Serbest Kürsü | Onca yoksulluk varken: Büyüme var da refah nerede?


Teyit ve Friedrich Naumann Vakfı işbirliğiyle “Şehir Efsaneleri Projesi” Teyit , Friedrich Naumann Vakfı işbirliğiyle gerçekle kurgunun sınırlarını bulanıklaştıran, kulaktan kulağa dolaşan şehir efsanelerinin ardındaki gerçeği aradı . Şehir efsaneleri , gerçekmiş gibi kişiden kişiye aktarılarak geniş kitlelere ulaşan kurgusal hikayelerdir. Bu hikayeler bazen yaşanmış olaylardan esinlense de zamanla değişime uğrayarak gerçeklikten uzaklaşabilir, özellikle de ilgi çekici ögeler barındırıyorlarsa yıllar boyu akılda kalıcı hâle gelebilir. Şehir Efsaneleri Projesi ise internette yayılan yanlış bilgilere karşın doğruları açığa çıkarmayı hedefliyor . Balık ile yoğurt veya ayran tüketmek zehirler mi, kırmızı renk boğaları kızdırır mı, kargalar yüzlerce yıl yaşar mı kaktüs radyasyonu emer mi gibi doğru varsaydığımız bilgiler Şehir Efsaneleri Projesi ile cevaplandı. Teyit’in incelediği tüm şehir efsanelerine buradan ulaşabilirsiniz. Şehir efsaneleri de dahil olmak üzere internetteki şüpheli bilgilere karşı kendinizi geliştirmek için Teyit’in dijital eğitim platformu Pürmerak Kulübü ’ne katılabilir, eğitimleri tamamlayarak sertifikalı teyitçi olabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
“İnsanlık onuru, sizin başınıza gelene değil, başkasının başına gelen 'bir şey'e karşı, sizin nasıl tavır aldığınızdır.”
İoanna Kuçuradi
12 Kasım’da İzmir'in Selçuk ilçesinde bir evde elektrik sobasının devrilmesi nedeniyle çıkan yangında yaşları 1-5 arasında değişen beş kardeş hayatını kaybetti. Plastik ve hurda toplayarak geçimini sağlayan annenin kapıyı kilitleyerek çocukları evde yalnız bırakması üzerinden malum koro tüm cüretiyle hemen devreye girdi: "Bu, nasıl annelik? Bu, nasıl kadınlık?"
Ailenin içinde bulunduğu yoksulluğa dikkat çeken sesler de AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in TBMM'de konuyla ilgili yaptığı açıklamayla ivedilikle susturulmak istendi:
“Aileye bir yıl içerisinde 110 bin 705 lira bakanlığımız tarafından, kaymakamlık üzerinden de 9 bin lira civarında verilmiş. Ayrıca, elektrik desteği verilmiş, başka destekler verilmiş fakat şu var: Aile tüm bunlara rağmen çocuklarına kendi bakmayı tercih etmiş. Kimsenin çocuğunu zaten zorla alma kastımız yok. Öyle bir imkan da yok zaten ama şu da var: Burada annenin de hayat tarzı—işte acılı günde söylemek istemiyorum—yani annenin de çocuklarına bakmayla ilgili bir meselesi varsa bununla alakalı hep çağrıda bulunuyorum. Siz dönüyorsunuz, dolaşıyorsunuz, her şeyi bir paraya bağlıyorsunuz. Yani bütün mesele, bu problemlerin olmasının sebebi parasal sebepler mi?”
Yeter ki konu yoksulluğa gelmesin.
Türkiye, IMF'ye göre 2023 itibarıyla 1,024 trilyon dolarlık GSYİH ile dünyanın 17. büyük ekonomisi. Bundan sadece birkaç hafta önce, 1 Kasım’da düzenlenen Türkiye-Senegal İş Forumu'nda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz şöyle diyor:
“Hükümetlerimiz döneminde Türkiye yıllık ortalama yüzde 5,4 büyümeyi sağlamıştır. Aynı dönemde dünya ortalaması 3,6 iken Türkiye 5,4 yıllık ortalama büyümüştür. Dünya ortalamasının oldukça üstünde bir büyüme performansı sergilemiştir. Böylece dünya ekonomisinden aldığı pay da yükselmiştir. 2024 sonu itibarıyla milli gelirimizin 1,3 trilyon doları aşmasını bekliyoruz. Kişi başına gelirimizin ise 15 bin doları aşmasını bekliyoruz.”
Ticaret Bakanı Ömer Bolat da aynı tarihteki Balkan İş ve Yatırım Forumu'nda “Türkiye, dünyanın 17. büyük ekonomisi hâline geldi. 2024 yılının ikinci çeyreğinde ise Türkiye ekonomisi yüzde 2,5 GSYH büyüme oranına ulaşarak 16 çeyrek üst üste kesintisiz büyüme performansını sürdürdü" diye ifade etti ülkemizdeki ekonomik durumu.
Yaşasın ekonomik büyüme!
Madalyonun diğer yüzü
Fakat madalyonun bir de öbür yüzü var: Uygulamalı Ekonomi Profesörü Steve Hanke tarafından ülkelerin ekonomik koşullarına göre hazırlanan Yıllık Sefalet Endeksi'nde Türkiye, 2022 yılında dünya genelinde 10. sırada, 2023 yılında ise 5. sırada yer aldı.
- Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Oxford Üniversitesi’ne bağlı Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme İnisiyatifi tarafından ortaklaşa hazırlanan 2024 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi'ne göre dünya genelinde 6,1 kişiden 1,1 milyarı akut yoksulluk içinde yaşıyor, ama raporda veri eksikliği nedeniyle Türkiye yer almıyor.
Verilerinin geçerliliği tartışmalı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bile, 2022 yılında yaklaşık 85 milyonluk nüfusumuzun 12 milyonunun yoksul olduğunu, 2023 yılında ise bu rakamın 11 milyon 303 bine düştüğünü açıkladı.
- TÜİK'in 2023 Gelir Dağılımı İstatistikleri'ne göre ise ülkemizde en yüksek gelir grubunun, yani en zengin %20'lik kesimin toplam gelirden aldığı pay %48,7.
Bu da, toplam gelirin yarısına yakınının toplumun en üst dilimindeki küçük bir kesim tarafından kazanıldığını, dolayısıyla gelir eşitsizliğinin yüksek olduğunu gösteriyor. Velhasıl işçisi, emeklisi, öğrencisi, çiftçisi, memuru, esnafı ya açlık ya da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Hayat pahalılığı, işsizlik, ödenemeyen kredi veya kredi kartı borçları her gün haberlerde.
Gelelim servet dağılımı eşitsizliğine. Euronews’un Küresel Servet Veri Kitabı 2023’e dayandırdığı bilgilere göre durum şöyle: Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesim ülkedeki servetin yüzde 40’ını alıyor ve Türkiye bu kritere göre Avrupa’da servet dağılımı adaletsizliğinde ilk sırada yer alıyor. En zengin yüzde 5 ve en zengin yüzde 10’un servetten aldığı paya bakıldığında ise Türkiye ikinci sırada bulunuyor. 2022 yılında Türkiye’deki yetişkin nüfusun yüzde 71’inin 10 bin dolardan az serveti bulunuyor. 10 bin dolardan az servete sahip yetişkinler sıralamasında da Türkiye ilk sırada.
Ekonomik büyümeyle toplumsal refah arasında
Sonuç olarak, iktidarın allayıp pulladığı ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasında bir doğru orantı yok gibi görünüyor. Olması gerekmez mi?
- Yeşil Politika ve Ekonomi alanında çalışan Prof. John Barry'nin ifade ettiği gibi, iyiliği, zorunluluğu ve kaçınılmazlığı geniş bir toplumsal uzlaşı ile neredeyse bir tür sağduyu hâline gelmiş "ekonomik büyüme"nin emekli olduğumuzda emekli maaşlarını güvence altına alacağı, sağlık sistemini geliştireceği ya da çevresel iyileştirme politikalarına harcanabilecek serveti yarattığı söylenir bize.
Türkiye, dünyanın 17. büyük ekonomisi hâline geldiğine göre, daha iyi emekli maaşları, daha iyi bir sağlık sistemi ve daha çevreci politikalar olması gerekmez mi o zaman? Gerekmez! Çünkü bunun olabilmesi için tek başına ekonomik büyüme yetmez, aynı zamanda gelir ve servet eşitliği, adaleti de gerekir. Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesim ülkedeki servetin yüzde 40’ını alıyorken, en zengin %20'lik kesim toplam gelirin yaklaşık %50’sini alıyorken ekonomik büyüme toplumsal refah değil, sadece daha fazla eşitsizlik, adaletsizlik ve yoksulluk getirir.
Yoksullukla kesişenler
Kaldı ki yoksulluğu sadece ekonomik terimlerle ölçme ve tartışma eğilimine de karşı koymalıyız, çünkü bu onunla kesişen toplumsal cinsiyet, ırk, dil, yaş gibi alanlardaki diğer eşitsizlik ve adaletsizlik biçimlerini de görünmez kılıyor.
- Yoksulluk çokboyutlu ve karmaşık bir olgu. Sadece ekonomik gelir düzeyi değil, yaşam standartları ve kalitesi açısından eğitimden sağlığa, barınmadan güvenliğe, spordan sanata kadar türlü alanlarda yoksunluk ve eksiklikleri ve aynı zamanda kötü muamele, ayrımcılık, damgalanma ve dışlanma gibi sosyal riskleri de beraberinde getiriyor.
İşte tam da bu yüzden ekonomik büyüme retoriğinin gölgesinde görünmez kılınan yoksulluğu, eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri daha çok konuşmamız lazım. Ekonomik büyüme artarken, toplumsal refah neden düşüyor diye sormalıyız her fırsatta. Ekonomik büyümenin sermaye ile emek arasında neden bu kadar eşitsiz dağıtıldığını sorgulamalıyız. Ekonomik büyümenin neden kamu yararına değil de belirli bir grubun çıkarlarına hizmet ettiğini sormalıyız.
Ekonomik büyüme ideolojisi, o büyüme ve birikimin ardındaki emeğin nasıl sömürüldüğünü gizler ve bunun hepimizin ortak çıkarına olduğu yanılsamasını yaratır, izin vermemeliyiz. Hasılı kelam, bu tür olaylarda ortaya çıkan cüretimizi biraz da yoksulluğa karşı mücadele için kuşanalım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İBB ve ABB'ye konser soruşturmaları. Kayyum atamalarına sözel tepkiye soruşturma, protestolara gözaltı ve tutuklama. Erken seçim açıklamaları. Torbadan çıkan yasalar. CHP'de Kurultay iddiaları. BRICS üyeliği.
14 Kas 2024

YAZARLAR

Yasemin Oral
Akademisyen. Dil politikaları ve eğitimi, eleştirel söylem çalışmaları, kültürel siyaset ve kimlik, dil ve toplum gibi disiplinlerarası alanlarda araştırma, yayın ve projeleri bulunmakta olup, sivil toplum çalışmalarına da aktif olarak katılım sağlamaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




