Sevag Balıkçı cinayeti: 10 yılı aşan dava sürecinde neler yaşandı?

Sevag Şahin Balıkçı, 24 Nisan 2011’de, zorunlu askerlik görevini yaptığı Batman’ın Kozluk ilçesinde, terhisine 23 gün kala aynı birlikte görev yaptığı er Kıvanç Ağaoğlu tarafından vurularak öldürüldü. Olayın, 1915’i anma günü olan 24 Nisan’da meydana gelmesi ve Balıkçı’nın Ermeni kimliği, daha ilk andan itibaren “Kaza mı, yoksa nefret cinayeti mi?” sorusunu beraberinde getirdi.
Şüpheler ve ilk tepkiler
Olayın ardından askerî makamlar ölümün "kazara" olduğunu açıkladı. Ancak Balıkçı’nın ailesi ve yakın çevresi, olayın bu şekilde açıklanmasına kısa sürede itiraz etti. Tanık ifadeleri ve Balıkçı’nın öncesinde tehdit edildiğine dair iddialar kamuoyuna yansıdı.
Oğlunun bilinçli şekilde hedef alındığını savunan baba Garbis Balıkçı, “Bu bir kaza değil, cinayet” diyerek davanın en kararlı takipçilerinden biri oldu.
Balıkçı Ailesi, dava boyunca neredeyse tüm duruşmalara katıldı; basına verdiği demeçlerde çelişkili tanık ifadelerine, eksik soruşturmalara ve olayın üzerinin örtülmeye çalışıldığına dikkat çekti. Özellikle tanık askerlerin ifadelerini değiştirmesi üzerine, mahkeme sürecinin adil yürütülmediğini sık sık dile getirdi.
Bu süreçte Rakel Dink, Arat Dink ve Ufuk Uras gibi isimlerin de içinde yer aldığı "Sevag için Adalet Girişimi" kuruldu. Girişim, olayın nefret suçu olduğu görüşünü savundu ve davanın takipçisi olacağını açıkladı.
Aynı dönemde, başta Hrant Dink cinayetinin ardından Ermeni gençler tarafından kurulan Nor Zartonk [Yeni Uyanış] olmak üzere, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi ve çok sayıda aydın, yayımladıkları çağrıda "gerçeklerin açığa çıkarılması" ve "adil yargılama" talebinde bulundu.
Askerî mahkemede yargılama
Dava, Diyarbakır’daki askerî mahkemede görülmeye başlandı. Yargılama sürecinde tanık ifadelerinin değişmesi, tanıklara baskı yapıldığı iddiaları ve olayın "kaza" olarak çerçevelenmesi kamuoyunda yoğun eleştirilere neden oldu.
26 Mart 2013’te mahkeme kararını açıkladı: Sanık Kıvanç Ağaoğlu "bilinçli taksirle öldürme" suçundan 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Bir astsubaya ise "görevi ihmal"den kısa süreli ceza verildi. Bu karar, hem Balıkçı Ailesi hem de insan hakları örgütleri tarafından yetersiz bulundu. Kararın "nefret boyutunu yok saydığı" yönünde eleştiriler yapıldı.
Karar, başta Garbis Balıkçı olmak üzere aile tarafından sert şekilde eleştirildi. Balıkçı, karar sonrası yaptığı açıklamalarda, “Oğlumun kanı yerde kaldı” diyerek mücadeleyi sürdüreceğini söyledi.
Kararın bozulması ve yeniden yargılama
Askerî Yargıtay, usul gerekçeleriyle kararı bozdu ve dava yeniden görülmeye başlandı. 2016’daki darbe girişiminin ardından askerî mahkemelerin kaldırılmasıyla dosya sivil mahkemeye, Batman Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi’ne devredildi. Yeniden yargılama 2018’de başladı. Yeniden görülen davada mahkeme, önceki kararın aksine olayın kaza olmadığına hükmetti.
- Sanık Ağaoğlu bu kez "olası kasıtla öldürme" suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. 13 Temmuz 2021’de Yargıtay bu cezayı onadı ve karar kesinleşti. Böylece yaklaşık 10 yıl süren dava süreci sonuçlandı.
Kararın ardından Garbis Balıkçı, yıllar süren hukuk mücadelesinin ardından verilen cezayı “gecikmiş ama önemli” olarak değerlendirdi. Ancak sürecin başından itibaren yaşananlara dikkat çekerek, gerçek adaletin ancak nefret suçlarının açıkça tanınmasıyla mümkün olacağını vurguladı.
Tepkiler ve yankılar
Türkiye Ermenileri Patrikliği, nihai kararın ardından yaptığı açıklamada, verilen cezanın “adalet özlemini bir nebze de olsa tatmin ettiğini” belirtti. Açıklamada, kararın nefret suçlarına karşı caydırıcı olması temennisi dile getirildi.
- Balıkçı Ailesi ve Ermeni toplumu temsilcileri ise süreç boyunca davanın "başından itibaren örtbas edilmeye çalışıldığını" savundu ve özellikle ilk kararın yarattığı güvensizliğe dikkat çekti.
Nor Zartonk, Yargıtay’ın onama kararı sonrası yaptığı açıklamada, mücadelenin süreceğini belirterek şu vurguyu yaptı: “Eşitlik ve adalet için, nefrete karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.” DurDe Girişimi ve benzeri oluşumlar ise davayı başından itibaren "ırkçı nefret cinayeti" olarak nitelendirdi ve Türkiye’de nefret suçlarına ilişkin yasal düzenleme eksikliğini gündeme getirdi.
Süreç boyunca Garo Paylan, Sezgin Tanrıkulu gibi siyasetçiler ve çok sayıda hak savunucusu davayı yakından takip etti. Balıkçı, her yıl 24 Nisan’da mezarı başında anılmaya devam etti; anmalar, Türkiye’de yüzleşme ve azınlık hakları tartışmalarının sembolik alanlarından biri hâline geldi.
Davanın hatırlattıkları
Sevag Balıkçı Davası, Türkiye’de askerlikte yaşanan ölümler, cezasızlık tartışmaları ve nefret suçları konularının kesişiminde yer aldı.
- İlk aşamada "kaza" olarak değerlendirilen bir ölümün, yıllar süren hukuk mücadelesi sonucunda "kasten öldürme" olarak tanınması, insan hakları örgütleri tarafından önemli bir eşik olarak görülse de süreç boyunca yaşananlar, adalet sistemine duyulan güvensizliği de derinleştirdi.
Dava, hem Ermeni toplumu hem de insan hakları savunucuları açısından, adalet için uzun soluklu mücadelenin simgesel örneklerinden biri olarak anılmaya devam ediyor.
11 yıl sonra aynı gün
Garbis Balıkçı, 24 Nisan 2022’de, oğlunun ölüm yıldönümünde vefat etti. Balıkçı, oğlunun mezarı başındaki anmaya gitmek üzere hazırlandığı esnada, evde geçirdiği rahatsızlık sonucu fenalaştı ve hayatını kaybetti.
Vefatının ardından hem Ermeni toplumu hem de insan hakları çevreleri, onu “adalet arayışının simge isimlerinden biri” olarak anan mesajlar paylaştı. Özellikle yıllarca duruşma salonlarını terk etmeyişi ve kamuoyu oluşturmadaki ısrarı sıkça vurgulandı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Vartan Estukyan
Gazeteci. Kültür-sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


