Şirketlerin sosyal sorumluluğu

Şirketlerin yalnızca kâra odaklanması gerektiği fikri, toplum olarak karşılaştığımız büyük sorunlar göz önüne alındığında yetersiz kalıyor.
Şirketlerin sosyal sorumluluğu

Irksal adalet talepleri, küresel salgın ve ardından gelen durgunluk, iklim krizinin doğurduğu aciliyet, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı ve benzeri hususlar, şirketleri toplumda üstlendikleri rolleri hesaba katmaya zorluyor. Zira Amerikan kapitalizminin, şirketlerin tek başına kâra odaklanması gerektiği şeklindeki uzun süreli ilkesi, bugünlerde karşılaştığımız büyük sorunlar göz önüne alındığında son derece yetersiz görünüyor. Kaldı ki şirketlerin etik meselelere veya çevresel ve sosyal konulara odaklanmaları gerektiği, her zamankinden daha net bir basınç unsuru.

Bu çıplak gerçekle boğuşurken, Amerikan kapitalizminin temelinde yer alan kar maksimizasyonu ilkesini savunan bir makaleyi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Nobel ödüllü ekonomist Milton Friedman'ın New York Times Dergisi'nde 50 yıl önce yayımlanan “İşletmenin Sosyal Sorumluluğu Karlarını Arttırmaktır” başlıklı makale. Konfederasyon heykelleri bir bir yıkılırken ya da birçok çağ dışı fikrin(!) adil bir toplumda yeri olmaması gerektiği kabul edilmişken; Friedman'ın eskimiş tezini kaidesinden kaldırmanın zamanı çoktan geldi.

Friedman, piyasaların “oybirliği” üzerine işlediğini ileri sürer: Bu aynı zamanda tüm tarafların her mübadeleye gönüllü olarak girmesi demek. Zaten o da ideal bir serbest piyasada, "hiçbir birey diğerini zorlayamaz, tüm işbirlikleri isteğe bağlıdır, bu tür bir işbirliğinin tüm tarafları yararlanır veya katılmaları gerekmez" diye yazmıştır. Peki ya piyasa, eşitsizlik ve baskı üzerine kuruluysa? Mesela oybirliği ilkesi, 400 yıl önce köleliğin temelini attığından beri, modern ekonomilerin temelini oluşturan beyaz üstünlüğünü ve ataerkiyi savunmak olarak okunuyorsa? Bu hakimiyet sistematik olarak kadınlara ve beyaz olmayan insanlara karşı ayrımcılık doğuruyorsa?

Friedman, özgür bir piyasanın, yetkin ve hesap verebilir bir hükümetle bir arada var olacağını varsayar: Denetim ve denge sistemini (checks and balances) hatırlıyor musunuz? İşte Friedman, hükümetlerin toplumsal ihtiyaçları adil bir şekilde karşılayacağına dair teminat olarak bunu işaret etti. Ancak pandemi ortamında gördük ki; gelişmiş ülkelerde bile, hükümetlerin eylemsizliği karşısında bireyler ve şirketler, çalışanları için maske temin etmek veya iklim krizi için iddialı hedefler belirlemek için mecburi adımlar atıyorlar.

Friedman, şirket yöneticilerinin yegane sorumluluğunun “şirketin sahibi olan hissedarların temsilcisi” olarak hareket etmek olduğunu açıklar: Oysa şirketlerin, insanları tüm benliklerini çalışmaya teşvik etmek ile kaosu davet etmek arasında ince bir çizgide yürümeleri gerekiyor. Neticede çalışmak o kadar güzel bir şey olsaydı, üste para verilmezdi. #MeToo örneğinde şahit olduğumuz üzere, Kurumsal amaçlar kisvesi altında, kadınların ve beyaz tenli olmayan insanların seslerinin nasıl marjinalleştirildiği de cabası...

Şüphesiz şirketlerin hayatta kalmak için sürekli kar etmeye ihtiyacı var ve bugüne dek kapitalizm birçok kişiye zenginlik sağladı. Fakat ne pahasına? Yaşamın her alanının paraya tahvil edilmesi uğrunda, kapitalizmin son 150 yılda Dünya'ya onarılamaz zararlar verdiği unutulmamalı. Şayet bir "Büyük Sıfırlama" gerçekleşecekse, işe bu tahribat hakkında bir durum raporu çıkarılarak başlanmalı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

YAZARLAR

Ersin Şenel

Çıkarların değil, etik ilkelerin yaşama egemen olması için...

İLGİLİ OKUMALAR