi adam ve süper bücür. İbrahim Yazıcı, Bursaspor tarihinin en başarılı başkanı, en önemli adamlarından biri. Ertuğrul Sağlam, rekabet seviyesi en yüksek olan Beşiktaş takımından gelmiş, oranın oyuncusu ve teknik direktörü olarak bilinen ve bu dezavantajlara rağmen tüm camianın benimsediği, saygı duyduğu sevdiği bir isim oldu. Batalla… Ne desem az. Heykelini diktik zaten. Heykeli dikilecek adam. Efsane…

Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Yazısporu #2

Şehrin Takımı: Bursaspor, Pistten İlhamlar

13 Mar 2021

ntvspor.net

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR