Özgür Tartışma Ortamı İdeasıyla İnternet ve Linç Kültürü

İnternet yüzyılın icadı. Uzak kaldığımızda modern hastalıkların pençesine düşüren bu milenyum gelişmesinin tekerleğin icadı ile zirve savaşında olmasının önemli bir sebebi var.
Nasıl bugün metaverse’e geçmekten konuşuyorsak, 1990’larda bir nesil bir sabah uyandığında “internete geçti”. Bir anda dünyada bugüne kadar üretilmiş ve üretilmeye devam eden bütün bilgilere erişme gücüne sahip olduk. Aynı şekilde dünyanın her yerinden sesleri duymaya da. İnternet ortamı, bazen birlik olup sahip olduğumuz sesin daha da gür çıkmasını sağlarken, bazı zamanlar ise o sesin bastırılmasına sebebiyet verebiliyor. Anonim kimliklerin ardında filtresiz ifadelerle filizlenen linç kültürü, bugün doğru ve yanlış arasındaki ayrıma kimin karar verdiğini sorgulamamıza sebep oluyor.
Ancak bugün geldiğimiz noktada dijital demokrasinin beklentilerimize bütünüyle hitap ettiğini söyleyebilir miyiz? İnternet gerçekten herkesin fikrini özgürce tartışabildiği bir paylaşım ortamı mı, yoksa sosyal hayattaki çekincelerimizin ortadan kalktığı bir savaş muharebesi mi?
20 yaşında bir yazılımcı olan Baran yaklaşık 5 yıldır iş dünyasında aktif olarak yer alıyor. Yaşam tarzını ve çalışmalarını sosyal medya üzerinden takipçileriyle paylaşan Baran, içinde bulunduğu sektörü ilgilendiren bir tweet’e yaptığı yorumla kendini linç oklarının ucunda buldu.
“Twitter’da sürekli metroda kod yazan, arabada kod yazan insanların fotoğrafları paylaşılıyordu. Bir anonim hesabın bu fotoğrafları kolaj haline getirerek, “Modern hayatın kölesisiniz, her yerde çalışmayı iyi bir şey gibi lanse ediyorsunuz.” şeklinde bir yaklaşımda bulunduğunu gördüm. Üstelik fotoğraftaki kişilerin yüzleri ve isimleri açıkça seçilebiliyordu. Belki yanlış bir aksiyon aldım ancak ben de bu tweet’e şöyle bir karşılık verdim: “Fotoğraflarını paylaştığın insanların aylık gelirleri senin yıllık gelirine eş. Bu fotoğraflar için yorum yapmak senin haddine değil.” Türkiye’de de bu ekonomik düzende maddiyat özelinde böyle şeyler yazınca alacağın tepki az çok belli. Bunun üzerine tabii yazdığımız tweetler çok farklı yerlere gitti ve çok fazla etkileşim aldı. Görüşümü destekleyen ve desteklemeyenler oldu.”
Önce forumlar daha sonra sosyal medya hesaplarımız aracılığıyla tam da aradığımız özgürlük ve müzakere sahnesini elde ettiğimizi düşünürken, bir anda gelişen linç kültürü hayallerimizi suya düşürdü. Baran’ın başına gelenler gibi bir kişi veya bir grup başka kişi ve gruplar tarafından hedef gösterilebiliyor, aşağılanabiliyor ya da hem fiziksel hem de psikolojik tacize uğrayabiliyor.
“Kovadaki yengeç teoremini belki biliyorsunuzdur. Kovadan kaçmaya çalışan yengeci diğer yengeçler sürekli aşağı çekmeye çalışır. Çok çalışan insanlara çok çalışmayı iyi bir şey gibi lanse etmeyin gibi yorum yapmanın faydalı olduğunu düşünmüyorum. Bu bir nevi tembelliğin vicdan rahatlatması gibi geliyor bana. Biraz sert çıktım ve akabinde biraz ters tepkiler aldım anlaşılabileceği üzere.”
Güç zehirlenmesi
Böylece insan olmanın olumsuz getirileriyle beraber elde ettiğimiz bir gücü daha yıkıcı boyutlara gelebilecek şekilde büyüttük. Herkesin fikrini ifade edebileceği özgür bir ortam olarak tanımladığımız internet bize iyi gelmedi, yalnızca hemfikir olduğumuz yorumlara tahammül edebildiğimiz keskin sınırlı bir kutuya dönüştü. Hatta kurtulabileceğimiz yeni bir yol keşfetmek bir nevi içimizdeki öfke ve gaddarlığı sinsice beslememize yol açtı. Baskı ve sindirme yolları hükûmet ve şirketlerin elindeyken her ne kadar rahatsız oluyorsak, aynı sessiz sansür ve sindirmeyi belki de sokakta yan yana yürüdüğümüz insanlara uygulamaya başladık. Birbirimizin fikir ve duygularını hangi noktada bu kadar önemser olduk bilmiyorum ama siber zorbalık gelecek neslin davranış biçimini temelinden değiştirebilecek bir hareket haline geldi.
"Bir süre hesabımı gizledim çünkü bu akım devam etsin istemedim ve tweetimi silmek de istemiyordum. Daha sonra hesabımı açtığımda aslında ne demek istediğim üzerine bir tekzip yazısı yayınladım. Aslında ne demeye çalıştığım, insanların ne kadar kazandığıyla ilgilenmediğim, sadece bir şey başarmak isteyen insanların hayatına saygı gösterdiğimi vurgulamak istedim. Sonuçta ben bulunduğum yere böyle geldim ve zorluklarıyla beraber bu benim hayat tercihim, kimse bunun üzerine olumsuz yorumlarda bulunmamalı. Bu nedenle düşüncemin arkasında durdum. Daha sonra olay şöyle bir noktaya geldi, her 10-15 dakikada bir gidip yazılanları okuyordum."
Kitle ahlakı ve “cancel culture”

Cancel culture için sosyal medya üzerinden başlayarak bir kişinin ya da kurumun sosyal hayatında da ayağını kaydırmak diyebiliriz. İnternet yeni bir kamusal alan inşa etti ve her bir kitlenin kendi ahlak kuralları var. Harvey Weinstein, J.K. Rowling, Tamer Karadağlı, Ahmet Kural, Ozan Güven, Rasim Ozan Kütahyalı… Saydığımız isimler ve çok daha fazlası sorunlu söylemleri ya da davranışları nedeniyle “iptal” kültürünün çemberinden geçti. Dezavantajlı bir azınlığa mensup olmak veya fikirlerin toplumun genelgeçer doğrularıyla çatışması gibi basit nedenler de okların ucuna gelmemize sebep olabiliyor. Ya da sadece canı sıkkın birinin öfkesini kusmak için bahane arıyor. Artık ne kadar şanslıysan.
"Şirketime yaşanan olayları içeren bir mail atıldı, aslında linç kültürünün belki de cancellation’a giden boyutu bu oldu benim için. Attığım tweet, çalıştığım şirketin insan kaynakları sorumlusuna temiz bir İngilizce ile detaylandırılarak gönderilmişti. Belki benim için maaş değerlendirmesi yapabileceklerini ya da bir gün bizim şirkette çalışacak olsa benim gibi insanlarla beraber olmamak için tercih etmeyeceğini yazmıştı. Beni cancel eden ve kovulmamı isteyen ifadeler yani. Şirket bunu hiç umursamadı sanırım, en azından tarafıma bir dönüş sağlanmadı. Ancak Türkiye’de bir şirkette çalışıyor olsaydım muhtemelen bunun ucu kovulmaya kadar giderdi.”
"Burası benim kişisel blogum"
Sosyal medyada alınan her tepki günün sonunda tek bir sonuca varıyor.

Evet, herkesin hesabı kendi kişisel fikirlerini ve ait olduğu kimliği ilgilendiriyor ancak sahip olduğumuz gücü kullanmayı bilmemek işleri ayrıştırma siyaseti seviyesine indirgedi. İlkokulda hayat bilgisi dersinde aldığımız herkesin fikrine karşı hoşgörülü olma öğütleri, ailemizin verdiği yabancılarla konuşmama telkinleriyle birleşti ve ortaya sadece kendimizden olanı benimsediğimiz, olmayanı itinayla itelediğimiz bir sisteme dönüştü. Çocukluğumuzdan beri kafamız çok karışık. Elbette bu fikrime katılmayanlar da olacaktır…
“Biraz zaman geçtikten sonra bunun gayet normal bir sürecin parçası olduğunu fark ettim. Ben şöyle görüyorum linç kültürünü, kafede bir arkadaşınla otururken yanlış bir şey de söylese çok ters bir tepki veremezsin. Ama sosyal medyada arkadaşın olmayan bir insana doğru bir şey söylese bile sırf canın sıkıldığı için sırf o gün kötü hissettiğin için ters bir yorumda bulunabilirsin. Böyle değerlendirince normal karşılıyorsun. İnsanlar aslında sana kızgın, seni sevmiyor ya da seni nefret objesi olarak görüyor değil. Muhtemelen yazdığın tweeti 30-35 saniye içinde okudu, 70-75 saniye içinde üzerine çok düşünmeden cevap verdi. Aynı şekilde ben de yazarken maksimum 1-2 dakikamı harcamışımdır. Bu durumu sosyal medyadaki çoğu içeriğin hızlı üretilip hızlı tüketilmesi ile ilişkilendirmek mümkün. Muhtemelen lince uğrayan bir arkadaşım olduğunda süreci böyle paylaşıp rahatlatmaya çalışırdım, bana da böyle anlatıldı çünkü.”
Hepimizin içinde bir canavar yatıyor mu?
Her ne kadar linç ve iptal kültürünün olumsuz yanlarına değinsek de, Baran başından geçenlerin yerine göre geliştirici bir süreç olabileceğini ifade ediyor. Yıkıcı eleştiri ve toplumdan izole etme yerine fikirlerimizi daha yapıcı çerçeveler içinde ifade etmeyi öğrenirsek, hayalini kurduğumuz özgür tartışma ortamını inşa edebiliriz. Elbette sorunsuz bir toplum kimliği, stabil ruh hali, pembe bulutlar ve uçan filler şimdilik öncelikli ihtiyaçlarımız. Ben bunlara sahip olmadan linç kültürünü olumlu bir çizgiye kaydırabileceğimizi sanmıyorum.
“Süreç doğru ilerlediği sürece geliştirici oluyor. Cancellationa katılmam ama lince katılabilirim. Linç dediğimiz aslında biraz da fikirlerin çarpışması gibi, burada kelimeler önemli. Birini direkt olarak aşağılamadığın ya da kötü hissettirmediğin sürece aksi fikir söylemekte veya karşı çıkmakta bir problem yok. Sadece tweet zincirinin etkileşimi arttığında bunun adı linç oluyor yoksa çok kompleks bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle doğal olarak bulunurum diyorum, direkt hedef gösterilen bir şeye karşı değil. Özellikle sektörün içinde sadece etkileşim için yazılan şeylere karşı çıkabiliyorum veya saçma bulduğum bir fikre tepki gösterebiliyorum. Bunlar gayet doğal, benim başıma gelen şey de gayet doğal bir sürecin parçasıydı. Muhtemelen bulunurum içinde ama gidip birinin şirketine mail atmam yani.”
Şimdi ne yapacağız? İnsanlık, toplum, internet kullanıcıları, Geleceğe Dönüş okurları/yazarları olarak çok işlevli ifade ortamımızı iptal ve lincin kara lekesinden nasıl sıyıracağız? Sanırım bir sonraki adımımız günah keçisi seçicileri günah keçisi ilan etmek. Cancellayanları cancellarsak, temiz bir sabaha uyanır mıyız sence?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
👀 Bilgiyi taşımak tekerleğin icadından çok daha değerli. Peki ya demokrasi?
04 Eyl 2022

YAZARLAR

Nur Kardelen Ay
Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.
İLGİLİ OKUMALAR


