
-Spoiler yok.-
"Kafada istifhamlar, mercekte belirsizlikler, tercihlerde tutarsızlıklar… Çok normal.”
The Batman, iki yıldır Gotham şehrini kendi yöntemiyle korumaya çalışan Batman’in, amacının tam olarak ne olduğu bilinmeyen zeki bir seri katil olan Riddler ile karşı karşıya gelmesi sonucu, Gotham şehrindeki suç düğümlerinin çözmesini konu alan, ağırlıklı polisiye-gizem janrına sahip bir film.
Tanıtım amacı ile yazılan bir sinopsis örneği ile açıkladım filmin konusunu, zira bu incelemede çoğunlukla teknik hususlar ve bireysel düşüncelere yer vereceğim.
Bu filmi ele almadan evvel değinmek zorunda olduğum bazı konular var. “Hepsi, bütünün bir parçası… Bulmaca gibi…”

Kaynak: IndieWire
Batman, 1940’lı yıllardan beri okunan, izlenen, sevilen bir kahraman. Elbette eskiden bu denli karanlık, sert bir karakter değildi. Her şey 1986 yılında, sıradaki Batman filminin yönetmen koltuğuna Tim Burton’ın oturacak olması ile değişti aslında. Batman karakterindeki o karanlık tarafı bilirsiniz, kendi içine kapanıktır, keskin bir karizma sahibidir, gündüzleri playboy, akşamları ise dünyanın en iyi dedektifidir; ancak öte yandan uykusundan kabuslar eşliğinde, terler içinde uyanır, çözemediği pedagojik sorunları vardır… İşte bunların hepsi, Burton’ın özel sosu. Bu karakter, Tim Burton ile tanışmadan evvel boydan giydiği gri içliği, taktığı sarı kemerinin altında siyah slip donu ve sırtındaki lacivert pelerini ile gündüzleri de dahil olmak üzere dedektiflik yapan bir adamdı beyaz perdede. Hiçbir ağırlığı yoktu kısacası. Fakat Burton, onu, o paslanmış koltuktan kaldırdı ve bir kara şövalyeye çevirdi. Bunu yapmak için tam üç yılını verdi ve karakter geliştirmekteki bu başarısını ikinci bir filmle de süsledi.
Tabii Tim Burton’dan sonra yönetmenlik koltuğuna getirilen Joel Schumacher, iki farklı başrol ile iki farklı hikaye yaratıp suyu biraz bulandırsa da akıllarda Burton’ın portresi yer etmişti. Yıllar geçti, sene 2003, aylardan kasım… Sarı saçları ve ortaya koyduğu şahane yapımlar doğrultusunda parlak imajı ile sinemanın yeni yıldız çocuğu Christopher Nolan, sıradaki Batman serisinin yeni yönetmeni oldu. “Yapılmayanı yapmak istiyorum.” demişti. Uzatmayacağım, dediğini de yaptı. Öyle böyle değil ama… Peki, nasıl yaptı bunu? Her şeyden evvel imza niteliğinde, kusursuz bir sinematografi ile. Nolan’ın sinematografisi, her daim jilet gibidir. Çizgiler keskindir, belirsizliklere -kaleme aldığı hikayelerin aksine- asla yer yoktur. Renklerin uyumu, ciddiyetin temsilcisidir. Bir Nolan filminde asla; ama asla canlı ara renkleri göremezsiniz; düşünün, bekliyorum.

Kaynak: Variety
Kaleme aldığı hikayeler demişken, zekâ kokar. Fakat izlerken hem hikayenin hem de sizin soluklanmanıza müsaade eder. Ne demek istiyorum? Bilinmezler, boşluklar yaratır Nolan. Ardından bu boşlukları kısa aralıklarla doldurmaya başlar. Siz de hikayenin aksiyon kısımlarını izlerken bir yandan bu boşluklarla ilgili düşünmeye başlarsınız. Ekranda mafya babasının parasına çöken karakter vardır ve size şunu düşündürür, “Ulan bu adam bu yara izlerini nasıl aldı hakikaten?” Hikayenin ana hattıyla bağlantısı olmasına da özen göstermez düşündüğünüz bu şeyin; ama çok etkilidir. Zaten kaleminden çok emindir Nolan, izleyiciyi filmin sonundan mümkün olduğunca uzak tutmak için her şeyi yapar. Finale yaklaştıkça zamanlamayı kusursuz şekilde yapmak zorunda olan karakter ile yükselen tansiyon, muazzam görsellik, destansı müzikler, kötü karakter ile nihai buluşma ve Climax! Ardından da öyle seviyeli düşürür ki tansiyonu… Salondan öyle bir ayrılırsınız ki “Ya ben bir şey izledim, aşırı özeldi; ama tekrar izlemem lazım tam olarak sindirebilmek için.” dedirtir. Tabii herkesten Nolan olmasını bekleyemezsiniz; işlerini beğendiğiniz bir başka yönetmenden bile…
“Şimdi iyi güzel de Sinemacı Adam, bunları neden anlattın?”

Kaynak: Amazon
Matt Reeves’in yarattığı Batman dünyasını, kendinden öncekilerle kıyaslamadan yorum yapmak, pek mümkün değil. “Neden kardeşim? İlla kıyaslamak mı lazım?” Aslında genel olarak şahsi tutumum, kıyaslama yapmanın doğru olmadığı yönündedir; fakat bu kıyası yapmak isteyen, Matt Reeves’in ta kendisi. Biraz daha açayım. Sinemada özgünlük, biriciklik durumu vardır. Siz neyseniz, filminiz de odur. Basit bir deyişle eğer sizin adınız Matt ise işinizi içinizden geldiği gibi, dış etmenlerden bağımsız bir şekilde yaparsanız bu, Matt’in filmi olur. Ama siz, “Ya, benden evvel Chris bir film yapmıştı; resmen kaşesini sinema dünyasına basmıştı. Benim filmim onunkine benzemesin. O, her ne yapmadıysa onlara odaklanayım.” dediğiniz andan itibaren filminizin alnında, “Chris’in filminden arta kalanlar” yazıyor. Siz, yeni biri olmaya değil, başka birinden farklı olmaya gelmişsiniz. İşte kafadaki bu garip istifhamlar, maalesef ortaya çıkacak işin habercisiymiş. Yanlış anlaşılmasın, The Batman iyi bir film. Gerçekten hoşuma giden yanları mevcut; fakat o, “Ortalığı yakıp yıkmaya geliyor, fark yaratmak için doğdu.” söylemleri ile uzaktan yakından ilgisi yok. Şimdi spoiler vermeden daha derine ineyim. Gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.
Bu incelemeyi kaleme aldığımda (03.03.22) şu haber, henüz karşıma çıkmamıştı.
- The Batman filminin yapımcılarından Dylan Clark, kısa bir açıklamada bulundu.
"Henüz yapım aşamasının başındayken Chris'i (Christopher Nolan) karşıma aldım ve 'Bak, şu ana kadar yapılmış en iyi Batman filmi olan The Dark Knight'ı geçmeye çalışıyoruz. Tek hedefimiz bu.' dedim. Sadece gülümsedi ve şans diledi."
Tabii incelememde hedefi 12'den vurmuş olmak, elbette memnun etti. Yalnız Matt Reeves değil, Warner Bros.'un en tepesinden en dibine kadar, işleyen tüm çarklarının Batman markası adına tek hedefi bu. Elbette bu çok normal; fakat görünen o ki, hal böyle olunca sadece festivallere ve Amerikan seyircisinin zevkine oynayıp bazı önemli noktaları kaçırmışlar. Devam edelim.
“Doğal olmadığını hissediyorsunuz…”

Kaynak: Warner Bros.
Tabii birazdan bahsedeceklerim, bir yönetmen tercihidir; Reeves’in bunları isteyerek yaptığına da adım kadar eminim. Fakat filmin tamamında belirsizlikler ve bu belirsizliklerle girdiğiniz tünelde de tutarsızlıklar mevcut.
Önce görsel olarak bir örnek verip yazıya öyle devam edeceğim. Hemen yukarıda görmüş olduğunuz sahne ve benzerleri, tamamıyla yer altında çekildi. Arkada gördüğünüz Gotham şehri ise oyuncuların hemen bir metre yanına koyulan dev LED ekranlar yardımı ile oluşturuluyor. Bu, çok da tercih edilen bir yöntem değil; çünkü derinlik açısından henüz mükemmelleştirilememiş bir sistem. Bu da doğallığa ket vurabiliyor. Daha detaylı bir şekilde, video yardımıyla da şurada açıklamıştım. Devam edelim.
Nolan’ın hikayelerinin zeka koktuğundan ve bu zeka kırıntılarını belli aralıklarla nasıl tükettiğinden bahsetmiştim. Reeves de öyle açıyor perdeyi, zekice. Hatta bana sorarsanız, gerçekten epik bir açılış. Karanlık, gergin, merak unsuru yüksek… Fakat ilk yarım saatin ardından… Soru işaretleri olmasına rağmen, bir soluklanıp bunları düşünmeniz için herhangi bir zaman vermiyor. “Çat çat! Bunun cevabı şu, şunu da ben çözerim, bak şunun cevabı da bu!” Size bilmece sorup cevap vermenizi beklemeyen, orta okuldaki o uyuz arkadaşınızdan farksız Matt Reeves.
Kaldı ki yaratılan soru işaretleri, hiçbir zaman kahramanımızın başını ağrıtmıyor. Sanki iki kere iki kaç eder sorusu sorulmuş gibi her şeye takır takır cevap veriyor dünyanın en iyi dedektifi. Ama herhangi bir dedektiflik yaptığını görmüyorsunuz. Sürekli olarak davanın bilinmezleri, karakterimizin üstüne fırlatılıyor resmen. Tam bir bilinmez çıkıyor, siz üstüne düşünmeye başlıyorsunuz derken bir anda kapı açılıyor, biri içeriye giriyor ve farkında olmadan Batman’in araştırdığı her şeyi bir anda söylüyor. Bu durum, filmde defalarca kez tekrar ediyor. Kendi başına çözdüğü tek bir şey bile yok diyebilirim dedektifimiz için. Durum böyle olunca doğallığı, hatta her senaryoda sağlamak zorunda olduğu inandırıcılığı da aktaramıyor izleyiciye. Gerilim-polisiye filmi iddiasını iki senedir her konuşmasında dile getiren Reeves, bu sözde gerilim filminde hiçbir germe-açma yapmıyor. Yani gerildiğiniz ve sonunda çözüldüğü için doruk noktasına ulaşan hiçbir sahne yok. Film, risklerden çok uzak kaleme alınmış. Bir nevi yazar tembelliği mevcut ne yazık ki. Filmin bana sorarsanız en büyük eksiği de bu. Üç saatlik süresi ile acayip gereksiz sarkıyor film. Bir climax noktasının olmayışı da tatminsizlik yaratıyor.
“Kurşun geçirmez yaratılmış…”

Kaynak: Warner Bros.
Senaryo hakkında birçok terim vardır ve bunlardan biri de Plot Armor'dır. Nedir bu plot armor? Karakterimiz, girdiği her tehlikeli durumdan, yazarın kalemi doğrultusunda makul bir şekilde kurtulur. Yani başka birini öldürecek olan şarapnel parçası, karakterimizin yanağını çizerek geçer.
Batman’i biliyorsunuz, düz duvara tırmanır tabiri caizse. Robert Pattinson’ın canlandırdığı Batman… Hayatınızda görüp görebileceğiniz en ağır, en serin kanlı, en cool olması için zorla çaba sarfedilen Batman olabilir. Yani katalog çekimine gitmiş, saçı bozulmasın diye kafasını hareket ettirmeyen mankenler gibi, tüm film boyunca o boynu çevirmekten imtina eden bir Batman. Tüm film boyunca şöyle poz kesiyor karakterimiz.☝️
Absürt geçişler de mevcut. Bir anda bir çatışmaya giriyor Batman, Allah Allah! Yarıp geçiyor. Başka bir sahnede ise hiç olmayacak bir darbe alıyor. Ne hikmetse çizik bile yok karakterimizde. Ya, yüzünde bomba patlasa burnu kanamıyor, öyle söyleyeyim. Plot armor, plot armor olalı, böyle sağlamlık görmedi be Reeves.
Bir de şu sinematografi meselesi var. Bundan iki-üç sene evvel izleseydim bu filmi, Matt Reeves’e hayatımın sonuna kadar Flu Reeves lakabını takardım; fakat işleyişi bildiğim için saygı duyuyorum ve ses etmiyorum. Filmin bir saniyesinde bile ekranda %100 netlik söz konusu değil. Sürekli bir şeye odaklanmaya çalışan ve odak dışı her şeyin anormal bulanık olduğu bir görselliğe sahip film. Yani gözünüzle bir yere odaklandığınızda diğer objelerin bulanıklaşma oranının çok üstünde, doğallığı bozan bir yapıya sahip ve tüm film böyle. Şahsen kötü ve yorucu bir tercih; fakat saygı duyuyorum.
“Peki bu filmin hiç mi iyi bir yanı yok?”

Kaynak: Warner Bros.
Var. Reeves’in yarattığı dünya, görsel açıdan gerçekten hoş. O yozlaşmış, çetin sokakların fotoğrafını çok iyi çekiyor. Bir derinliği olmasa da Gotham, bir karaktermiş gibi ele alınıyor, ki bu çok hoşuma gitti. Aynı zamanda oyuncu yönetiminin de üst düzey olduğunu söylemeliyim. Zoë Kravitz’in Catwoman’ı, şu ana kadar izlediğim en iyi Catwoman olabilir. Bir de Colin Farrell… çok kısa süre yer almasına rağmen, inanılmaz bir performans sergilediğini düşünüyorum. Paul Dano’nun performansı da oldukça başarılı, hatta “Keşke daha çok sahne alsaydı.” derken buldum kendimi. Aktörlük meziyetlerini çok beğenen biri olarak, ne yazık ki Robert Pattinson’dan ekstra bir şey göremedim. Ama bunun, yazılan karakter ile alakalı olduğunu düşünüyorum.
Aynı zamanda çocukluğumdan beri Batman’in dedektiflik özelliklerinin ön planda olduğu bir film hayalim vardı. Her ne kadar çapsız olsa da bunun için uğraşılmış olduğunu görmek, gerçekten çok güzel. Kim bilir, belki de ikinci filmde daha kaliteli bir şeyler ortaya konacaktır senaryo adına. Çünkü o potansiyele sahip bir yapı mevcut. Beni en çok üzen de bu zaten. Oyuncu kadrosu, görüntü yönetmeni ve maddi gücü ile gerçekten Nolan’a rakip olacak kadar iyi bir şey geleceğini düşünüyordum. Gördüklerim, beni bu bağlamda tatmin etmedi. Yavaştan kapatalım.
“Madem filmde beğendiğin şeyler de vardı ve senin için olumlu, o zaman neden bunca eleştiri?”
Kaynak: Screen Rant
Biliyorsunuz, film vizyona girmeden evvel yere göğe sığdırılamadı. Fakat bu filmin yüksek inceleme puanları alması, çok normal. Çünkü her noktasıyla Amerikan kültürüne ve bakış açısına adeta tapınan bir yapım. Karizmatik, güçlü, doğrucu, kurşun geçirmez, yenilmez, halk kahramanı… Amerika pazarına öyle bir oynuyor ki film, karaktere Adalet diye sesleniliyor film boyunca, ciddiyim. Fakat sadece bununla Avrupalı izleyiciyi cezbetmek imkansız. Avrupalı sinema izleyicisi, yorgun savaşçıları sever çünkü. Yer yer ahlaki olarak çökmüş, sevdiklerini kaybeden, yaralanan kahramanları arar. Zaten dünyanın en büyük film eleştirmenlerinin film özelindeki incelemelerine baktığınızda Amerikalı eleştirmenler 80 üstü, Avrupalı eleştirmenler ise ağırlıklı 60-80 arası puanlama yaptığını görüyorsunuz. Film, gerçekten teknik açıdan en fazla bu kadar edebilir. Evet, iyi bir film; ancak sadece iyi. Daha fazlası, çok büyük bir pazarlama başarısı.
Filme bir cümle ile puan vermem gerekirse, “Sadece farklı türde bir Batman serüveni olduğu için bile iyi bir ses ve görüntü sistemine sahip olduğuna emin olduğunuz sinema salonunda izlenir.”
Ki serinin de devam edeceği göz önünde bulundurulduğunda izlenir yani.
Unutmayın, bunlar tamamıyla kişisel görüşler. İncelememi buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler.
Kendinize iyi baktığınız, sinema dolu, sağlıklı bir pazar günü diliyorum. Çarşamba günü görüşmek üzere.👋
Umarız gördüğünüz şey hoşunuza gitmiştir. He, eğer “Gitmedi.” diyorsanız, her daim bu e-postaya yanıt verebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Sinema, senaryo ve çekim teknikleri, teknoloji, yönetmen tercihleri, kültür ve daha fazlasıyla spoiler olmadan.
06 Mar 2022

YAZARLAR

Oğuz Altınöz
Yazar - Show Business

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR



