Sinemanın Geleceği ve Deepfake

"Ayırt edemiyorsan, ne önemi var?"
Sinemanın Geleceği ve Deepfake

Bugün sahip olduğumuz alışkanlıkları ve sistematik yapıyı baştan aşağıya değiştirerek yeni bir kültür oluşturan her türlü yeniliğe ‘yıkıcı teknoloji’ veya ‘yıkıcı yenilik’ diyoruz. Tıpkı 3D yazıcılar, sanal gerçeklik ve blockchain gibi yapay zekâ da günlük yaşantımızdaki birçok dinamiği değiştirmeye, dünyaya dair algılarımızı yeniden kurgulamaya aday teknolojilerden biri olmasıyla dikkat çekiyor. 

Diğer yıkıcı teknolojilerin aksine çoğunlukla “veri” ile ilgili olduğu ve kullanıcı tarafında pahalı cihazlara gereksinim yaratmadığı için bugün yapay zekâ teknolojisi hayatımızda daha fazla yer alıyor. Veri yaratma (kamera, blog, sosyal paylaşım siteleri vs.), veri aktarımı (bulut sistemler, video sıkıştırma vs.) teknolojileri ile birlikte insan-makine arayüzleri de geliştirildikçe yapay zekânın artık ‘içimizde’ yaşadığı bir senaryoya kadar ilerlelememiz bekleniyor. Bugün bu teknolojinin, yani AI’ın, ilgi çeken alt dallarından birisi olan deepfake’e odaklanacağız. 

Sadece gözümle gördüğüme inanırım diyorsan, bir daha düşünmekte fayda var diyebiliriz. 

Sahte videoların kolaylıkla oluşturulmasını sağlayan bir yapay zekâ alt dalı olan Deepfake, ilk kez ortaya çıktığında ünlü insanların sahte porno videoları yapılıyordu. Ülkemizde çok konuşulmasa da Amerika’da büyük bir sorun olarak görülen “intikam pornosu” konusunda büyük sıkıntılar yaratacağı korkusuyla gündem yaratmıştı. O günden bu yana, bazıları korkutucu bazıları ise heyecan verici yüzlerce farklı deepfake projesine tanıklık ettik. Kemal Sunal’ı The Mask olarak izledik, yine Ziraat Bankası’nın reklam filminde Kemal Sunal’ı tekrar görme fırsatı bulduk. Neo’nun mavi hapı seçtiği The Matrix paralel evrenini izleme şansı bulduk. Bunlara benzer onlarca farklı örnek verebilirim ancak seni yormamak adına hepsini burada topladık. One link to rule them all. 

Peki ya, yaşanmamış şeyleri videoya kaydedebilen, vefat etmiş insanları başrol oynatabilen deepfake, sinema endüstrisini nasıl etkileyebilir? 

Benedict Cumberbatch’in ailesine zaman ayırma bahanesiyle Sherlock’u öksüz bırakmasından dolayı acı çekenlerden biriysen, deepfake teknolojisi seni mutlu edebilir. 

Deepfake sayesinde Benedict ve onun gibi aynı dertlerden muzdarip oyuncuların sette saatler geçirmesine, ailesinden ayrı kalmasına veya yorulmasına ihtiyaç kalmayabilir. Çünkü geliştirilen yapay zekâ ile oyuncunun diğer filmlerde oynadığı videolara ve yeni filmin rastgele bir dublör ile çekilmiş sahnelerine sahip olunması yeterli olacaktır. Eğer film için Benedict ile sözleşme imzalandıysa ve oyuncunun kamera önüne geçip bazı mimiklerini göstermesi istenirse, yapay zekânın işi çok daha kolay olacak ve film içerisinde her türlü sahneye uygun mimikleri kolayca yerleştirebilecektir. En ideal senaryoda; birinci adım oyuncu ile anlaşmak, ikinci adım ise oyuncunun olabildiğince fazla videosunu bularak yapay zekâya vermek olurdu. Bu konuyu aslında Bojack Horseman’de gördük. Bojack, başrolü olduğu filmde yönetmenle yaşadığı sorunlar sonrasında filmi yarıda bırakmış, kısa bir süre sonra Bojack’in deepfake teknolojisiyle kaydedilmiş görüntüleriyle filmin eksik parçaları tamamlanmıştı. Bojack’in deepfake versiyonunun “oyunculuğu” o kadar beğenilmişti ki depresif atımız kendini Oscar adayı olarak bulmuştu. Bojack eve ödülle dönemedi ama yakın gelecekte deepfake teknolojisiyle Oscar kazananları görme ihtimalimiz bir hayli yüksek. 

Asıl sorun herhangi bir proje için oyuncu ile anlaşamayan/ anlaşmayan insanların yine de o oyuncuyu filmde kullanmak istemesiyle başlıyor. Çünkü, bir oyuncunun sadece internette bulunan videoları ile yeni bir film yaratmak, teknik olarak zorlayıcı olsa da, adanmışlıkla birlikte gayet uygulanabilir duruyor.

  • Netflix’in yeni dizisi Lupin’de güzel bir deepfake örneği görüyoruz. Teknoloji henüz bu kadar kusursuz olmasa da, birkaç yıl sonra neler yaşanabileceğine dair güzel bir örnek sunuyor.
  • Deepfake sadece görüntü değil, aynı zamanda ses taklidini de bir hayli başarıyla gerçekleştirebiliyor. Geçtiğimiz yıl, uluslararası bir şirketin Birleşik Krallık CEO’sunun, Almanya CEO’sundan gelen sahte bir arama ile 243 bin dolar kadar dolandırıldığını hatırlatmakta fayda var.
  • Yine, Instagram’da en çok ilgi gören içeriklerimizden birisi olan bu haberde; Amerika’nın aslında Ay’a hiç gitmediğini, dönemin ABD başkanı Richard Nixon’ın videosu ile kanıtlayabiliyoruz. 
     

Gerçekliğin güvenilirliğini kaybettiği bir ortamda, kurgunun bir önemi kalır mı?

2019 yılında vizyona giren Gemini Man (İkizler Projesi) filminde Will Smith, başrolü 23 yaşındaki kendisiyle paylaştı. Bir kamera, çekimler boyunca Will Smith’in mimiklerini takip etti ve sonrasında Smith’in gençlik yıllarına ait filmlerden görüntülerini kullanarak gençleştirme işlemini gerçekleştirdiler. Bu süreç boyunca deepfake veya yapay zekâdan nasıl yararlanıldığına dair detaylı bilgi bulunmuyor ancak asıl konu, film çekiminin ardından Will Smith’in olaya bakış açısı ve söyledikleri: 

“...Şimdi, asıl heyecanlı olduğum şey; tamamen dijital olarak oluşturulmuş 23 yaşında bir Will Smith var ve ben bununla yeni filmler yapabilirim. Çok şişman yapacağım kendimi, sonuna kadar gideceğim..Çok ilginç bir deneyimdi. Bundan 10 sene sonra, insanların ‘yemin ederim bu ben değilim’ diye yalvardığı mahkemeler olacak...” 


(Bu konuya dair linki bültenin sonunda ileri okuma başlığında bulabilirsin)

Henüz değil

Henüz deepfake teknolojisinin sinema sektöründe aktif ve özellikle ana akım haline gelemeyeceği aşikar. Zira, deepfake ile yapılan videoların çözünürlüğü bir hayli düşük ve küçük hataları da beraberinde getiriyor. Yani, büyük stüdyoların tamamen güvenebileceği bir teknoloji henüz ortada bulunmuyor. Deepfake ile video işlemek için gereken işlem gücü ve buna bağlı maliyet mevcut teknolojilerle (yeşil perde, motion capture, CGI) karşılaştırıldığında çok daha maliyetli bir hâl alıyor ve stabil olmamasıyla dezavantaj yaratıyor.

Bu yüzden, önümüzdeki yıllarda tamamen deepfake ile çekilmiş bir film görebiliriz gibi görünmüyor. Ancak, bu, deepfake’in sinema sektörünü etkilemeyeceği veya izleyicinin deneyimine katkıda bulunamayacağı anlamına gelmiyor. Hâlihazırda YouTube üzerinde binlerce farklı deepfake video bulunuyor. Birbirinden yaratıcı, bazen komik, bazen ise düşündürücü olan bu fan yapımları, sektörü direkt etkileyen farklı bir pazar meydana getirebilir.

İçerik tüketme alışkanlıklarımız değişiyor. Geçtiğimiz ay piyasaya giren ve bir dizi-film platformu mu yoksa skeç platformu mu olduğu anlaşılmayan GAIN gibi, içerik tarzına değil de o içeriği tüketme tarzımıza odaklanan ve bunu hedefleyen hizmetler artıyor. Eğer bir içeriği telefondan tüketirsek, çözünürlük konusu da otomatik olarak by-pass edilmiş olacaktır. Yani, telefondan izlediğimiz yapımlarda çözünürlüğün/görüntü kalitesinin düşük olması çok da büyük sorun olmayacaktır. Bu yüzden, GAIN benzeri mobil cihazlarda hizmet veren, deepfake teknolojisine odaklanmış yeni platformlar ile tanışabiliriz. Bu yeni platformların, telif ile ilgili sorunları çözerek normal insanların (kullanıcılar, fanlar, komünite) yaratıcılığına bırakması en doğrusu gibi duruyor. 

Bu sayede, ben de yıllardır beklediğim Johnny Depp - Joker birlikteliğini görebilir, hatta belki Barış Akarsu’yu yeni bir dizide veya yeni şarkısıyla birlikte yeni bir klipte oynatabilirim.  

Tabii, bu da yasal bazı sorunlara yol açıyor:

Bugün, biz öldükten sonra dijital varlığımızın ne olacağı tartışılıyor. Herkes, Facebook- Instagram’daki verilerini ailesine bırakmak istemeyebilir. Bu yüzden birçok servis, ölüm durumunda hesabın silinmesi gibi hizmetler veriyor. Bunları tartıştığımız bir çağda, ölmüş insanları alıp yeni dizi-filmlerde oynatmak bizim için tatmin edici veya mutluluk verici olabilir ancak hem o kişinin hakları hem de ailesinin-sevdiklerinin hisleri ne olacak? 

Kemal Sunal, geçtiğimiz haftalarda Ziraat Bankası’nın reklamında oynatıldı. Sempatikliği ve ülkenin tamamı tarafından sevilmesiyle ciddi bir gündem yaratan Sunal’ın bugün yaşasa, verdiği kredilerle ve halk ile yaşadığı sorunlarla gündeme gelen Ziraat Bankası’nın reklamında oynayıp oynamak isteyeceğiı ise soru işareti. Öyle ki, bu teknoloji sayesinde önümüzdeki sene -tıpkı Kemal Sunal'ın geçtiğimiz günlerde Ziraat Bankası reklamında rol alması gibi- bir Amazon reklamında Küba'nın devrimci lideri Fidel Castro'yu görmemiz mümkün olabilir.

"Ayırt edemiyorsan, ne önemi var?"

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

📽 Deepfake ile Sinemanın Geleceği ve Sporda Dijital Dönüşüm 🤺

🥜 Çerezlere Elveda, Tiktok, Arılar ile #SürdürülebilirGelecek 🐝

28 Şub 2021

📽 Deepfake ile Sinemanın Geleceği ve Sporda Dijital Dönüşüm  🤺

YAZARLAR

Hasan Hüseyin Kesen

Teknoloji yazarı, dijital iletişim uzmanı ve sosyal girişimci adayı

İLGİLİ OKUMALAR