Sınırları aştık!

Döngüsel ekonomiye neden ihtiyacımız olduğunu bilimsel sebeplerle tartışıyoruz
Sınırları aştık!

Herkese merhaba,

Bu hafta, “şimdiye kadar hakkında bolca bahsettiğimiz döngüsel ekonomi ve alakalı tüm konulara neden dikkat çekilmeli?” sorusunun bir anlamda ana cevabı hakkında düşüneceğiz.

Gezegensel Sınırlar!
İklim değişikliğinin kontrolden çıkmasını önlemek ve ekolojik çöküşü durdurmak için zaman hızla tükeniyor. Büyük ölçüde doğrusal olan ekonomik modelimiz ve sürekli artan doğal kaynak talebimiz yaklaşmakta olan bu iki senaryoyu ivmelendirerek üstlerine düşen görevi ziyadesiyle yerlerine getiriyorlar.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, özellikle Avrupa’nın gezegenin sahip olduğu sınırlar içerisinde yaşamadığı aşikar. Başka bir deyişle, gezegendeki herkes ortalama bir Avrupalı gibi yaşasaydı, küresel ekonomiyi sürdürmek için neredeyse üç Dünya’ya ihtiyacımız olurdu. Bu da demek oluyor ki sınırlara saygılı olmaz, döngüsel ekonomi konseptine uyum sağlamaz ve gerekli aksiyonları almazsak gezegenin bizi saf dışı etmesi an meselesi.

Şimdi gelelim nedir bu bahsettiğimiz sınırlar?
Gezegensel sınırlar kavramı, gelecek nesillerin gelişmeye devam edebilmesi için aşılmaması gereken dokuz gezegensel sınır kümesinden oluşur.

2009 yılında, eski merkez direktörü Johan Rockström, uluslararası üne sahip 28 bilim adamından oluşan bir grubun, Dünya sisteminin kararlılığını ve esnekliğini düzenleyen dokuz süreci tanımlamasına öncülük etti. Bilim adamları aşılması durumunda, büyük ölçekli ani veya geri döndürülemez çevresel değişiklikler oluşturma riskinin olduğu bu nicel gezegensel sınırları işte bu dönemde önerdiler. O zamandan beri gezegensel sınırlar çerçevesi bilim, politika ve uygulamada büyük ilgi yarattı.

Hadi gelin birlikte bu sınırları biraz daha detaylı inceleyelim!

1- Stratosferik ozon incelmesi
Atmosferdeki stratosferik ozon tabakası, güneşten gelen ultraviyole (UV) radyasyonu filtreler. Bu tabakanın incelmesi durumunda, daha fazla miktarda UV radyasyonu yer seviyesine ulaşacaktır. Yeryüzünün fazla miktarda UV ışınlarına maruz kalması, insanlarda cilt kanseri oluşumunu ciddi oranda tetikleyebilir ve hem karasal ve hem deniz biyolojik sistemlerinin dengesini bozarak zarar verebilir.

2- Biyosfer bütünlüğünün kaybı (biyoçeşitlilik kaybı)
2005 Binyıl Ekosistem Değerlendirmesi, insan faaliyetleri nedeniyle ekosistemlerde meydana gelen değişikliklerin son 50 yılda insanlık tarihindeki herhangi bir zamandan daha hızlı olduğu, ani ve geri döndürülemez değişiklik risklerini artırdığı sonucuna varmıştır.

Değişimin ana itici güçleri, ciddi biyolojik çeşitlilik kaybına neden olan ve ekosistemde değişikliklere yol açan gıda, su ve doğal kaynaklara olan taleptir. Mevcut yüksek ekosistem hasarı ve yok olma oranları, canlı sistemlerinin (biyosfer) bütünlüğünü koruma, habitatı geliştirme, ekosistemler arasındaki bağlantıyı iyileştirme ve bir yandan da insanlığın ihtiyaç duyduğu yüksek tarımsal üretkenliği sürdürme çabalarıyla yavaşlatılabilir.

3- Kimyasal kirlilik ve yeni varlıkların salınımı
Sentetik organik kirleticiler, ağır metal bileşikleri ve radyoaktif malzemeler gibi toksik maddelerin emisyonları, gezegen üzerinde insan kaynaklı önemli değişikliklerden bazılarını temsil eder. Bu bileşikler, canlı organizmalar ve fiziksel çevre üzerinde (atmosferik süreçleri ve iklimi etkileyerek) potansiyel olarak geri döndürülemez etkilere sahip olabiliyor. Ekosistem derken sadece çevre üzerine düşünmemiz yeterli olmaz bunun bir de insan vücudundaki etkileri var ki gerçekten ürkütücü. Öldürücü olmayan seviyelerde olsa dahi, canlı sistemine kimyasal kirliliğin alımı ve birikimi, doğurganlığı negatif yönde etkiliyor ve kalıcı genetik hasarlara sebep olabiliyor.

4- İklim değişikliği
Son kanıtlar, şu anda atmosferde 390 ppmv CO2'yi geçen Dünya’nın gezegen sınırını çoktan aştığını ve birkaç Dünya sistemi eşiğine yaklaştığını gösteriyor. Şu anda halihazırda, kutup deniz buzunun kaybının neredeyse kesinlikle geri döndürülemez olduğu bir noktaya ulaşmış bulunmaktayız. Bu, iklim değişikliğinin oldukça hızlı olan etki geri bildirimine sahip olduğunun bir kanıtı olurken aynı zamanda Dünya sistemini yine hızlı bir şekilde dengeden çıkarabilecek iyi tanımlanmış eşik örneğidir. Örneğin, yağmur ormanlarının tahribatı doğal karbon yakalama desteğinin zayıflamasına, Dünya’nın ısınmasına hatırı sayılır bir hızda sebep olabiliyor. İşte yıllardır tartışılan asıl soru şu:

Büyük, geri dönüşü olmayan değişiklikler kaçınılmaz hale gelmeden önce bu sınırın üzerinde ne kadar kalabiliriz?

5- Okyanus asitlenmesi
Özellikle insansı aktivitelerin atmosfere saldığı CO2'nin yaklaşık dörtte biri okyanuslarda çözülür. Burada okyanus kimyasını değiştirerek ve yüzey suyunun pH’ını düşürerek karbonik asit meydana getirir. Bu artan asitlik, birçok deniz türü tarafından kabuk ve iskelet oluşumu için kullanılan temel bir “yapı taşı” olan mevcut karbonat iyonlarının miktarını azaltarak korkutucu sonları hızlandırır.

Bu artık bir eşik olmanın ötesinde bir durum, çok hızlı etki göstererek yükselen asit seviyesi, mercanlar ve bazı kabuklu deniz ürünleri ve plankton türleri gibi organizmaların büyümesini ve hayatta kalmasını zorlaştırıyor. Bu türlerin kaybı sadece bir “tür kaybı” olarak kalmıyor, okyanus ekosistemlerinin yapısını ve dinamiklerini değiştirerek kendisiyle birlikte balık türlerini geri dönüşsüz bir kayba sürüklüyor. Öyle ki sanayi öncesi dönemlerle karşılaştırıldığında, günümüzde yüzey okyanus asitliğinde 30% artış söz konusu.

6- Tatlı su tüketimi ve küresel hidrolojik döngü
Tatlı su döngüsü iklim değişikliğinden güçlü bir şekilde etkilenir ve sınırı iklim sınırıyla yakından bağlantılıdır. Ancak insan baskısı şu anda küresel tatlı su sistemlerinin işleyişini ve dağılımını etkileyen en baskın itici güç durumundadır.

Su kütlelerinin insan tarafından değiştirilmesinin sonuçları, hem küresel ölçekte nehir akışı değişikliklerine hem de arazi kullanımı değişikliğinden kaynaklanan buhar akışlarındaki değişikliklere sebep olur. Hidrolojik sistemdeki bu kaymalar ani ve geri döndürülemez olabilir ve maalesef su kaynakları giderek “kıt” diye nitelendirdiğimiz bir seviyeye hızla gelebilir. Yapılan araştırmalar 2050 yılına kadar yaklaşık yarım milyar insanın su stresine maruz kalmasının muhtemel olduğunu ve bu durumun su sistemlerine müdahale etme baskısını arttıracağını belirtiyor.

7- Arazi sistemi değişikliği
Maalesef günümüzde boşta duran her arazinin insan kullanımına dönüştürülmesi gibi bir yönelim mevcut. Ormanlar, çayırlar, sulak alanlar ve diğer bitki örtüsü türleri öncelikle tarım arazisine dönüştürülmüştür. Bu arazi kullanımı değişikliği, biyoçeşitlilikteki ciddi azalmaların arkasındaki itici güçlerden biridir. Bunun yanında denge değişikliğinin su akışları ile karbon, nitrojen, fosfor ve diğer önemli elementlerin biyojeokimyasal döngüsü üzerinde de ciddi etkileri vardır.

Her arazi örtüsü değişikliği olayı yerel bir ölçekte meydana gelse de, etkileri benzer şekilde yerel olmuyor. Etkilerin birbiri üzerine eklenerek büyümesi küresel ölçekte Dünya sistemi süreçleri için üzücü sonuçlar doğuruyor. Arazi sistemlerinde insani değişiklikler için bir sınır, yalnızca arazinin mutlak miktarını değil, aynı zamanda işlevini, kalitesini ve mekânsal dağılımını da yansıtmalıdır. Ormanlar, arazi kullanımı ve iklimin bağlantılı dinamiklerini kontrol etmede özellikle önemli bir rol oynar ve arazi sistemi değişikliği için sınırın odak noktasıdır.

8- Biyosfere ve okyanuslara akan azot ve fosfor
Azot (nitrojen) ve fosforun biyojeokimyasal döngüleri, birçok endüstriyel ve tarımsal sürecin bir sonucu olarak insanlar tarafından kökten değiştirilmiştir. Azot ve fosfor, bitki büyümesi için gerekli elementlerdir, bu nedenle gübre üretimi ve uygulaması ana endişe kaynağıdır.

İnsan faaliyetleri artık, Dünya’nın tüm karasal süreçlerinin toplamından daha fazla atmosferik nitrojeni reaktif formlara dönüştürüyor. Bu yeni reaktif nitrojenin çoğu, ekinler tarafından alınmak yerine çeşitli biçimlerde atmosfere salınır. Yağmur yağdığında su yollarını ve kıyı bölgelerini kirletir veya karasal biyosferde birikir. Benzer şekilde, gıda üretim sistemlerine uygulanan fosforlu gübrelerin nispeten küçük bir kısmı bitkiler tarafından alınır; insanlar tarafından harekete geçirilen fosforun çoğu da su sistemlerine girer. Bakteriler, yüksek besin kaynağına tepki olarak büyüyen alg çiçeklerini tükettiğinden, bunlar oksijen açlığı yaşayabilir.

Uygulanan nitrojen ve fosforun önemli bir kısmı denize ulaşır ve deniz ve su sistemlerini kendi ekolojik eşiklerinin ötesine itebilir. Bu etkinin bölgesel ölçekte bir örneği, Meksika Körfezi’ndeki ‘ölü bölge’deki karides avında, nehirlerde taşınan gübrenin neden olduğu azalmadır.

9- Atmosferik aerosol yüklemesi
Atmosferik aerosol gezegen sınırı, öncelikle aerosollerin Dünya’nın iklim sistemi üzerindeki etkisi nedeniyle önerildi. Aerosoller, su buharı ile etkileşimleri sayesinde, bulut oluşumunu gibi atmosferik dolaşım modellerini etkileyen hidrolojik döngüde kritik bir rol oynar. Ayrıca, atmosferde ne kadar güneş ışınımının yansıdığını veya emildiğini değiştirerek iklim üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptirler.

İnsanlar, sebep olduğu atmosferik kirlilik, havadaki toz ve duman salınım ve artıran arazi kullanımı değişikliği ile aerosol dengesini değiştirir. Bölgesel iklim rejimleri ve muson sistemlerindeki değişimler özellikle çok kirli ortamlarda görülmüş olup ve bir aerosol sınırı için ölçülebilir kanıt sağlamıştır.

Gezegenimizin sınırlarını, kendimizin ve çevremizin sınırları kadar dikkate aldığımız ve onlara saygı duyduğumuz o güzel zamanlara!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Döngüsel EkonomiDöngüsel Ekonomi

BÜLTEN SAYISI

Sınırları aştık!

Döngüsel ekonomiye neden ihtiyacımız olduğunu bilimsel sebeplerle tartışıyoruz

11 Kas 2021

Sınırları aştık!

YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi

Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!

İLGİLİ OKUMALAR