Sesi Duyulmayanlar #4: Doğa

Müthiş bir tahribatın içinde, iklim krizi ve soyu tükenen binlerce tür canlıyla sesini duyuramayan doğaya yönelik vaatler neler?
Sesi Duyulmayanlar #4: Doğa

Doğanın tahribatı yeni değil elbette ancak gündem maddesi hâline gelmesine yeni diyebiliriz. İnsanlık olarak doğaya verdiğimiz zararı ancak bu zarar gözümüze batmaya başladıktan sonra anlayabildik. Ekoloji örgütlerinin on yıllardır verdiği mücadeleyi anlamamız için belki de geri dönülemez bir yola girmemiz gerekti ve bu yolun sonunda çevre artık değişimden bahsederken en temel gündemlerimizden biri oldu. Son yıllarda Türkiye’de bu sorunu gözümüze sokan çok büyük birkaç olay yaşadık: Marmara denizindeki müsilaj ve geçen yaz boyu Akdeniz'i çepeçevre saran orman yangınları, bununla beraber sürekli kirlenen hava, sularda ve karada azalan canlı çeşitliliği, yanlış politikalar sebebiyle sular altında kalan binlerce yıllık Hasankeyf ve Tuz Gölü çevresinde ölü bulunan 5 binin üzerinde flamingo... Bütün bunlar bize bir şey söylüyor: Çevre politikalarımızı güçlendirmeli, bunu ana hedeflerimizden biri hâline getirmeli ve doğal mirasa bütünlüklü bir şekilde sahip çıkmalıyız. Bunu aklımızda bulundurarak gelin son yirmi yılda çevre adına neler vaat edilmiş, neler yapılmış, neler yapılmamış beraber inceleyelim.

"Ormanları Arttıracağız" Vaadi 

AK Parti, 2023 Vizyonu isimli belgesinde ormanlar adına şunları söylüyor:

  • Kent ormanı sayısını ise iki katına çıkaracağız.
  • Orman alanlarımız, ülkemizin yüzde 30’u olan 23,3 milyon hektara ulaşacak.

Öte yandan 6831 sayılı Orman Kanunu olarak da bilinen kanunun verdiği hukuki alan ile ormanların “kamu yararı”, “ mecburiyet” gibi gerekçelerle ormanları kullanıma açma izni hükümette. Cumhuriyet gazetesi yazarı Miray Özbilek’in haberine göre 2013-2021 yılları arasında AK Parti iktidarı ormanlık alanların 334 bin 35 hektarlık kısmını "kamu yararı” için kullanıma açtı. Bu, orman arazisi olup farklı amaçlarla kullanılan arazilerin yüzölçümünü 2021 yılı itibariyle 739 bin hektara çıkarmıştı.

"Orman alanlarımızı ülkemizin yüzde 30’una çıkaracağız" vaadi oldukça yapılabilir görünüyor. Öte yandan bu çok büyük bir atılıma da işaret etmiyor çünkü zaten Tarım ve Orman Bakanlığı'nın üç yıl önceki verilerinde dahi orman alanları ülkenin %29.4’ünü kapsıyor. Dolayısıyla bu vaat yaklaşık 4 milyon 700 bin hektar alanın ormanlaştırılmasını vaat ederken bir yandan da bu alanın hemen hemen yüzde 15’i kadar hâlihazırda ormanlık olan alanları da özel teşebbüslere açıyor.

Kent ormanlarımızın dönüşümüne ise belki İstanbul örneği üzerinden bakmak faydalı olacaktır. Elbette ki şehirleşme, sanayileşme ve yoğun göç koşulları altında bir şehrin çehresinin değişmemesini beklemek imkânsız olur ancak doğru politikalarla ve bütüncül, ekosisteme saygılı ve planlı bir şehirleşmeyle de bugün "Avrupa’nın en büyük kenti" diye nitelendirilen megakentte yaşanan birçok sorun minimize edilebilirdi.

  • Editörün notu: 20 yıllık iktidar süresince ormanların durumu hakkında bir trend yakalanabilirdi. Giderek azalan ve artık ciddi bir risk altında olan Kuzey Ormanları'nı korumak için birleşen Kuzey Ormanları Savunması, üçüncü havalimanı, üçüncü köprü, Kanal İstanbul gibi “mega projelerin” bütün ekosisteme geri dönülemez yaralar açtığını söylüyor, bu rant projelerini “sermayenin yaratıcı yıkımı” olarak değerlendiriyordu. 

6566 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı şöyle diyordu:

“Rize ili, Çamlıhemşin ilçesi sınırları içerisinde bulunan Ayder Yaylası Doğal Sit Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 109’uncu maddesi gereğince karar verilmiştir.”

Ancak AK Parti, 2023 seçimleri için yayımladığı vaatlere şunu da ekledi: 

“Ayder Yaylamızda, doğal dokuyu korumak amacıyla içme suyu, kanalizasyon, yağmur suyu, otel ve yeraltı otoparkıyla; 2023 yılının ilk çeyreğinde milletimizin istifadesine sunacağız.”

Buna karşın herhangi bir proje örneği veya metot bu vaadin içinde sunulmamıştı. “Böyle bir sit alanının oteller, otoparklar ile donatılması bu bölgeyi riske edecek mi?” sorusunun yanıtı da maalesef belirsiz. 

  • Bir adım geriden: Bu sırada bir de İkizdere Yaylası'nda yaşananları hatırlayalım: 2021 yılında İkizdere Yaylası yakınında kurulacak taş ocağına karşı yerli halk ayaklanmış, böylesi bir projenin yayla boyunca ekili bütün araziye zarar vereceğini, bölgede üretilen çayın kalitesini ciddi oranda düşüreceğini ve halkı ekonomik bir çıkmaza sokacağını söylemişlerdi. Hukuki süreç hâlâ devam ediyor ve İkizdere Yaylası’nın akıbeti hâlen belli değil.

Sesi duyulmayanların geçmiş sayılarında da birçok kez AK Parti’nin özellikle dezavantajlı gruplar adına verdiği vaat ve gerçekleştirdiği icraatın Avrupa Birliği (AB) ilişkileriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtmiş, AB’ye üyelik gündeminin askıya alınması sonrasında değişen icraatları incelemiştik. Bu durum, çevre konusunda da pek farklı değil. 

AK Parti “HEDEF 2023” sloganıyla yaymnladığı 2011 Seçim Beyannamesinde çevre konusu ve AB kesişimi adına şunları söylüyordu:

  •  “Avrupa Birliği’nin taraf olduğu ‘Uluslararası Çevre Sözleşmeleri ve Protokollerine’ dahil olma işlemleri tamamlanacaktır. ”
  • “Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde, mevzuat uyumu öncelikli bir konu olarak gündemde yer alacaktır. Türkiye; 300’ü direktif şeklinde olmak üzere 560’ı aşkın mevzuatı bünyesinde bulunduran Avrupa Birliği Çevre Müktesebatı’nın gereklerine tamamen uymaya ve bunları uygulamaya yansıtacak koşulları sağlamaya devam edecektir.”

2023 yılına geldiğimizde ise beyannamede sadece “Taraf olduğumuz Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedefimizi dünyaya ilan ettik.” diyor ancak Paris İklim Anlaşması haricinde AB’yi de ilgilendiren herhangi bir anlaşmadan bahsedilmiyor - ki Paris İklim Anlaşması da zaten Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında imzalanmıştı.

  • Geniş açı: Çevre adına büyük kazanımlar yaratabilecek anlaşmalar ya da bunları uygulamamıza alan sağlayacak kanunlar Türkiye’nin dış politikasında değişim sebebiyle askıya alındı ve çevre bu bağlamda ana odak değil, ikincil bir kazanım durumuna sokuldu.

Hasankeyf: “Bu gerçek ve içten bir veda”

Bu yazıyı bitirirken değinmeden geçemeyeceğimiz en önemli olaylardan biri Hasankeyf’in sular altında kalmasıydı. Olay 2020 yılında, yakındaki barajın taşması sonucu olmuştu, yerel yönetimlerde HDP’li Belediye Başkanı Mehmet Demir’in tutuklanmasının ardından onun yerine atanan vali Hulusi Şahin vardı. Bu sırada Yeni Hasankeyf bölgesinde su kaynağından, mal kayıplarının telafisine kadar birçok güncel gündem problem hâline gelmişti.

  • Dahası: Çevre sadece ormanlardan, sadece sularımızdan ibaret değil, onun üstünde var olan bütün canlılar, bütün ekosistem ve buralarda yüzyıllar boyu sürüp gelmiş, kurulmuş kültürel mirası da içinde barındırıyor. Belki de bu yüzden, Hasankeyf’in önce yanlış sulanma sebebiyle sular altında kalması sonrasında bölgenin imarına dair çıkan şaibeler bize önemli bir şey söylüyor. 12 bin yıllık köprünün sular altında kaldıktan sonra beton kaplanmasının gösterdiği bir şey var: yasa yapıcılar, uygulayıcılar, 12 bin yıldır sürüp gelmiş insanlık mirasını koruma bilincinde değiller.


Bu yazı boyunca AK Parti’nin bu seçim döneminde verdiği bütün çevre vaatlerini inceleyemedik. Bu vaatlerin bir kısmı önceden verilmiş vaatlerin devamı, bir kısmı da yeni olan ancak ölçülemeyen vaatlerdi. Örneğin: 

  • “Marmara Denizi’ne gelen kirlilik ve besin yükü kademeli olarak azaltılacaktır.” 
  • “Yeşil bina ve yerleşmeler hakkında toplumsal farkındalığın oluşturulmasını ve yeni yapılacak orta ve büyük ölçekli kamu binalarının Ulusal Yeşil Sertifika almasını sağlayacağız.” 

Bu gibi vaatler, bahsedilenlerin nasıl, hangi zaman sürecinde yapılacağı gibi kritik bilgileri içermiyor. 

Çevre konusunda bilinci arttırmak, STK'ların ve aktivistlerin göz ardı edilemez çabaları bu konunun çözümünde çok önemli bir yer tutuyor. Ancak bu çabalar yasalarla, yaptırımı yüksek ceza ve regülasyonlarla desteklenmedikçe, bu kadar küresel ve büyük ölçekli bir sorunda çözüme ulaşmamız zorlaşıyor. Bu bağlamda politika yapıcıların üzerinde çok büyük bir görev var ve her siyasetçinin de bu görev bilinciyle hareket etmesi gerekiyor. Umuyoruz ki durum daha da çığırından çıkmadan, çevre için somut ve sürdürülebilir adımlar atılır, yaşadığımız bu dünya ile barışırız.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

VaatVaat

BÜLTEN SAYISI

Sesi Duyulmayanlar #4: Doğa

Mega projelerin çevreye etkisi, uluslararası iklim kriziyle mücadele çabaları, kültürel miras

05 May 2023

Hasan Açar

YAZARLAR

Zeynep Kurt

Boğaziçi Üniversitesinde ekonomi öğrencisi, Vaat Platformunda içerik editörü, Aposto'da Vaat bülteninin yazarı.

Vaat

Vaat, isminden kendisine gelen sorumlulukla vaatleri derleyen ve inceleyen bir yayın. Her cuma saat 17.00'de.

İLGİLİ OKUMALAR